Apaydın'da neler oluyor?

Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği'nin açık ifadesiyle, silahlı mücadele iltica ve sığınmanın insani nitelikleriyle bağdaşmayacağı için faydalanamazlar.

Apaydın kampına CHP milletvekillerinin ziyaretine izin verilmemesi ciddi bir tartışma yarattı. Yetkililer sivillerin kaldığı kampların ziyaret edilmesinde bir sorun olmadığını fakat askerlerin kaldığı kamplarda ziyaret kısıtlaması getirilebileceğini söylediler. Haklılar. Ya da bir noktaya kadar haklılar.
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, mevzuat gereği askerlerin ayrı kampta kalması gerektiğini söylüyor. Doğru. Mülteciler ve sığınmacılara ilişkin 1993 tarihli yönetmelik asker ve sivillerin ayrı muamele göreceğini öngörüp, şunu söylüyor: “Muharip yabancı ordu mensupları hakkında 4104 sayılı Muharip Yabancı Ordu Mensuplarından Türkiye’ye İltica Edenler Hakkında Kanun hükümleri uygulanır.”
O kanunun uygulanmasını düzenleyen 1995 tarihli bir yönetmelik var. Ne diyor bu yönetmelik ziyaret konusunda? Şayet ziyaretçi yabancı devlet ya da uluslararası örgüt temsilcisiyse Dışişleri Bakanlığı’ndan görüş alınır ve Milli Savunma Bakanlığı izin verirse ziyaret yapılabilir.
Peki ziyaretçi “yerli” ise? O vakit ziyaretlerin nasıl yapılacağına Genelkurmay Başkanlığı karar veriyor.
Peki sivillerin olduğu kamplarda durum ne? Ziyaretçi yabancıysa Dışişleri Bakanlığı’nın görüşünü alarak İçişleri Bakanlığı karar veriyor. Ziyaretçi ‘yerli’ ise valilik.
Buraya kadar sorun yok. Ya da var çünkü Dışişleri Bakanı Davutoğlu bu bahsedilen kriterler dışında bir başka kriter daha getiriyor ziyaret için. Bakana göre ziyaret için kampta kalan askerlerin de onayı gerekiyor. Oysa mevzuatta böyle bir hüküm yer almıyor.
Bir başka karışıklık daha var. Dün TBMM İnsan Hakları heyetinin Apaydın kampını ziyaret etmesine izin çıkacağı söylendi. Hangi yöntemle? Komisyon’un Dışişleri Bakanlığı’na başvurmasıyla.
Mevzuat Dışişleri Bakanlığı’nın görüşünü yabancı devlet ve uluslararası örgüt  temsilcilerinin ziyaretlerinde şart koşmuş. Kamp askeri ise ziyaret izni Genelkurmay tarafından, kamp sivil ise valilikçe düzenleniyor. İnsan Hakları Komisyonu’nun neden Dışişleri Bakanlığı’na başvurması gerektiği belirsiz.
Kamp, Davutoğlu’nun belirttiği üzere askeri nitelikteyse, kampa ilişkin açıklamaların neden vali tarafından yapıldığı da pek anlaşılmıyor. Dışişleri Bakanı’nın dayandığı mevzuat gereği askeri kampın “yerli” ziyaretçilerin nasıl ziyaret edeceğinin düzenlenme yetkisi Genelkurmay’a ait, valiye değil.
Bir başka belirsizlik ise bakanın bahsettiği kanun ve yönetmeliğin Suriyeli askerlere uygulanıp uygulanamayacağı. Kanun ve yönetmelik ‘muharip yabancı ordu mensuplarına’ uygulanıyor. Mevzuat bunları şöyle tanımlıyor: “Ülkeye kabul edilen veya ülkede ele geçirilen, mensubu bulunduğu silahlı kuvvetlerin bir üçüncü ülke ile savaş veya silahlı çatışma halinde bulunduğu asker kişi”.
Bu ifadeden bir iç savaşa dahil olanların da kapsama girdiğini söylemek en azından tartışmalı. Hadi bu tartışmaya girmeyelim ve ifadenin doktrinde belirtildiği üzere ‘yabancı bir ordunun fiili bir baskısı olmadan mensup olduğu ordudan firar edip sınırlarımıza iltica edenleri’ kapsadığı kabul edelim.
Peki bu kişiler geldikleri devlete karşı silahlı mücadele bulunmaya devam ediyorlarsa ‘mülteci hukuku’nun korumasından faydalanabilir mi? Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin açık ifadesiyle, silahlı mücadele iltica ve sığınmanın insani nitelikleriyle bağdaşmayacağı için faydalanamazlar.
Geçerli hukuk kurallarının uygulanmasında ciddi bir karışıklık olduğu ortada. Her ne kadar idare yasaklama yetkisine sahip makamı belirlemekte güçlük çekse de hukuken ziyaretlerin kısıtlanması mümkün. Ancak bunun siyasi sonuçları olacaktır.
Ziyareti yasaklananlar bu yasağın arkasında ne olduğunu sorgulamak hakkına sahiptir. Akla gelen ilk soru da bianet sitesinden Ayça Söylemez’in konuştuğu bir Suriyeli askerin belirttiği gibi kampta kalan askerlerin gündüz Suriye’de savaşıp, gece kampa dönüp dönmediğidir.
Bu ihtimal gerçekse, artık bir mülteci ya da sığınmacı konusunu değil bir silahlı örgüte Türkiye’nin doğrudan fiili destek vermesini tartışıyoruz demektir. Türkiye bu yolu tercih etmiş olabilir fakat bu ülkede yaşayanların da durum buysa, bunu bilme hakları vardır.
Umalım TBMM İnsan Hakları Komisyonu’nun ziyareti bu tartışmaya bir açıklık getirebilsin.