Aritmetik iyi, reelpolitik pekiyi

Kendine bakmadan dünyaya etik dersi vermek güzel. Memleketinde öldürülenleri bir kişi, iki kişi, üç kişi, dört kişi diye saymak daha da güzel.

Geçen cuma günü Başbakan Erdoğan memleketimizin bazı kesimlerinin ve dünyanın ikiyüzlülüğüne isyan etti:
“Türkiye’de bir kişi, iki kişi, üç kişi, dört kişi polise şiddet uygularken ölüyor, twett’ler, Facebok’larla dünyanın altını üstüne getiriyorlar. Mısır’da 53 kişi namaz kılarken öldürülüyor, dünya sessiz.”


Başbakan’ın ifadesine bakılırsa Gezi protestoları esnasında kimileri polise saldırmış ve o sebeple ölmüşler. Yani öldürülmüş dahi değiller. Öyle yani. Polise saldırdıkları için taş kesilmişler, ölüvermişler. Takdir-i ilahi. Başbakan saldırdıklarına karar vermiş bir kere.
Mehmet Ayvalıtaş bir aracın göstericilerin arasına sürülmesi sonucu öldürüldü.
Ethem Sarısülük, havaya ateş açtığı iddia edilen bir polisin kurşunuyla öldürüldü.
Ali İsmail Korkmaz’ı sopalarla döverek öldürdüler.


Abdullah Cömert’in ateşli silahla mı gaz kapsülüyle mi öldürüldüğü hâlâ net değil. Ama öldürüldüğü belli.
Başbakan’ın zihin dünyasında bu dört genç polise şiddet uygularken ölen ‘bir kişi, iki kişi, üç kişi, dört kişi.’
Bu gençlerin katillerinin hesabının yargıda görülmesi için uğraşması gereken Başbakan, tencere-tava çalanların komşularına muhbirlik görevi vermeyi tercih ediyor. Kafasında ‘biz ve onlar’ diye memleketi ortadan yararak sesleniyor: “Yargıda biraz da onlar mücadele etsin. Yıllarca biz mücadele ettik şimdi onlar mücadele etsin.”
Kendi memleketinde öldürülenlerin umurunda olmaması yetmiyor, Mısır’da katledilenleri de onlarla kıyaslamak gayretinde.
Mısır’daki katliama tepki göstermediği için dünyayı suçluyor. Haklıdır.
Reelpolitik çoğu zaman katliamlara göz yummayı gerektirir. Bunu da Erdoğan birçoklarından iyi bilir. Ders verdiklerinden bir farkı yoktur.
Sudan’da Darfur katliamı yaşanır bizzat Sudan hükümetine göre 10.000, uluslararası kuruluşların raporlarına göre 300.000 kişi öldürülmüşken ne yapmıştı Erdoğan?

Uluslararası Ceza Mahkemesi, Sudan diktatörü Ömer El Beşir hakkında tutuklama emri çıkartmışken “Bir Müslüman böyle bir şey yapamaz ki. Bir Müslüman soykırım yapamaz” demişti. Sonra da teorisinin istisnasını izah etmişti: “Şayet Müslüman, adam öldürüyorsa, ya cehalet ya duygusallıktan demektir.”

Muhtemelen bu gerekçeyle Madımak davası zamanaşımına uğradığında bütün memleketin koca Başbakanı’nın değerlendirmesi şu olmuştu:
“Milletimiz için ülkemiz için hayırlı olsun. Zaten onlar da söylüyorlar. Yıllar yılı içerde olan vatandaş, içlerinde kaçak olanlar vardı. Bilemiyorum tabii onlar da var...”

İsrail’in katliamlarını haklı olarak eleştiren Sayın Erdoğan 2002’de Hamursuz Bayramı’nda Hamas, İsrail’de bir otelde aralarında Nazi soykırımından kurtulmuş yaşlıların da olduğu 30 kişiyi öldürdüğünde sessiz kalmıştı.

Zannedilmesin ki Başbakan Müslümanları hep kayırmaktadır. ABD’nin Irak ve Afganistan’da yaptıklarıyla da çok ilgilenmez.
2002’de Hindistan’ın Ahmetabad şehrinde bazı Hindu gruplar 35 Müslümanı katlettiğinde de konuyla pek ilgilenmiş miydi?
Peki Mısır’daki darbeye karşı alınan bu sert tavır ilkeli bir siyasetin mi neticesi?

Bugün dünyanın Mısır darbesini kınamaktaki ikircikli tutumunu eleştirip, Afrika Birliği’nin darbeyi kınamasını takdir ediyor iktidar çevreleri. 2009 senesinde Madagaskar’da darbe olduğunda Afrika Birliği darbeyi yine kınamıştı. Darbe, iktidarımızın umurunda olmuş muydu? Olmamış ki Madagaskar’a Türkiye Büyükelçiliği darbeyle gelen Başkan Andry Rajoelina zamanında 2010’da açılmış. İşimize gelince darbelere karşıyız. Siyasi rant devşireceksek Kaddafi’den insan hakları ödülü alır, diktatörlerle iyi geçiniriz. Siyasi tesirimizin olacağını düşündüğümüz rejimlerin darbeyle indirilmesine kızar, iyi geçindiğimiz diktatörün katliamına göz yumarız.
Kendi karnesine bakmadan dünyaya siyasi etik dersi vermek güzel.
Memleketinde öldürülenleri “bir kişi, iki kişi, üç kişi, dört kişi” diye saymak daha da güzel.
Hiçbir şeyden emin olmasak da aritmetiğinin fena olmadığını görüyoruz.
Aritmetik iyi, reelpolitik pekiyi.