Ata sporumuz güreş

İçişleri Bakanı ve Emniyet Müdürü'nün açıklamalarından anlıyoruz ki kurumlar arasında sorun var, koordinasyon yerlerde ve her şey yolundan çıkmış.

Memleketimizde siyaset ve bürokrasinin kullandığı ve herkesin bildiği şifreli bir dil vardır. Mesela bir suikasttan sonra bir devlet yetkilisi ‘menfur bir hadise’ diyorsa, bilin ki hayatını kaybeden hiç umurunda değildir, ancak suikasttan da rahatsız olmuştur. Çünkü suikasttan rahatsız olmazsa zaten onun adı ‘münferit bir vaka’dır. Bu dendiği zaman biliriz ki iş kesinlikle ‘münferit’ değil, örgütlüdür ve bu beyanda bulunan kişi de işin arkasındaki örgüt hakkında gayet kapsamlı bir istihbarata sahiptir.
Özellikle bu ‘menfur’ ve ‘münferit’ açıklamaları neredeyse hiç şaşmaz bir şekilde hedefini bulur. Son MİT meydan muharebesinde bu sebeple siyaset ve bürokrasinin devlet geleneğini özümsemiş makamlarını işgal edenlerin açıklamalarına bakmak gerek. MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın ifadesinin alınmak istenmesi üzerine İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin şunu dedi mesela:
“Kurumlar arası sorun yok. Koordinasyon ileri düzeyde. Her şey mecrasında ve yolunda ilerliyor.”
Peki, Hakan Fidan, Emre Taner ve Afet Güneş’in de içinde bulunduğu fezlekeyi hazırlayan emniyet görevlileri pasif görevlere atanırken İstanbul Emniyet Müdürü Hüseyin Çapkın ne dedi:
“Bu bizde rutin bir uygulamadır, bir çeşit nöbet değişimi.”
İçişleri Bakanı ve Emniyet Müdürü’nün açıklamalarından anlıyoruz ki kurumlar arasında sorun var, koordinasyon yerlerde sürünüyor, her şey yolundan çıkmış ve olanlar rutin dışında.
Herkes çarşının fena halde karıştığının farkındayken devlet geleneğiyle hamurları yoğrulmuş olan yetkililerin bu tarz beyanat vermeye devam etmesi, ‘piyesçi, tiyatrocu’ devlet anlayışının da bir göstergesi.
Olan biten hakkında neredeyse her türlü teori ortaya atıldı. Hükümet ile cemaatin etki alanı paylaşımı kavgası diyen de var, muhtemel bir Suriye operasyonu öncesi bilek güreşi diyen de, Kürt meselesinde güvenlikçilerle diyalogcular arasındaki kavga diyen de. İhtimal, devletliler bu teorilerden hangisini ya da hangilerini yalanlarsa, o teorinin sağlamasını da yapmış olacaklar. Karşılaşılanın, bütün bu teorilerin iç içe geçtiği bir siyasi kavga olması ihtimali de çok yüksek. Bunlar hep tartışılacak. Fakat bunların hiçbiri, siyasi ve hukuki sistemin pamuk ipliğine bağlı olduğu gerçeğini değiştirmez. İktidarın ve iktidara yakın gazetelerin bu kavgadaki tutumu, yargıya güvensizliklerinin de göstergesi. İktidar belli ki olanlara, Hakan Fidan üzerinden kendisinin hedef alındığı bir siyasi operasyon olarak bakıyor ve bu nedenle emniyet görevlileri ve savcıya işten el çektiriyor. Bu durumda son MİT operasyonunun emniyet ve yargının bir kesiminin ilk siyasi operasyonu olup olmadığı sorusu akla geliyor. Başbakan’ın güvenip iddianameyi dahi beklemeden yargıya müdahale etmesi, bundan sonra özel yetkili mahkemelerin el attığı siyasi içerikli her davayı zan altında bırakacaktır.
Hele bu hafta bir kurtarma operasyonu ile MİT Kanunu değiştirilir ve Başbakan’ın ‘özel görev’ verdikleri neredeyse bir mutlak yargı bağışıklığına kavuşursa, hukuki güvenlik ilkesi iyice sarsılacaktır.
Başbakan belki MİT bürokratlarını kurtarmayı başaracaktır. Fakat bundan böyle özel yetkili mahkemelere güvenilmesi gerektiğini, yargının bağımsız olduğunu neye dayanarak söyleyecek?
Şayet yargı ve emniyet bazı siyasi amaçlarla iktidarı hedef alabiliyor, sonra da hedef alanlar iktidar eliyle kızağa çekilebiliyorsa yargı bağımsız mıdır? Değilse de kime bağımlıdır?
Sorun yoksa yargının bağımsız olması değil de sadece bir yere bağımlı olmaması mı?
Bu güreş müsabakasında ne olup bittiğini anlamak için bürokratların ve bürokrat kökenli siyasetçilerin demeçlerine dikkat. Neyse, “Üste çıktım diye sevinme, altta kaldım diye yerinme”. Farklı renklerin dostça mücadelesi, maksat fair play kazansın.