Bir kazadır oldu

Kasıt değilse ihmal. İhmal değilse hata. Birileri bir emir verdi 34 kişi öldü. Emri kim verdi?

18 Kasım 2012’de İsrail ordusu, El-Dalu ailesinin evini bombaladı. Ailenin on ferdi öldürüldü. İsrail Ordu Sözcüsü, hedefin Hamas üyesi Muhammed El-Dalu olduğunu söyledi.

Uluslararası Af Örgütü’nün ve İsrail basınının El-Dalu’nun Hamas’la ilgisi olmadığını ortaya koyan yayınlarından sonra aynı basın sözcüsü hedefin kimliğinin belirsiz olduğunu söyledi.

Daha sonra bombardımanın hedefinin Hamas’ın askeri kanadının üyesi Yahya Rabiah olduğu açıklandı. Yok edilen El-Dalu ailesi, Rabiah’ı tanımıyordu. Bir kazadır olmuştu.

İsrail ordusu bir iç soruşturma yaptı. Yayımlanan raporda El-Dalu ailesinin öldürülmesi ‘üzücü bir olay’ olarak değerlendirildi. Ancak rapor, sivillerin ölümünde kasıt olmadığını, meşru bir askeri hedefe yapılan bir saldırıda bir ‘yan-zarar’ın gerçekleştiği tespitinde bulunuyordu.
Gazze’de yaşayan Amerikalı aktivist Joe Carton, El-Dalu ailesinden sağ kalanlardan Ahmet’le bir röportaj yapmış. Saldırı gerçekleştiğinde Ahmet, Türkiye’de inşaat mühendisliği yüksek lisansı yapmaktaymış. Haberi alır almaz Gazze’ye gitmiş.
“İsrail F-16’ları ve helikopterleri evlerimizi bombalarken, barış görüşmelerinin ne anlamı var” diyor. Türkiye’ye dönmeyeceğini ve Gazze’de yaşayacağını söylüyor. Ailenin geri kalanlarını yalnız bırakmak istemiyor.

Ailesini kaybetmiş ve bu katliamın sorumlularını bulmak ümidi yok. Uluslararası insan hakları örgütlerinin tepkilerine, ordu sözcüsünün birbirine zıt açıklamalarına rağmen, ordu kendi raporuyla kendini aklamış durumda.
TBMM, Uludere Alt Komisyonu raporunun son cümlesi akla geliyor ister istemez: “Olayın kasten yapıldığına yönelik olarak herhangi bir delil elde edilemediği görüş ve kanaatine ulaşılmıştır.”
Genelkurmay’ın Uludere raporu ise operasyonun kurallara uygun olduğunu söylemekteydi.
Uludere dosyası ise askeri savcılığa sevk edildi.
Uludere’de 28 Aralık 2011’de gerçekleşen bombardımandan bu yana sorumlu bulunabilmiş değil.
Genelkurmay’ın raporu TBMM alt komisyonunu tatmin etmedi. TBMM alt komisyonunun raporu da komisyonun AKP’li üyeleri haricinde kimseyi tatmin etmedi. Komisyonun raporuna muhalefet şerhi yazan milletvekillerinin iddiaları aydınlatılmadı.
İddialar arasında Heron görüntülerinin olduğu Aselsan raporunun tahrif edildiği, komisyona sunulan belgelerin ayıklandığı, yaralılara müdahale edilmediği, MİT’in olayı öğrendiğini açıkladığı saatten çok önce bildiği gibi başlıklar yer alıyor.
Başbakan yaklaşık bir hafta evvel Uludere’de öldürülenlerin aileleriyle iftarda buluştu. Bombalama emrini kendisinin vermediğini ve çok üzgün olduğunu söyledi.

Radikal’de Pınar Öğünç, Başbakan’ın bu buluşmayı bombalamadan 580 gün sonra yapmasını eleştiren bir yazı kaleme aldı. Öğünç, iktidar çevrelerinin “Yatıp kalkıp Uludere diyorlar”, “Her kürtaj bir Uludere’dir”, “34 kişiden daha önemli bir süreç yaşanıyor”, “Onlar figüran”
açıklamalarını hatırlattı. Haklı olarak da sordu: “Pardon, Uludere’de katliam geçen ay mı oldu?”
Barış süreci için Uludere’nin aydınlatılması, buna karşı direnen odaklar ve onlarla işbirliği yapanların ortaya çıkarılması şart.
Operasyon emrini Başbakan vermemiş. Kabul. Ama birisi vermiş.
Kim vermiş?
Soru bu kadar basit ve bu sorunun cevabı da 600 günde bulunamayacak kadar zor olmasa gerek.
İsrail ordusunun yaptığı gibi “Meşru bir askeri hedefe operasyon düzenlerken yan zarar gerçekleşti, trajiktir ama sorumluluğumuz yok” demek de bir yöntem.

Ancak herhalde barış için Gazze’deki İsrail ordusunun mazeretlerinden daha başka yöntemlere başvurmakta fayda var.
Kasıt değilse ihmal. İhmal değilse hata. Birileri bir emir verdi 34 kişi öldü. Emri kim verdi?
600 gün boyunca günde beş dakika araştırılsa bulunabilecek sorumlular, bulunamıyor. O meşhur ifadeyle: İnsan gerçekten hayret ediyor.