Cambaza bak cambaza

Karayılan, Uludere sebebiyle ABD'yi ve Oslo sebebiyle cemaati çözüm sürecine karşı olmakla itham etti.
Cambaza bak cambaza

Bazı stand-up komedyenlerinin klişeleşmiş taktikleri vardır. İlk seferinde ilgi çeker çekmesine ancak bu taktikler bir süre sonra kabak tadı verir.

Geçen sene mayıs ayında Başbakan bir açıklamasıyla koca memleketi bir jinekoloji kongresine çevirmeyi başarmıştı. Haftalarca kürtaj ve sezaryen tartışılmıştı. Şu unutulmaz cümle ise sloganlaşmıştı: “Her kürtaj bir Uludere’dir”.

Uludere’de nasıl bir sır varsa artık bırakın katliamın sorumlularının bulunmasını, konudan ne zaman bahsedilse Erdoğan elini atıveriyor heybesine. Bir güzel karıştırıyor heybeyi ve heybenin ‘muhafazakâr camianın hassasiyetleri’ cebinden bir konuyu çıkarıveriyor.
Geçen sene konu kürtajdı bu sene ise ayran. Önceki gün “Milli içkimiz ayrandı” dedi. Dün ise bu kanaatinin kaynağını açıkladı: “Bana dedem milli içki ayranı öğretti.”

Tabii ayran meselesi tek başına gündem değiştirmeye yetmeyeceği için dün yine zürriyet meselesine girdi. Tek partinin insanları zorla kısırlaştırmasından bahsediverdi.

TDK sözlüğüne göre içkinin ‘içinde alkol bulunan içecek’ olarak tanımlanmasını bir köşeye bırakalım. Başbakanımızın da her halis edebiyatçı gibi dili bozma ve yeniden inşa etme hürriyeti vardır diyelim.

Geldiği siyasi görüşün favori padişahı Ulu Hakan Abdülhamit Han’ın iyi bir rom içicisi olduğundan dem vurmayalım.

Tarihçilerin kutbu olarak anılan Halil İnalcık’a atıfla padişahların içki masalarından hiç söz etmeyelim.

Kişi başına Türkiye ortalamasının on katı alkol tüketen Fransızların memleketimiz ahalisinden yaklaşık sekiz sene daha fazla yaşadığını da görmezden gelelim.

ABD’de içki yasağının mafyanın kuvvetlenmesiyle sonuçlandığını bilmeyelim.

Erdoğan’ın her fırsatta rakiplerini aşağılamak için “Komünistlerde vardır bu” demesinden hareketle Sovyetler Birliği’nin alkol tüketimine karşı aldığı sert tedbirleri gündeme getirmeyelim.

Bunu yapmanın güzel bir içecek olan ayrana haksızlık olmasını ve zavallı ayranın siyasi bir hedef haline gelmesini istemeyiz.

Ancak asıl önemli olan dün Radikal’den Cüneyt Özdemir’in ve Hürriyet’ten Ahmet Hakan’ın üzerinde durduğu mesele.

Murat Karayılan, Uludere’nin bir ABD operasyonu olduğundan şüphelendiğini söyledi.

Bununla da kalmadı; Oslo sürecini baltalayanın cemaat olduğunu zannettiğini ifade etti.

KCK operasyonlarının arkasında örgütlü cemaat gücü olduğunu ve bu konuda ellerinde deliller bulunduğunu da belirtti.

Yani Uludere sebebiyle ABD’yi ve Oslo sebebiyle cemaati çözüm sürecine karşı olmakla itham etti.

Geçen sene mayıs ayında kürtaj meselesi gündeme geldiğinde bu köşedeki yazı “Kusura bakmayın, cambaza bakmayız” başlığıyla yer almıştı.

Karayılan’ın bu çok ciddi ithamlarını ayran içsek de rakı içsek de göz ardı etmek mümkün değil.

Ayran içenlerin de rakı içenlerin de yerine göre ikisini içenlerin de ortak çıkarı bu ithamların ne derecede doğru olduğunun bulunmasını talep etmektir.

Yoksa bırakın ayranı ya da rakıyı barış sürecinin üzerine ancak bir bardak soğuk su içeriz.