CIA hepimizi dinliyor

FISA kanunu ile her tür siyasi oluşumun google ya da sosyal medya üzerindeki faaliyetleri, mesajlaşmaları rahatlıkla kaydedilebiliyor.

ABD’nin herkesi izleyip dinlediğini yazsam beni komplo teorilerine meftun bir kaçık olarak değerlendirir misiniz? Doğrusu kaba ve soyut komplo teorisyenliğinin ciddiye alınmaması gerektiği aşikar. Ancak CIA ve NSA gibi ABD istihbarat örgütlerinin internet üzerinden dilediklerini takip ettikleri de bir hakikat.

İddia bana ait değil. İddia sahibi Avrupa Parlamentosu’nun Ekim 2012’de hazırladığı bir rapor. Siber suçlulukla mücadele ve bulut bilişimde özel hayatın korunması başlıklı rapor teknolojik gelişmelerin getirdiği yeni tehditlere dikkat çekmekte.

Ulaştırma Bakanımız Binali Yıldırım cloud computing ya da bulut bilişimi şöyle izah etmişti belki hatırlarsınız:
“Bu bulut sistemi dedikleri bir şey var. Son zamanlarda herkes oraya bir şey atıyor gelen oradan işine yarayanı alıyor.

Şey yok artık sistematik bir şey yok abur cubur dolduruyorsun. Herkes ihtiyacını oradan bir şey alıyor ama karışmıyor. İstediğini buluyorsun. Bu bilişime fazla kafa yorarsan sıyırırsın. Kullanacaksın. Yararlanıp işini göreceksin.”

Mahkemeye gerek yok

Bu Frenkler bizim bakan gibi davranmamış ve “üzümü ye, bağını sorma” anlayışıyla hareket etmeyip, tatlı canlarını sıkıp oturup sayfalarca rapor yazmışlar. Raporda önemli çok nokta var. Ancak en dikkat çekici olanlarından biri ABD’nin 2008’de kabul ettiği FISA kanunu. Bu kanun ABD vatandaşı olmayanların yapıp ettiklerinin internet üzerinden izlenmesine izin veriyor. Daha ilginci ise ABD vatandaşlarını takip için mahkeme kararı aranırken ABD vatandaşı olmayanların istihbarat servisleri tarafından izlenmesi için mahkeme kararına gerek olmaması.

FISA kanunu sadece terör şüphelilerinin izlenmesi ile sınırlı değil. Her tür siyasi oluşumun google ya da sosyal medya üzerindeki faaliyetleri, mesajlaşmaları bu kanun kapsamında rahatlıkla kaydedilebiliyor. Microsoft Avrupa’nın eski danışmanlarından Casper Bowden, FISA ile ABD’nin eline bir ‘kitlesel gözetleme’ aracı verildiğini söylüyor.

Özellikle gazetecilik örgütleri kanunun muhtemel sonuçlarından tedirgin. Kanun ABD’li gazetecilerin gizli bir mahkeme kararıyla, ABD’li olmayan gazetecilerin de mahkeme kararı dahi aranmaksızın rahatlıkla internette izlenebilmesine imkân tanıyor. ABD’de üslenmiş bütün data merkezlerinde toplanan bilgiler sadece CIA ya da NSA öyle uygun gördüğü için istihbarat birimlerine servis edilebiliyor.

FISA kanununun Bush döneminde yapılan hukuka aykırı telefon dinlemeleri ve internet takiplerinde, Bush hükümetiyle hukuka aykırı bir şekilde işbirliği yapan telekomünikasyon şirketlerinin sorumluluğunu geriye dönük olarak kaldıran hükümler içerdiği de düşünülürse zannederim işin boyutu daha rahat anlaşılabilir.

2008’den bu yana yürürlükte olan bu düzenleme Avrupa’nın dikkatini 2011’de çekmeye başladı. Avrupa Parlamentosu bünyesinde hazırlanan bu eleştirel rapor bir ilk. Çoğu Avrupa devletinin ya konuya hâkim olmadığı ya da ABD’yle çatışmamak için vatandaşlarının özel hayatlarına müdahale eden bu uygulamaya ses çıkartmadığı belirtiliyor. Avrupa “data egemenliği”ni yitirmekle eleştiriliyor.

Peki bizde durum ne? Bizde durum şu: Tekrar hatırlayalım Binali beyin sözlerini:

“Bu bilişim fazla kafa yorarsan sıyırırsın. Kullanacaksın. Yararlanıp işini göreceksin.”

Kim yararlanacak, kim nasıl işini görecek o kısmına da karışmayacaksın.