Çığlıkları duyuyorsun insanları görmüyorsun

Hasan Deniz ilk kişisel sergisini Milli Reasürans Sanat Galerisi'nde açtı. 26 Nisan'a kadar ziyaret edilebilecek sergiyi, yani Deniz'in deyişiyle 'onun hafızasıyla mekânların hafızasının hesaplaşmasını ve bunun getirdiği bazı tekinsiz durumlar'ı konuştuk.
Çığlıkları duyuyorsun insanları görmüyorsun

Fotoğrafın birçok alanında 20 seneyi aşkın bir zamandır çalışıyorsun. Mimari fotoğraflar, reklam fotoğrafları, yemek... Neden bu kadar zaman bekledin sergi için?
Bu işte herkes kendine bir şeyler çeker, ben de çektim ama biraz da bekledim. Biraz olmayı bekledim, biraz pimpirikli bir adamım onun da payı var. 7-8 senedir hep bu tarz fotoğraflar çekiyorum. Belgelemekten ya da referans olan, bilinen meydanları, binaları çekmekten kaçınıyorum. Benim asıl amacım zamansızlık kavramına yaklaşmaya çalışmak.

Serginin adı ‘Alte Liebe’ yani Almanca ‘Eski Aşk’. Aynı zamanda Tezer Özlü’nün ‘Yaşamın Ucuna Yolculuk’ kitabında bahsettiği lokantaya döndürülmüş bir gemiye de atıf yapıyor. Onun da fotoğrafı var serginde. Bu, bir yolculuk kitabı ve Özlü de kitabında hiçbir yerde olamamaktan bahsediyor.
Sergi o kitaptan yola çıkmadı ama o kitabı açtığında herhangi bir yerinde o gezen kadının nerede olduğunu hele biraz dalgın okuyorsan kaybedebiliyorsun. İtalya mı, Macaristan mı, Berlin mi? İçinde kaybolduğun bir metin. Bu sergide de çekilen fotoğraflar her yerde çekilmiş olabilir. Belirsizlik ve zamansızlık fevkalade var hem o kitapta hem de sergide.

Sergi o kitaptan yola çıkmadı diyorsun ama serginin adı kitaptan…
Berlin’deydim ve kitabı okuyordum. O geminin adı Eski Sevgi olarak geçiyordu. Acaba gerçekten öyle bir yer var mı diye merak ettim. Biraz aradım ve buldum. Alte Liebe isminde lokantaya dönüştürülmüş bir gemi. Zaten sergide, gidip çekeyim dediğim, planlanmış tek fotoğraf da onun fotoğrafı. Daha sonra Tomris Uyar’ın da aynı isimde bir hikâye yazmış olduğunu fark ettim. İki hikâye de aynı gemide geçiyor. Her şeyin maksimum tüketildiği sanat ortamının dışında bu Eski Aşk kavramı kendi kendime yaptığım biraz da Saudade havasında bir yolculuğu anlatıyor. Mesela bir uzun metraj film çekseydim bu mekânlarda geçmesini isterdim. Öyle bir yolculuğun ismi...

Eski Aşk adını koyuyorsun, Saudade kavramından bahsediyorsun ve bir nostalji hissi hâkim sergiye. Ama fotoğrafların en eskisi belki 10 sene önce çekilmiş, çoğu son iki üç seneden. Nispeten yeni fotoğraflar nasıl bu hissi veriyor?
Çünkü buradaki fotoğraflar 30 sene önce de çekilebilirdi. Seneler sonra bakıldığında da ne zaman çekildiklerini anlamak zor olacak. Genel bir zamansızlık içerisinde her yerde olabilme kaygısı var fotoğraflarda.

Birçok farklı ülke ve şehirden fotoğraflar var burada. Ancak çoğunda neresi olduğunu sana sorunca öğrenebiliyoruz. Turizm bir din gibi ve kutsal yerleri var, belli hac rotaları var. Dini bir ritüele benzemeye başlayan seyyahlığa karşı da bir itiraz var sanki…
Fotoğrafın icadından beri belli başlı yerler belgeleniyor zaten. Ben buradaydım demek istiyor, bir yeri belki de vakitsizlikten o çok bilinen yerlerle hatırlamayı tercih ediyor çok insan. Oradaki hikâyesini o yerler üzerinden anlatmak arzusunda. Benim bir yeri hatırlamak için tercih ettiğim mekânlar, binalar ise daha farklı. Kendimi oraları çekerken buluyorum.

Farklı yerlerden gelen fotoğraflar bir arada sanki aynı mekânmış gibi de geliyor insana. Bu fotoğrafları birbirine bağlayan ince bir ip var. Nasıl tanımlıyorsun bu ipi?
Bu zaten istediğim bir şeydi. Olabildiğince tanımsız olmaları buna sebep. Çok belirgin şeyleri koyarsan onların kendi kişilikleri oluşuyor. Çerçeveler bilhassa ince yoksa kalın bir çerçeve kullanırsan imajı ona hapsediyorsun ve fotoğraf kendi kendine çalışmaya başlıyor. Diğerleriyle bağlantısı kesiliyor. Oysa bu belirsizlik halinde bir alanda toplanınca bir tek resim çıkarma hikâyesi sağlanıyor. Ama bilinen mekânlar ve kendi başlarına hikâyeleri de var aslında. Mesela Gezi eylemleri sırasında çekilmiş bir AKM fotoğrafı var. Fakat alışıldık bir açıdan değil, bir tadilat örtüsü altında ve arka cephesinden çekildi fotoğraf ve belli belirsiz yürüyen insanlar var. O insanlar o fotoğraftan az sonra binaya çıkacak ve AKM’ye bayraklar flamalar, asacaklar. Çok siyasi bir olay ancak fotoğrafta ön plana çıkan o sert siyaset değil mekânın kendi hafızası.

Bu fotoğraflardaki nesneler, binalar hep birbirlerine bir şeyler anlatıyor gibi. Bunu sağlamak için fotoğrafları sergilerken nasıl bir yol izledin?
Zaten birçok fotoğraftan birbiriyle ilişkili olanları ayırdım sergiyi hazırlarken. Aklımdaki hikâyeyi tamamlayan figürler, mekânlar olması gerektiğini düşündüm. Kendi aralarında bir ilişkileri gerçekten var mı diye bakarak çok fotoğrafı da eledim. Sergi haricinde bir kitap da var. Bir yerleri keşfetmek, bir şeyleri merak etmek için aklıma ilk gelen araç gemi. İnsan gücünün doğayla en basit şekilde birleşip bir tahtaya çakılmış bir çarşafa binip insanın suda ilerleyerek gitmesi...

Kitapta Alte Liebe gemisiyle başlayıp, Yalova’da etrafı toprakla çevrilip terk edilmiş tuhaf ve ürkütücü eski İnkılap vapuruyla bitiyor. Fotoğraflarında insan pek görünmüyor. İnsanın fotoğrafta yer aldığında çok talepkâr olduğunu ve ön plana çıktığını söylüyorsun…
İnsan fotoğrafını çok sevmiyorum. Bazılarında var ama net değil mesela o zaman seviyorum. Öne çıkmasını istemiyorum insanların. Bunlar mekânlar üzerinden hafıza fotoğrafları. Elbette insanların ellerinin değdiğini hissediyorsun. Doğa fotoğrafı değiller. En ıssız fotoğrafta dahi derme çatma da olsa insanın yarattığı bir şeye rastlamaya dikkat ettim bu seride. Aslına bakarsan çok insan var bu fotoğraflarda. Hepsinde var. Çığlıklarını duyuyorsun ama görmüyorsun.

Sergide iki gemi var. Ama aslında bir üçüncü gemi de var. Kitabın sunuş yazısını Hayalet Gemi’deki yazılarıyla tanıdığımız Murat Gülsoy kaleme aldı.
Bu fotoğraflarda belgelemek ve bilgilendirmekten uzak bir yaklaşımım var. Murat Gülsoy’un yazdığı bazı sahneleri kendi çektiğim fotoğraflara çok yakın bulduğum zamanlar oldu. Bir fotoğraf serisine de kuramsal bir metin yerine aklına, hayaline, gözüne çok güvendiğim bir edebiyatçının serbestçe bir metin yazmasının bana çok uyduğunu düşündüm. Mekânların hafızası ve biz buna bakıyoruz. Benim mekanları nasıl hatırladığımdan çok, mekânların hafızasına şahitliğim var bu seride.