Dayan Adana

O esnada vali, İkinci Yeni kuşağının şairlerini kıskandıracak bir imgelem dünyasının perdesini aralamıştır.

İlhamsız sanat olmaz. İlham gelen sanatçı benliğini aşar, dünyayı algılayışının sınırlarını ezip geçer. Bir başka daha büyük bir hakikatin gizli yüzünü aralanan bir perdeden görür gibi olur. O gördükleri yüzünü ışıtır, bedenini sarsar, zihni ve hisleri ipuçlarını gördüğü bu yeni hakikati kavrayıp aktarmak için hızla atan bir çocuk yüreği gibi genleşip daralır.

Şairin, yazarın, bestekârın bir hayal dünyası içinde ayaklarını sürüyerek başı hülyalı bulutlarda gezmesi bundandır. Bu dünya ile daha büyük hakikatin kâinatı arasında gidip gelen bilincinin hâkimiyetine geçer sanatçı. Yapıp ettiklerinin dışarıdan anlaşılması pek güçtür bazen. Tezat gibi görünenler manevi bir aşkınlık arayışının uyum çabalarıdır çoklukla.

Çok bereketli topraklar üzerinde yaşıyoruz. Batı medeniyetinin anlayamayacağı bir sanat kökü var bu diyarlarda. Galeriler, konser salonları, mostralık müzeler ya da bohem ve dejenere bir hayatla sınırlı bir karikatür değildir bizim sanatımız. 

Siyaset de bir sanattır. Devletin idaresi de...

Sadece ressam, bestekâr, şair, heykeltıraş sanatın sahibi değildir. Kendimize özgü bir demokratik sanat anlayışımız var.

Bu memlekette hâkimler, savcılar, valiler de yerine göre bir sanatçı duyarlılığıyla hareket eder.

İlham anları boldur ve ilhamın o sarsıcı idrak anlarını onlar da yaşar.

Adana Valisi’nin yaşadığı da ancak nadir sanat insanlarına özgü bir ilham anı, bir manevi zirve.

Zihni, aklı, bedeni sanatın verdiği ilhamla sarsılırken ağzından dökülenlerin küfür sözleri olması kimseyi şaşırtmasın. O esnada vali, İkinci Yeni kuşağının şairlerini kıskandıracak bir imgelem dünyasının perdesini aralamıştır.

Belli ki beyninde metaforlar, soyutlamalar, ilahi bir raks tutturmuştu.

Kavas. Kavas. Kavas...

Marjinal kavas.

Aniden içine ilahi bir nefes gibi dolan bu ilham, göklerden inmişçesine en kalıcı şiirlere layık bir dizenin başlangıcı değil mi?

Alnında bir güzel şiirin ışığını hissetmiş biri küfür de eder, çılgınlar gibi dünyevi her şeyden soyunup yokuş aşağı, çayırlardan aşağı da koşar, uzun bir sütunun üzerine çıkıp hayatı boyunca ilahi hakikati de arar.

Hem şairin biraz bıçkın, biraz hoyrat ve çokça da küfürbaz olma hakkı yok mudur? Hele Adana gibi, küfrü şerbet gibi içen bir delikanlının hayata meydan okuyan göğsü gibi uzanan Çukurova topraklarında.

Eskişehir Valisi, gazeteci İsmail Saymaz’a gecenin bir yarısı yazdığı mail’i neden hatırlamaz zannediyorsunuz? O da Adana Valisi kadar sanatçıdır. Bir ilham anında kendini aşmış, bilinci kadim ve köklü bir irfanla bütünleşmiştir. O mail’i yazan artık sadece kendisi değil aynı zamanda o irfandır.

Ombudsman neden verdiği Hrant Dink hakkındaki kararın Hrant Dink hakkında olduğunu hatırlamaz, şimdi anladınız mı? Zihni büyük ve kapsayıcı bir hakikatin nehrinde yüzerken insan soylu ve bilge bir iradenin yalın bir aracıdır sadece.

Sayın Başbakan’ın Adana Valisi hakkındaki açıklaması, onun her şeyin farkında olduğunu gösteriyor. “Valiyi yedirmeyiz” derken bir şeyin altını çiziyor. Diyor ki: “O da insan... Kalktı bunu yaptı.”

O da insan, hem de sanatçı bir insan.

Ne der Atatürk: “Hepiniz milletvekili olabilirsiniz, bakan olabilirsiniz. Hatta cumhurbaşkanı olabilirsiniz. Fakat sanatkâr olamazsınız.”

Ne mutlu bize ki valilerimiz, hâkimlerimiz sanatkâr olduklarını ispat ettiler.

Bundan mutlu olacağına valileri taşlamaya çalışanlar gibi sanat düşmanları her dönem olmuştur. Ancak sanatçılar tarihe kalırken onlar silinip gitmiştir.

Adana! Milletin bu hülyalı sanatçı evladını bağrına bas, dayan, rüsva etme bizi.