Devlet terbiyesi

Sayın Başbakan, Radikal ve Taraf'ta çıkan haberler hakkında bir şey söyleyin ki, Suriye ile krize yol açan F-4 uçağında ölen iki pilot neden öldü, öğrenebilelim.

Gökhan Ertan ve Hasan Hüseyin Aksoy kim? Muhtemelen hemen hatırlayamadınız. Ertan ve Aksoy, Suriye ile krize neden olan F-4 uçağında ölen iki pilot.
Neden düşmüştü uçakları?
Radikal’de Deniz Zeyrek’in 10 Ağustos tarihli haberi önemliydi. Nasıl olmasın! Şunu söylüyordu haber: “Üst düzey bir yetkiliye göre çıkan parçalar üzerinde füze ya da uçaksavarla düşürüldüğüne dair bir bulguya rastlanamamış.”
Uçağın düşürüldüğüne dair tek kanıt, Suriyeli yetkililerin uçağı düşürdüklerini kabul etmeleri.
Genelkurmay’ın uçağın düşmesi hakkında yaptığı açıklamada ‘Suriye resmi makamlarınca kendileri tarafından düşürüldüğü iddia edilen’ ifadesini neden kullandığı da Deniz Zeyrek’in haberiyle anlaşılmış oldu.
Aynı haberde Genelkurmay’ın radar bilgileri ile ABD’ninkilerin birbirini tutmadığının ileri sürüldüğü de yer alıyordu.
Bunun ne anlama gelebileceğini ise Taraf gazetesinin Lale Kemal imzalı haberi ortaya koydu. Gazetenin manşeti şöyle idi: ‘F-4 Suriye hava sahasında vuruldu’.
Oysa malum, hükümet herkese jetin uluslararası hava sahasında düşürüldüğünü söylemişti.
Bunu sorgulayanlara ise Başbakan’ın tepkisi pek şiddetli olmuştu. Kaldı ki hükümetin açıkladığı radar kayıtlarında uçağın hangi sebeple 5 dakika boyunca Suriye hava sahası içinde kıyıya paralel bir uçuş yaptığı zaten izah edilememişti. Uçağın neden hava sahasını ihlal ettiğini sormak gafletinde bulunanlara ise Başbakan ağzının payını vermişti.
Hem de ne vermek! Hatırlayalım, nasıl da kükremişti Başbakan:
“İstisnalar bir tarafa, kalemleriniz belki belli yerlere satılmış olabilir ama bu siyasi irade halka ve Hakk’a teslim olmuştur.”
Bu kadar mı? Hayır. Şu sözlerini de asla unutmayalım:
“Suriye’nin uluslararası hava sahasında... Bunları özellikle iyi bilmenizi, milletimin iyi bilmesini özellikle arzuluyorum. Çünkü hedef saptırmaya gayret eden bazı köşe yazarları görüyorum. Sanki bu ülkenin evladı değil bunlar ve bunu bu kadar insafsızca, fütursuzca yapıyorlar.”
Başbakan kalkıp gazetecileri, köşe yazarlarını satılmışlıkla ve ihanetle suçlamış, o çok kızdığı Esad’ın diliyle, diktatörlere özgü bir hitabet sanatından örnekler sunmuştu.
Memleketi savaş eşiğine getirecek derecede önemli bir meselede Başbakan ‘iç düşmanları’na saldırarak pekiştireceği kuvveti ‘dış düşmanları’nı kahretmek için kullanmak amacındaydı. Kamuoyu aşka gelmeyip uluslararası camia frene basınca amacına ulaşamadı.
Oysa talep edilen basitti ve talep edilenin Uludere’den bir farkı yoktu. Hesap verebilirlik, şeffaflık, bilgilendirilme.
Bunun yerine Uludere’de kürtajla, düşen jette ise Myanmar’la ‘canbaza bak’ taktiği uygulanmaya çalışılıyor.
İmdi Sayın Başbakan, terbiyesiz biri olsam şöyle yazardım: “Çünkü hedef saptırmaya gayret eden bazı siyasetçiler görüyorum. Sanki bu ülkenin evladı değil bunlar ve bunu bu kadar insafsızca, fütursuzca yapıyorlar.”
Ama terbiyeli bir insanım. O nedenle bu son gelişmeler hakkında bilgilenmek istediğimi söylemekle yetiniyorum.
Belli ki hoşunuza gidiyor. Dilerseniz önce bir on dakika kızıp bağırıp küfredebilirsiniz. O esnada zaten televizyonun sesini kısıyoruz. Ama bari küfrettikten sonra Radikal’de ve Taraf’ta çıkan haberler hakkında iki satır olsun bir şey söyleyin. Söyleyin ki Gökhan Ertan ve Hasan Hüseyin Aksoy neden öldü, öğrenebilelim.