Dostmodern darbenin takkesiyle külahı

İktidar kendi vücudunda çıplak elleriyle narkozsuz ameliyat yapıyor. Ortalığın bu kadar çığlık çığlığa ve kan revan içinde olması bundan.

Yolsuzluk operasyonuyla başlayan gündem fırtınası dördüncü haftasına giriyor. Artık herhalde dikkatler dağılmaya başlamıştır. Üç haftada beş seneye yetecek flaş haber, skandal ve demeç gördük. Gündem müptelaları haricindekiler için her şey birbirine girmeye başlamıştır.
İstanbul’da üç ayrı başlıkta ilk dalga ve tutuklamalar. Savcının elinden alınan dosyayla yapılamayan ikinci dalga. İzmir’deki operasyon.
Bakanlar, oğullar, bacanaklar.
“Her şeyi Başbakan’ın talimatıyla yaptım, ben istifa edeceksem o da etsin” diyen bir bakan.
İran, ambargosu, doğalgazı, altını.
Yasin El Kadı, El Kaide, terör listesi, aile vakfı.
Görev yeri değişen polisler. Ellerinden dosyaları alınan savcılar. Talimatları yerine getirmediği için hakkında suç duyurusunda bulunulan polisler. Durdurulan ama aranamayan TIR. Suriye, MİT, jandarma, savcı.
“Başbakan bana iki yüksek yargı mensubunu gönderdi ve beni tehdit etti” diyen başka bir savcı.
O savcının yılan hikâyesine dönen Dubai seyahati.
Dosyası alınan savcıya “Seninle işimiz bitmedi” diyen Başbakan. Diğer savcıya evinde ölü bulunan başka bir savcının akıbetini hatırlatan AKP’li milletvekili. Savcının “Hatıralarımı yazıyorum” diye aba altından gösterdiği sopa.
Başbakan adına savcıya baskı kurduğu söylenen ombudsman. Bunu yalanlayan Başbakan ve ombudsman. Ombudsman’a disiplin soruşturması açmanın yollarını arayan Meclis Başkanı.
“Savcı devlete hizmet etmiştir, yalan söylemez, söylediklerine itibar ediyoruz” diyen ama aynı savcının terörist diye hakkında iddianame hazırlayıp tutuklattığı insanları milletvekili yapan anamuhalefet lideri.
“Siz savcının yerinde olsaydınız ne yapardınız” diye soran gazeteciye “Ben olsaydım senin ebeni öperdim” diye cevap veren Meclis Başkanvekili.
Adli kolluk yönetmeliği. Yönetmeliğe karşı çıkan HSYK. Yönetmeliğin yürürlüğünü durduran Danıştay.
HSYK’yı bakanına bağlamak isteyen reis. Buna karşı açıklama yapan HSYK Başkanvekili. “Başkanvekili’nin açıklaması HSYK’ya ait değil” diyen HSYK.
“Yargıtay’da cemaatin imamı var” diyen eski Adalet Bakanı.
Beddua videoları çekip dağıtan bir cemaat lideri.
Yolsuzluk operasyonuna “dostmodern darbe” diyen ve birden içerdeki masum insanları hatırlayıp yeniden yargılama isteyen Başbakan.
“Ne hazin, hukukçular hukuk tekniği tartışıyor. Ekonomisi çöken ülkenin egemenliği kalmaz ki, hukuku da kalsın?” diyen AKP yöneticisi anayasa hukukçusu.
Sosyal medyada, internette, gazetelerde, televizyonlarda çeşit çeşit dezenformasyon ve propaganda memurları.
Yargı ve emniyetteki cemaat yapılanması ortadan kaldırılacak diye rejimin iyiden iyiye otoriterleşmesi tehlikesi.
Yolsuzluğun üzerine gidilip iktidar yıpratılacak diye o yapılanmayla işbirliği riski.
Bu arada unutulan yolsuzluk ve rüşvet hikâyesi.
Zaten fena halde sallantıda olan hukuk devletinin tamamen ortadan kaybolması.
Ordunun ufak ufak fırsat bu fırsat ben de varım demesi.
İktidar kendi vücudunda çıplak elleriyle narkozsuz ameliyat yapıyor.
Ortalığın bu kadar çığlık çığlığa ve kan revan içinde olması bundan.
Elbirliğiyle memleketi bu hale getiren bu iki düşman kardeşin yolsuzlukları, hukuku kuklaya çevirmeleri, insanları hapishanelerde süründürmeleri unutulmayacak.
Başımıza gelecek her musibetin sorumlusu bu iki düşman kardeştir.
Demek “dostmodern darbe”.
Eh ama azizim, bana dostunu söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim. Yurtdışında başınıza çeşit çeşit serpuş giydiğinizden alışıksınız bilirsiniz.
Önce “al takke ver külah”.
Sonra şeytana külahını ters giydirenler tarafından keçe külah edilmek.
İşte takke böyle düşer kel de böyle görünür.