Erdoğan neden haklı?

Zannedilmesin ki büyük şair sadece Menderes hükümetinden para almıştı. 1936'da CHP'den yüklüce para alıp Atatürk güzellemeleri döktürmüşlüğü de var.

Başbakanımız önceki gün yine en sevdiği konu olan Necip Fazıl Kısakürek, hayatı ve eserlerinden bahsetmiş. Fakat hakkını yememek gerek. Bu defa Kısakürek’le ilgili bir makale yarışmasının ödül töreninde halka seslenmiş. Yani bazen yapmayı âdet edindiği üzere durduk yere şairi konu etmemiş.
Başbakan ne zaman Necip Fazıl’dan bahis açsa söylemi sertleşir. Belli ki siyasi kimliğinin temellerinin atılmasında en önemli unsurlardan biri Kısakürek’in şiir ve yazıları.
Kindar gençlik talebinden ayran içme çağrısına kadar birçok çıkışı Kısakürek damgalı. Hatta ‘çapulcu’ suçlamasında da onun izleri var.
Kısakürek’in anti-Semit, militarist, azınlık düşmanı ve demokrasi karşıtı bir ‘başyücelik’ rejiminden yana fikirlerinden ise henüz çok dem vurulmuyor. Umut verici tabii.
Her neyse. İşte bu önceki günkü konuşmasında şöyle demiş Erdoğan:
“Herkesin kalemini sattığı ya da kiraladığı bir ortamda, bu dönemde de var ya, Necip Fazıl kalemini titretmiyordu.”
Yani Kısakürek kalemini kiralayıp satmıyordu. Cevabı ‘var ya’ Necip Fazıl’ın döneminin iktidarına yazdığı mektuplar versin:
“Müsteşar Bey’den 2500 lira ve ‘Mecmuanı çıkar da görelim ve sonra yardım edelim’ cevabı aldım. İlk defa bir itimatsızlık sezer gibiyim. Ben parayı alır da mecmuayı mı çıkarmam veya çıkarırım da uygunsuz bir istikamet mi tutarım?” 26 Aralık 1956.
“Benim yaptığımı yapanlara hükümetler ve rejimler servetlerini ve nimetlerini yağdırır. Bütün bunlara karşı 15 bin lira zarar çarpıtılmış ve daha nice kasıt ve sabotaja karşı yalnız bırakılmış olarak sürünmekteyim. Haftalardır Ankara’nın bu hücra ve münzevi otelinde cinnet buhranları içinde çırpınmaktayım. Bütün istediğim zarara birkaç bin zamla 20 bin lira temininden ibarettir.” 14 Ocak 1958
“Reklam ve sair ihtiyaçlarım için 10 bin lira lütfedilirse... Ayda 6 bin lire tahsis olunursa... Akis, Kim, Form gibi mecmuacıklarla bütün muhalefet matbuatını saf fikirle çürütücü, muazzam bir içtimai ve edebi, ideoloji, bina edici kaalara ve yüreklere nüfuz edici bir mecmua kuracağıma emin olunabilir.” 14 Haziran 1958
Zannedilmesin ki büyük şair sadece Menderes hükümetinden para almıştı. 1936’da CHP’den yüklüce para alıp Atatürk güzellemeleri döktürmüşlüğü de var.
Erdoğan yine aynı konuşmasında Gezi protestocularına barbar diyerek, gençleri barbarlara karşı pısmayın diye yüreklendirmiş.
Bakın Necip Fazıl nasıl pısılmayacağını ne de güzel izah etmiş, barbarlığı eliyle koymuş gibi tarif edivermiş:
“Büyük Doğu’nun verimi ne olmuştur? Daha ilk (sondaj) girişiminde petrol bulunmuş ve onun, bütün yurda ve oradan bütün İslâm âlemine yön ve yol gösterici alev sütunları halinde bir gün fışkırmak istidadı, en iptidaî şekliyle de olsa belirmiştir. Bu istidadın aksiyon plânında ilk kımıldanışı ‘Tan’ gazetesi baskını... Bu gazetede karargâh kuran komünizma... birdenbire Anadolulu ve kökçü üniversite gençliğinin pençesine düştü; eşyası toz gibi havaya savruldu ve makineleri makarna gibi didik didik edildi... Bu gençler Büyük Doğu idarehanesinin önüne gelerek tezahürlerini göklere çıkarmışlar, Sabık Şair’i pencereye çağırmış ve hitabını çılgın alkışlar içinde dinlemişler ve yara berelerini aynı idarehanede tedarik ediliveren pansuman malzemesiyle sarmışlardır... Ve işte, hemen başlarına yıkılan ‘Tan’ gazetesi... Ve işte, o gün boy göstermeye başlayan ilk Büyük Doğu gençliği!”
Başbakan önceki gün “Bu ülkenin sahibi her rüzgârda eğilenler mütefekkirler değil, kalemini güce kiralayan muharrirler, emirle manşet dizen uşaklar değil” dedi.
Uzun zamandır bu kadar doğru bir şey söylememişti. Kahrolsun emirle manşet dizen uşaklar. Erdoğan haklı. O emirleri verenleri ve emirle manşet dizen uşakları şimdiden tarihe geçiyor. Gülümsesinler ki tarihin fotoğrafında yakışıklı çıksınlar.