Erdoğan ve cemaat güreşi: Pehlivanlar, cazgırlar

Demek Akdoğan/Doğan'ın deyişiyle bugün gazetecilik 'tetikçiliğin, belden aşağıya vurmanın, kara propagandanın aleti' haline getirilmiş.

Vitrininde dershane, gerisinde karışık çıkar ilişkilerinin bulunduğu bir çarpışmayı hep beraber izliyoruz. Pehlivanlar şimdilik el ense çekerek birbirlerini sınıyor. İki taraf da kündeye getirilmekten korkmakta. Ancak zaman ilerledikçe el enselerin kuvveti artıyor.

Güreş şimdilik grekoromen, bel üstü gidiyor. Ancak ne zaman serbeste dönüp de bel altına iner bilinmez.

Tek dalış, çift dalış, ters paça, topuk kesme, kafa kol derken beraber yere düşmek, künde ile pehlivanlardan biri tuş olmadan müsabakayı bitirememek de var.

Elbette bir-iki el enseden sonra vazgeçip güreş çayırına bağdaş kurup beraber bir kuzu çevirip yemek de mümkün.
Göreceğiz.

Bu arada çayırda çimen olup ezilmemek, nar gibi kızarmış kuzu olup barışan pehlivanlara afiyet bal şeker olmamak için azami dikkat gerek.
Hem Reis’in adamlarının hem cemaatin beraber ve solo taarruzlarına alışık olanlar için iki cenahın birbirlerine karşı kullandığı çirkin ve sakil üslup şaşırtıcı değil.

Reis’in medyası ile Hocaefendi’nin medyası birbirlerinin üzerine salınınca karşılaştıkları üslup karşısında hayretlere düştü. Oysa hissettikleri, üslup ve medya etiği açısından aniden dev bir aynayla göz göze gelmekten ibaret.

Başbakan’ın siyasi başdanışmanı Yalçın Akdoğan. Kendi adıyla Star gazetesinde yazıyor. Bir de Yasin Doğan var. O da Yalçın Akdoğan.

Yani onun müstear ismi.

Köşe yazılarında fotoğrafı değil afili bir karikatürü yer alıyor.
İşte bu karikatürlü köşede bir yazı yayımlandı. Yazıda cemaat medyasının ‘dershane’ güreşindeki tavrından şikâyet ediliyor.
Deniyor ki “Ahlak, hayatın özüdür, ruhudur”. Şöyle veryansın ediyor Akdoğan’ın karikatürlü versiyonu:

“Son günlerde gazeteciliğin asli mecraından saparak farklı mücadelelerin parçası haline getirildiğini, tetikçiliğin, belden aşağıya vurmanın, kara propagandanın aleti olduğunu görüyoruz. İnsaf, izan, hakkaniyet, objektiflik hak getire... O kadar gözü dönmüş, o kadar şehvete kapılmış, o kadar kin ve nefretle kendisinden geçmiş bir gazetecilik yapılıyor ki, bırakın hakikatin uçup gitmesini, büyük bir zulüm ve haksızlık ortaya çıkıyor.”

Haksız mı? Allah’ı var, sonuna kadar haklı.

Bu satırların yayımlandığı Yeni Şafak’ın Gezi protestoları zamanında yaptığı haberleri hatırlar mısınız?
Hani bütün bu işlerin arkasında Zello diye bir telefon uygulamasını kullanan Houston’daki biri vardı. Memet Ali Alabora, Mısır’a tatile gitmiş, orada öğrendikleriyle Gezi’yi örgütlemişti.

Gezi göstericilerine ilhamı Miloseviç’in devrilmesinde rol oynayan Otpor örgütü vermişti.
Gezi’nin arkasında ‘Georgetown Üniversitesi, Soros ve Jadalliya’dan oluşan bir şeytan üçgeni vardı.
Noam Chomsky ile yapılan sahte röportaj ve bunu canhıraş bir şekilde savunan gazete yönetiminden ya da Dolmabahçe’deki bira kutusu asparagasından bahsetmiyorum bile.

Demek Akdoğan/Doğan’ın deyişiyle bugün gazetecilik ‘tetikçiliğin, belden aşağıya vurmanın, kara propagandanın aleti’ haline getirilmiş.

Demek ‘hakikat uçup gidiyor’ ve ‘büyük bir zulüm ve haksızlık ortaya çıkıyor’.

Demek ‘çarpıtma, saptırma, cerbeze, iftira habercilikmiş gibi lanse ediliyor’.

Sayın Akdoğan ve karikatürlü versiyonu Sayın Doğan bunları hepimizden daha iyi bilir.

Yazısında yerden göğe kadar haklıdır. Gazeteciliği bazıları böyle kullanmaktadır. Bir ara kendi yazdığı gazetelere göz atar ve onlar hakkındaki fikirlerini bizlerle paylaşırsa pek seviniriz.

Öyle bir güreş ki bu. Güreşenler hem pehlivan hem cazgır.