Göründüğü gibi olan Recep Tayyip Erdoğan

Dün çıktı Erdoğan ve dedi ki: "Kitap yazma hazırlığını yaptı diye insanlar mahkum ediliyor." Ahmet Şık artık içerde değil. Bir araya gelebilirler. Onun yüzüne "öyle kitaplar vardır ki bombadan tehlikelidir" mi der yoksa "kitap yazma hazırlığını yaptı diye insanlar mahkum ediliyor" mu?

2011’in Nisan ayı. Başbakan Erdoğan Strasbourg’da Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi’nde. Gündemde Odatv davası var. Ahmet Şık henüz basılmamış İmam’ın Ordusu kitabı sebebiyle tutuklanmış. Kitaba el konuyor. Radikal de baskından nasibini almış.

Bu vaziyetler soruluyor Başbakan'a. Cevabı sert. "Bazı kitaplar var bombadan etkilidir" diyor ve ekliyor: “Bomba kullanmak suçtur, bombanın yapılacağı maddeleri kullanmak da suçtur. Bomba ihbarı gelmişse, güvenlik güçleri bunları toplamaz mı?”

Erdoğan tuhaf benzetmeleri seven biri. Nükleer santralin risklerini tüpgazın riskleriyle kıyaslamışlığı var. Dolayısıyla kitabı bombaya benzetmesine şaşırmamıştık. Bir davaya alenen taraf olmasına da şaşırmamıştık.

Neden şaşırmamıştık? Hatırlayalım 2008 senesini. Ergenekon davasındaki tarafgirliği eleştirilirken ne demişti: “Savcı millet adına vardır, biz de millet adına hakkı aramanın gayreti içindeyiz. Bu anlamda savcılık ise evet savcıyım.”


Savcı da millet için çalışıyor Erdoğan da. Ha savcı ha Erdoğan. Ha bomba ha kitap. Ha nükleer santral ha tüpgaz. Strasbourg’daki açıklamasından sonra katıldığı bir televizyon programında Ruşen Çakır kendisine şu soruyu yöneltmişti:

“Geçenlerde Nedim Şener’i ziyarete gittim kendisi benim yakın arkadaşımdır. Çok güvendiğim kefil olduğum bir arkadaşımdır Ahmet Şık’ta öyle. Sizin Strasbourg’ta yaptığınız kitap bomba benzetmesi kendilerini çok rahatsız etmiş; beni de rahatsız etti. Bunu bir açar mısınız? Kitap yazmak nasıl terör olur?”

Soru gayet açık. Peki cevabı açık mıydı Erdoğan’ın? Karar sizin: “Daha ilerde inşallah beyefendi ile bir araya gelirsek... Yani öyle kitaplar vardır ki bombadan daha tesirlidir.”


Cevap olmayan bir cevapla o vakitler tutuklu olan Nedim Şener ve Ahmet Şık’ı başbakan canlı yayında bir daha mahkum etmişti. Mahkum etmişti çünkü hem başbakan hem de savcıydı. Kitap da bombaydı. Nükleer santral de tüpgaz.

Erdoğan’ın bu tutumundan ziyadesiyle mutlu olanlar vardı. Strasbourg’daki kitap-bomba açıklamasını ikinci bir Davos çıkışı olarak görenler hokkalarındaki AKP-cemaat karışımı mürekkebe divitlerini daldırıp, kağıtlara sürte sürte yazdılar: “Kendinden emin ve özgüveni tamdı. Bu tutum Erdoğan'ın üzerinde iğreti durmadı, siyasi kişiliğiyle örtüştü çünkü. Davos'taki 'one minute' çıkışında olduğu gibi sesini yükseltmedi. Sözünü yükseltmek yetti.”


Bu satırlar bugün paralel medya diye başbakanın suçladığı medyada bugün başbakanın savaş açtığı yazarlardan geldi.
İttifak açıktı. Savcı-başbakan elele içeridekileri suçluyor, bugün paralel denenler ise başbakana destek veriyordu.
Sonra olaylar gelişti.

Dün çıktı Erdoğan ve dedi ki: “Kitap yazma hazırlığını yaptı diye insanlar mahkum ediliyor.”


Ne cevap vermişti, Ruşen Çakır’ın sorusuna: “Daha ilerde inşallah beyefendi ile bir araya gelirsek... Yani öyle kitaplar vardır ki bombadan daha tesirlidir.”


Ahmet Şık artık içerde değil. Bir araya gelebilirler. Onun yüzüne “öyle kitaplar vardır ki bombadan tehlikelidir” mi der yoksa “kitap yazma hazırlığını yaptı diye insanlar mahkum ediliyor” mu?


Kitap bombadır, başbakan savcıdır, nükleer santral tüpgaz... Erdoğan ise tutarlı ve dürüst biridir.

Zaten seçim şarkısı hakkında boşuna “sözü dosdoğru yoktur riyası, zalimlerin korkulu rüyası” demiyor olsa gerek.