Güvenpark'tan Gezi Parkı'na

Barışçıl protestonun önü polis şiddetiyle, yargı yolu ise HSYK operasyonuyla tıkanmışa benziyor.

Gezi Parkı protestoları haricinde bir konunun konuşulamadığı son günlerde ara sıra eski bir slogan aklıma düştü. Bu slogan atılırken ya da afişlere yazılırken bugün meydanlarda olan 90 kuşağı henüz doğmamıştı. Ben de çocuktum. 1980’lerin sonlarında Ankara’da sıkça rastlanan slogan şöyleydi: “Güvenpark otopark olmasın.”
Hayal meyal, üzerinde bu sloganın yazdığı bir rozeti yakama iliştirdiğimi hatırlıyorum.
Belediye başkanı Anavatan Partisi’nden Mehmet Altınsoy’du. Büyükşehir belediyeleri yeni başlamıştı. Siyasi hayatına Refah ve Fazilet partilerinde devam ettiği için Altınsoy’u bugün iktidarda olanlar tanır.
Döneminin belediye başkanının bir projesi vardı. Güvenpark ve Zafer Park’ı otopark ve alışveriş merkezine çevirmek.
Zafer Park’ta ağaçlar kesilmişti. Ancak parka bakan binalardan biri Danıştay binası olduğundan ağaçların kesildiğini gören 41 Danıştay üyesinin başvurmasıyla idare mahkemesi yürütmeyi durdurma kararı almıştı.
Güvenpark’taki otopark ve alışveriş merkezi (o zamanki adıyla yeraltı çarşısı) projesinde belediye başkanı kararlıydı.
12 Eylül’ün etkilerinin sert bir şekilde sürdüğü dönemde, üç cesur insan, Aydan Erim, Akın Atauz ve Mehmet Adam bir imza kampanyası açtı. Parkta kurulan masalarda 60.000 imza toplandı.
Her cumartesi, Ankaralılar Güvenpark’ı doldurdu. Bugün Gezi Parkı’nda tanıklık ettiğimize benzer bir şenlik havasında insanlar şehrin ortasındaki parklarını savunmak için toplandılar. Karikatür yarışmalarını, gitar çalanları, balonlar uçuranları hâlâ hatırlıyorum.
İmzacılar hakkında belediye suç duyurusunda bulundu. Ancak kimse Güvenpark’ta toplanan halka Gezi Parkı’nda iki haftadır gördüğümüz gibi saldırmadı. Biber gazı yoktu, cop yoktu. Koruma kurulunun ret kararına, mahkemenin yürütmeyi durdurma kararına rağmen “Yapacağım da yapacağım” diye tutturanlar yoktu.
Bütün bunlar bugüne göre daha az demokratik bir Türkiye’de oluyordu.
Sonunda mahkeme kararıyla Güvenpark’a yapılması planlanan otopark ve çarşı projesi iptal edildi. Danıştay 1988’de Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin projesinin ‘Ankara kentinin uzun vadeli planlama stratejilerini ve Kızılay merkezinde yeşil alan gereksinimlerini dikkate almadığı, aksine Güven Park’ın var olan estetiği, tarihi, sembolik ve ekolojik değerlerini yok edeceği için’ iptaline karar verdi.
Kimsenin burnu kanamadan konu kapandı. Gerçi sonraki senelerde metro inşaatı ve halkın duyarsızlığı sebebiyle Güvenpark küçüldükçe küçüldü. Ancak yine de otoparklı, yeraltı çarşılı bir kâbus haline gelmedi.
1980’lerin Türkiye’sinde Gezi Parkı protestosuna çok benzeyen bir protesto böyle sonuçlandı.
Ekonomi kötüydü, insan hakları ihlalleri çok ciddiydi vs. vs. Ancak buna rağmen barışçıl bir protesto amacına ulaşabiliyordu.
Bugün ise manzara ortada. Hem akılla izah edilemeyecek bir polis şiddeti hem bundan sorumlu olanların hâlâ görevde olması hem de insaf dışı bir yalan kampanyasıyla geldiğimiz yer belli.
Yürütmeyi durdurma kararı Gezi Parkı Koruma ve Güzelleştirme Derneği’nin başvurusuyla alındı. Peki, iş Danıştay aşamasına gelirse ne olur?
Son HSYK seçimleriyle gelen Danıştay üyelerinin oylarıyla İmar, Çevre, Kıyı, Boğaziçi, Kültür ve Tabiat Varlıklarının Korunması gibi konulara bakan Danıştay 6. ve 14. Daireleri içtihat değiştirerek derneklerin tüzüklerinde bu konuda açık hüküm bulunsa dahi çevre ve kentle ilgili konularda dava açma ehliyetlerinin bulunmadığına karar verdi.
Barışçıl protestonun önü polis şiddetiyle, yargı yolu ise HSYK operasyonuyla tıkanmışa benziyor.
Bu açılardan maalesef 1988’in Ankara’sı, 2013’ün İstanbul’undan daha ileri gözüküyor.