Hayatımızın bakanı

Devlet, hayatın ta kendisidir. Devlet, hayattır; hayat devlettir. Bakan, devletin bakanıdır; hayatımızın bakanıdır.

İçişleri Bakanımız İdris Naim Şahin 1994 senesinden bu yana Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın en yakın çalışma arkadaşlarından. Kaymakamlıkla başlayan ve Mülkiye müfettişliği ile devam eden kariyeri, İstanbul Büyükşehir Belediyesi genel sekreter yardımcılığından beri Erdoğan’la beraber devam etmiş. 2002’den beri milletvekili. Yani birdenbire ortaya çıkmış bir siyasetçi değil. Başbakan’ın tanımadığı, birilerine hoş görünmek için İçişleri Bakanlığı’na atadığı biri hiç değil. Açıklamaları ve şu anda bulunduğu konum bunları akılda tutarak incelenmeli.
Bu sebeple yapıp ettiklerinin AKP içinde çok kuvvetli ve muhtemelen baskın bir fikir akımını yansıttığını söylemek hatalı olmaz.
Bakan Şahin ilk açıklamalarıyla eski başbakanlardan Yıldırım Akbulut’u hatırlatmıştı. Birçok kişi sözlerini gaf olarak değerlendiriyor ve ne yalan söyleyelim kendisini biraz da eğlenerek takip ediyordu. Ancak Sayın Bakan’ın bu eğlenceli halinin artık pek gülünecek bir tarafı kalmadı. Emniyet kuvvetlerinin ve istihbaratın bağlı olduğu bir bakan şunları söylüyorsa özgürlükçü demokrasiye erişmek ham bir hayal olarak kalmaya mahkûm:
“Devlet; düzendir, devlet hukuktur, devlet hiyerarşidir, devlet mülkiyettir, devlet namustur, devlet özgürlüktür, eğitimdir, sağlıktır, devlet hayatın ta kendisidir.”
Devlet hayatın ta kendisidir. Devlet hayattır, hayat devlettir. Bakan devletin bakanıdır, hayatımızın bakanıdır.
Mussolini 1932 yılında faşizmin temellerini açıklayan bir makalesinde Sayın Şahin’in kısaca ve veciz bir şekilde ifade ettiklerini şöyle anlatmıştı mesela:
“Gerçek özgürlük, devletin ve devlet içinde yer alan bireyin özgürlüğüdür. Bir faşist için, her şey devletin içindedir, biraz kıymeti olan manevi ya da beşeri hiçbir şey devletin dışında yer almaz. Bu anlamda faşizm totaliterdir, faşist bir devlet bütün değerlerin bir sentezidir, faşist devlet bu değerleri yorumlar, genişletir ve halkın bütün hayatını kuvvetlendirir”.
Elbette Bakan Şahin’in faşist olduğunu ya da AKP’nin faşist bir iktidar olduğunu söylemiyorum. Ancak otoriter devletçi sağcılık ile totaliter faşizm arasındaki çizgi aşılması mümkün olmayan bir çizgi değildir. Hele iktidar mensuplarının söylemleri ayrımcılıkla bezenmeye başlarsa o çizgi giderek muğlaklaşır.
Bir süredir Erdoğan ve Şahin’in BDP ve PKK’yı Zerdüştlükle suçlamayı tehlikeli bir oyuncak haline getirdiğini biliyoruz. Bakan Şahin’in devletin hayatın ta kendisi olduğunu belirttiği açıklamasındaki şu kısma dikkat:
“Domuz etinden Zerdüştlüğe kadar, bilmem hangi ulustan, kardeşlikten, çok özür dilerim eşcinselliğe kadar, her türlü namussuzluğun, ahlaksızlığın, gayri insani durumun olduğu bir ortam.”
Bu ülkede bir İçişleri bakanı bunları söylüyorsa hangi eşcinsel ya da hangi gayrimüslim kendini güvende hissedebilir? Bu ifadelerden birilerinin vazife çıkarmasına şaşılacak bir yerde yaşamıyoruz neticede.
Bakan’ın sanat ve bilim ortamlarında terörist avcılığına çıktığı ifadelerinden bahsetmiyorum bile. Birçok uygulama Bakan’ın bu açıklamalarının bütün bir devlet aygıtı tarafından nasıl da içselleştirildiğini zaten gösteriyor.
Gelişmiş bir demokraside ancak marjnal aşırı sağcı bir parti mensubunun sarf edeceği lafları bugün bizim ülkemizde İçişleri Bakanımız sarf ediyor.
İdris Naim Şahin, AKP’de kural mı yoksa istisna mı diye tartışanlar var. Bunun bir istisna olduğunu ispatlamak herhalde AKP’ye düşer. Bu bakan derhal görevden alınmalıdır.
Aksi takdirde, iktidarın en güçlü anında, en fazla oy aldığı zaman, ‘ustalık döneminde’ bu kişinin İçişleri bakanı yapılmasını AKP’nin totaliter bir rejime geçme yolunda önemli bir adımı olarak değerlendirmek gerekir.
“Yok öyle değerlendirmek gerekmez, Bakan Şahin ara sıra gaf yapan aslında özgürlükçü bir kişidir” diyecek olanlar varsa onların yorumlarını merakla beklediğimi söylemeliyim.