Herkes farklı, herkes eşit!

Bütün bunlar II. Dünya Savaşı'nın 50. senesinde Avrupa'da başlayan bir kampanyanın sloganını hatırlatıyor: 'Herkes farklı, herkes eşit'.

Erdoğan kendini yeni bir Türkiye’nin tartışılmaz güçlü lideri olarak görmekte. Hatta “Şeyh uçmaz mürit uçurur” ilkesi gereği yakın çevresi onda daha fazlasını da görmekte.
Başbakan neredeyse her konuşmasında İsmet İnönü dönemine çatmaktan, gözlerini geçmişe dikmekten zamanın aktığını anlayamadı. Kendini hep yeni, en yeni zannederken eskidiğini fark edemedi.
Erdoğan iktidara geldiğinde 10 yaşında olan çocuklar bugün 20 yaşında. İlkokuldan üniversiteye sürekli surette kendilerine ne yapmaları gerektiğini söyleyen biri tarafından yönetildiler. Erdoğan’da yeniyi değil eskiyi hem de baskıcı ve kibirli bir eskiyi gördükleri açık.
Türkiye toplumu çok çoğul bir yapıya sahip. Oysa siyasi rejim çoğulculuğu dışlıyor. Toplumdaki çeşitlilik balkon konuşmasından balkon konuşmasına hatırlanıyor. Söylemlerde yasak savma kabilinden anılan çeşitlilik uygulamaya yansımıyor.
Toplumun çoğulcu yapısıyla Erdoğan rejiminin otoriter yapısının arasındaki gerilim Gezi Parkı’nda açığa çıktı. Uzun süredir biriken gerilimin sokağa dökülmesi de kimsenin beklemediği büyüklükte oldu.
Erdoğan henüz artık ‘yeni’ olmadığının ayırdında değil. Toplumun çoğulculuğunu da özümsemiş değil. Hâlâ kendi partisine oy verenleri yekpare, tek vücut, bir bütün zannediyor. Sanki özgür iradeleri olan bireyler değilmişçesine onları sokağa dökmekle herkesi tehdit ediyor.
Oysa sokağa dökülenler kimse onları çağırdığı, bir merkezden emir aldıkları için orada değiller. Kendiliğinden bir demokratik refleks geliştireceğine inanmayacak kadar toplumu küçümseyen bir bakışla karşı karşıyayız.
Özgürlüğü kısıtlanan insanlar belli ki Erdoğan değil ‘askeri vesayet’ altında bir hükümet de benzer bir yaklaşımda olsa ayaklanacaktı.
İnsanların kılık kıyafetlerini beğenmediğini söyleyeceksiniz.
Size oy verenler hariç her içki içene alkolik diyeceksiniz.
Toplumun her kesiminden yüz binlerce insanı çapulcu olarak göreceksiniz.
Size oy verenleri aşağılayarak sanki tasmaları varmış ve o tasmayı zor tutuyormuşsunuz gibi onları sokağa salmakla tehdit edeceksiniz.
Hiçbir önemli kanuni düzenlemeyi kamusal tartışmaya mahal vermeden buyurgan bir dille geçireceksiniz.
Ayyaşların yaptığı kanunlardan dem vuracaksınız.
Senelerdir işçiden öğrenciye, futbol taraftarından memura herkesi gazlayacaksınız.
Uludere’de sorumluları gizleyeceksiniz, gaz bombalarınızla ölen ve yaralananların faillerini hiç ortaya çıkarmayacaksınız.
Sizi insan hakları konusunda eleştiren AB raporlarını canlı yayında yırtıp yerlere atacaksınız.
Hapishaneleriniz siyasi mahkûm dolu olacak.
Suriye politikanızla bir şehri iç savaşın parçası haline getireceksiniz.
Sonra da başınıza neden bunların geldiğini anlamayacaksınız?
Bu eskimenin, kendi kendinin karikatürü haline gelmenin göstergesidir.
Toplumsal eylemlerde dış mihrakları ve sosyal medyayı suçlamak paniğin ve şuursuzluğun işaretidir.
Çoğul bir toplum bu rejimin deli gömleğine sığmayıp taşmıştır.
Senelerdir süren polis şiddeti zirveye ulaşmış, yüz binlerce insan nasıl hedef alınarak gaz kapsülleriyle insanların avlandığına şahit olmuştur.
Televizyon kanalları özelinde medyaya zaten az olan güven büyük ölçüde tamamen çökmüştür.
Bu toplum asker ya da sivil hiç kimsenin ona biçtiği deli gömleğini giymeyeceğini açıkça ortaya koydu.
Yılbaşı geceleri her türlü rezaletin olduğu Taksim Meydanı kaç gecedir sorun yaşamıyor.
Sadece bu bile artık yeni bir Türkiye’nin baş gösterdiğinin kanıtı.
Bütün bunlar II. Dünya Savaşı’nın 50. senesinde Avrupa’da başlayan bir kampanyanın sloganını hatırlatıyor: “Herkes farklı, herkes eşit”.
Gezi Parkı’nda manzara bu. Herkes farklı, herkes eşit.
Toplum herkesin farklılıklarına ve herkesin eşitliğine saygı duyan bir rejimi hak ediyor.
İktidarın da muhalefetin de bu yeni durum karşısında dönüşmesi şart.