Hiç yalnız değiliz

Rusya hakkında anlatılan birçok şey, Putin'in yerine Erdoğan koyarak Türkiye için de tekrar edilebilir. Bir Rus gazeteci de aynı fikirde olduğunu ve Türkiye'de medya hakkında anlatılanların çok güçlü bir şekilde Rusya'yı çağrıştırdığını söyledi.

Efendim bu satırları Bükreş’ten yazıyorum. Hava güzel, Bükreş ise Doğu’nun Paris’i unvanını rahatlıkla hak eden bir şehir. Sebebi ziyaretim uluslararası bir konferans. Konu ise Yeni İpek Yolu.

Konu geniş. Neredeyse bütün Asya kıtasının enerji boru hatları, devasa ulaşım projeleri etrafında bu hafta toplanan BM Genel Kurulu kadar kapsamlı olmasa da dünyanın son hali tartışılıyor.

Benim payıma da bu İpek Yolu bölgesinde medyanın rolü ve Türkiye’nin bölgesel siyaseti konularında iki panel düştü. Paneller basına kapalıydı, dolayısıyla orada neler konuşulduğundan bahsedemiyorum.

Ancak şehri gezerken ya da yemeklerde konuşulanlar da en az paneller kadar dikkat çekiciydi.

Aslında panel davetini neredeyse cesaretim kırık bir şekilde reddedecektim. Zira geçmişin İpek Yolu’nun geçtiği yerdeki ülkelerde medyanın hali pek fena. Sınır Tanımayan Gazeteciler’in son basın özgürlüğü endeksine göre en iyimiz Kırgızistan. O da 179 ülke arasında 106. sırada.

Türkiye 154, Rusya 148, Çin 173. basamakta. Gurbanguli Berdimuhammedov yönetimindeki Türkmenistan gibi listede sondan ikinci sırayı almış ülkeler de mevcut tabii.

Bu vesileyle medyanın hali ve özellikle medya-siyaset ilişkileri konusunda yalnız olmadığımızı anlamış oldum.

Rusya hakkında anlatılan birçok şey, Putin’in yerine Erdoğan koyarak Türkiye için de tekrar edilebilir. Bir Rus gazeteci de aynı fikirde olduğunu ve Türkiye’de medya hakkında anlatılanların çok güçlü bir şekilde Rusya’yı çağrıştırdığını söyledi.

Rusya’dan örnekler veren gazeteciyle, televizyon kanallarında listeler olduğunu, kırmızı listeye giren muhaliflere televizyon yüzü gösterilmediğini konuştuk.

Anlattığına göre birçok gazeteci iktidar baskısıyla işten çıkarılmakta. Sonrasında da hükümet danışmanlarının diğer yayın organlarına kendileriyle çalışılmasını ‘tavsiye etmedikleri’ için iş bulmakta önemli güçlükler çekmektelermiş.

Şehri gezerken ayaküstü konuşulanlar bile iki ülkenin ne kadar birbirine benzediğini gösteriyor.

Ancak beni asıl memnun eden, komplo teorileri konusunda yalnız olmadığımızı öğrenmek oldu.

Gezi Parkı protestoları kadar olmasa dahi Romanya ve Bulgaristan’da da bir süredir sokaklarda hareketlilik var. Romanya’da bizdeki Bergama protestolarına benzeyen bir altın madeni projesi protesto ediliyor. Bulgaristan’da ise yüksek elektrik faturalarına tepki olarak başlayan gösteriler yolsuzluklara ve genel olarak bütün siyaset esnafına karşı yayılmış halde.

Romen ve Bulgar gazetecilere göre o diyarlarda da Soros başta olmak üzere birçok odağın bu gösterilerin arkasında olduğunu söyleyen çokmuş. Gazete ve televizyonlarda da bu iddialar yer almaktaymış.

Göstericiler de iktidarperverler tarafından çoklukla tuzu kuru, aklı havada gözü cep telefonunda diye küçümsenmekte ve oyunlara alet olmakla suçlanmaktaymış.

Rusya’da iktidarın görevlendirdiği sosyal medya görevlilerinin muhaliflere karşı sanal linç kampanyaları düzenlediğini de bir başka benzerlik olarak eklemek lazım.

Ancak bizdeki komplo teorisi çeşitliliğine henüz ulaşamamış olduklarını anladım. İktidarsever medyadan ve bazı bakan ve belediye başkanlarımızdan derlediklerimi kendilerine aktarınca bir hayli etkilendiklerine şahit olduğumu söylemem gerek.

Yani özetle, meğer boşuna ‘değerli yalnızlığımızla’ baş başa kaldık diye dertlenmekteymişiz. Pek değerli olmasa da hiç de yalnız değilmişiz. Bu güzel duyguyla memleketimize dönüyorum. Mesudum.