İfade özgürlüğü asıl şimdi

Yoksa çok fazla etnik, milli, dini ve ekonomik gerilimin olduğu bölgede Osmanlı ve İslam kardeşliği temalı bir çözüm planı hayalci midir?

Komşularla sıfır sorun politikasının sürdürülememesi bu köşe de dahil olmak üzere çok yerde eleştiri konusu yapıldı. Aslında değişen, sıfır sorun politikasından ziyade komşulardı. Arap Baharı adı verilen sürece herkes hazırlıksız yakalanmıştı. Mesela Suriye komşu, onunla sıfır sorun istiyorsunuz. Ancak bu yönetim devrilip yerine yenisi gelebilir. O vakit kiminle sıfır sorun istendiğini belirlemek gerekiyor.

İdeolojik olarak uzak bir Esad yerine İslami vurgusu yüksek muhalefete destek vermek o sebeple tercih edildi. Yeni Suriye yönetimiyle sıfır sorunla kalınmama ihtimali de var. Deneyimsiz ve Türkiye’ye minnet borcu olan yeni bir yönetim herhalde Türkiye’nin daha çok işine gelir diye düşünüldü. Suriye içindeki mücadele beklenenden uzun sürünce de iş iyice geri adım atılmaz bir hale geldi.

Irak’ta ise merkezi hükümetle ilişkiler berbat. Ancak Irak Kürdistanı ile işbirliği gayet sıkı. Neçirvan Barzani aralık ayında Time dergisindeki bir mülakatta bağımsız bir Kürdistan’a her zamankinden daha yakın olunduğunu söylüyor. Ancak bunun için bölgede en az bir devletin ikna edilmesi gerektiğini, yoksa Irak Kürdistanı’nın kapana kısılacağını da ekliyor. Enerji uzmanı Necdet Pamir, Al Monitor’da yayımlanan makalesinde Türkiye’nin Irak Kürdistanı’yla merkezi hükümetten bağımsız olarak yapacağı petrol ve doğalgaz anlaşmalarının Kürdistan’ın bağımsızlık yoluna katkıda bulunacağını belirtmekte.

Irak Kürdistanı Başkanı Mesud Barzani’nin AKP kongresine katılması da akılda tutulmalı.

Bunlar Davutoğlu’nun genel dış politikasıyla uyumlu. Adını o şekilde koymaktan çekinse de Davutoğlu’nun eski Osmanlı devletleriyle sıkı ilişkilerin kurulduğu bir ‘Osmanlı Milletler Sistemi’ hayali var. 1999 tarihinde Davutoğlu’nun Revizyon dergisine söylediklerini hatırlayalım: “Siyasi bakımdan Türkiye, Osmanlı tarihi ile bir yerde buluşmak zorundadır.” BDP’nin İmralı görüşme notları ve daha sonra yeni bir görüşme yapan Selahattin Demirtaş’ın açıklamaları da Kürt meselesinde aranacak çözümün bu eksende olacağını gösteriyor.

Öcalan, Osmanlı millet sistemine atıfta bulunarak Türk, Kürt ve Arap’ın aynı milletin parçası olduğunu söylüyor. Demirtaş’ın ifadesiyle Öcalan son görüşmede de ‘Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulduğu ilk döneme, Osmanlı bakiyesine atıf yapıyor. Osmanlı kültürler topluluğuna’ atıf yapıyor. AB’nin kuruluşuna dikkat çekerek Fırat ve Dicle suları etrafında giderek ‘Ortadoğu’yu da kapsayan bir demokratik Ortadoğu konfederasyonu’ projesinden bahsediyor.

Öcalan daha önce 2006’da aynı görüşteydi: “Alparslan Kürtlerle ittifak yaparak Anadolu’ya girmiştir. Yavuz döneminde de Kürt ittifakını sağladıktan sonra Ortadoğu’ya girebilmiştir. Israrla vurguladığım gibi, Türk-Kürt ittifakı sağlanıp Ortadoğu’ya demokrasi kültürü yerleştirilmelidir.” Bunların açıkça ve hezeyana kapılmadan tartışılması gerekiyor. Türkiye’nin bölgedeki tarihi ve kültürel birikiminin getirdiği ‘soft power’ı kullanıp Kürt meselesiyle beraber Ortadoğu’nun demokrasi sorununu da çözebilir mi?

Yoksa çok fazla etnik, milli, dini ve ekonomik gerilimin olduğu bölgede Osmanlı ve İslam kardeşliği temalı bir çözüm planı hayalci midir?

Başkanlık rejimi tartışması bu fotoğrafta nereye oturmaktadır?

ABD, Rusya ve AB’nin alacağı pozisyonlar nelerdir?

Bunları tam bir ifade özgürlüğü ortamında tartışmak gerek. Başbakan’ın bir sözüyle yazarların işinden olduğu ortamda ise sadece bağrış çağrış, güvensizlik, şaibe ve dayatma olur.

Sürece en fazla zararı fikir tartışmasının önünü kapatanlar vermektedir. Korkulmasın, müsademe-i efkârdan barika-i hakikat çıkar.