İftar devrimi?

İktidar İslamileşirken muhalefet de İslamileşecekse, toplumsal meseleleri İslam'ın farklı yorumlarının mücadelesiyle çözmeye başlarız.

Bir süredir İstanbul’da 5 yıldızlı otellerde verilen lüks iftar davetlerini protesto etmek amacıyla sokak iftarları düzenleniyor. İhsan Eliaçık, Murat Menteş gibi isimlerin başını çektiği Emek ve Adalet Platformu’nun bu eylemi bazı muhafazakâr olmayan kesimler tarafından da destekleniyor. Zaten Emek ve Adalet Platformu da ‘sosyalistler ve İslamcılar arasındaki ötekileştirmeyi kıracak bir fikri ve eylemsel damarın yaratılmasına katkı sunmayı başlıca faaliyet alanlarından biri olarak kabul’ ettiğini söylemekte.
Yetmişli yıllarda Latin Amerika’da görülen ‘kurtuluş teolojisi’ni andıran özellikler taşıyor bu hareket. Hıristiyanlığın fakirlerin ve ezilenlerin dini olduğundan hareketle, Marksist gerillalarla işbirliğine bile varan bu akımın artık pek taraftarı yok. Ancak Hıristiyan sosyalistlere birçok ülkede rastlamak mümkün.
Türkiye’de de sosyal adaletçi bir ‘Müslüman sol’ hareket cılız da olsa var. Geçen yıllarda Mehmet Bekaroğlu ve Ertuğrul Günay’ın bu yönde bir örgütlenme çabası olmuştu. Gerçi neticesi Günay’ın sosyal adaleti AKP saflarında bulması oldu. 

Hikmet Kıvılcımlı
Aslında memleketimiz Marksistleri arasında İslam’ın sosyal adaletçi yanlarına seslenmek arzusu hiç yoktu denemez. Vatan Partisi Genel Başkanı Dr. Hikmet Kıvılcımlı’nın 1957’e Eyüp Sultan’da yaptığı konuşma bu açıdan önemli. Partisinin kapatılmasına neden olan konuşmada şöyle sesleniyordu Kıvılcımlı:
“İslam’ın büyük prensibi, hepimizin bildiği gibi ‘leyse lil insane illâ mâ seâ’ der. (Yani: İnsan için, çalışmaktan, emekten başka her şey yalandır) der. İşte, o büyük hakikat: Aradan binlerce yıl geçtikten sonra bugün, dünyanın en ileri memleketlerinde dahi, tek büyük içtimai hakikat, insanlığın bulabildiği en büyük hakikat olarak tanınmıştır.”
Konuşması Hülefâyi Raşidiyn’e övgü Muaviye’ye eleştiri, peygamber ve halifelerin aslında katılımcı demokrasinin kurucuları olduğunu belirterek ilerliyordu.
Bugün Eliaçık’ın da halifelerin isimleri azizlerle değiştirilse zamanının Latin Amerikalı kurtuluş teolojisi yanlılarının da katılacağı bir nutuk yani.
Türkiye’de sosyalist hareketin halkın değerlerine uzak kaldığı eleştirisi yapılagelmiştir. Bunu aşmak için ise sosyalizmin din ile uzlaşması, bağdaşması, söylemini İslami referanslarla süslemesi de savunulagelmiştir.
İslamcıların bir kısmının sosyal adaletçi olması elbette sevindirici. Ancak bu protesto iftarlarının İslamcılarla sosyalistleri birleştirebilecek bir eylem tarzı olduğunu söylemek güç. 

Ramazandan sonra
Ana sorun eylemin tamamen din içinde kalması. “Gerçek Müslüman iftarda israf etmez, bizim gibi iftarını açar” söylemini barındırma tehlikesi. İslam’ın nasıl yorumlanacağına dair bir tartışma herhalde sosyalistleri çok ilgilendirmemeli. Kaldı ki sorun ‘israf’ ise o beş yıldızlı otellerde ramazan haricinde de lüks yemekler veriliyor. Ramazan bitince, protesto amaçlı halk yemekleri düzenlenecek mi?
Ayrıca lüks iftar davetlerini artık Cemil Çiçek bile eleştirmiyor mu?
İslamcıların ve sosyalistlerin sosyal adalet konusunda ortak eylem yapması iyidir. Fakat o eylemlerden en çok ses getireninin ‘iftar’ temalı olması düşündürücü değil mi?
İktidar İslamileşirken muhalefet de İslamileşecekse, bir süre sonra toplumsal meseleleri İslam’ın farklı yorumları arasındaki mücadeleyle çözmeye başlarız.
İktidar ve müttefiklerine “Müslüman israf etmez” diye çıkışmanın da ne derece devrimci olduğu sorgulanmalıdır. Cemil Çiçek’in dahi şikâyetçi olduğu bir konudan anlamlı bir hareket çıkması da beklenmemeli.
Sen Hazreti Ömer adaletinden bahsedersin, o sana peygamberin ticareti teşvik ettiğini söyler.
Bu tartışmada sosyalistlerin yeri ne olabilir?