İlahi Egemen Bey

Şakacılığı ve nüktedanlığıyla tanınan Sayın Bağış meğer son aylarda hepimizle tatlı tatlı dalga geçiyormuş.

Fikrin değişerek dönüşmesi pek güzeldir. İzleyene entelektüel bir zevk verir. Hele bu dönüşüm çok hızlı olursa daha da güzel. İnsan dört dörtlük bir aksiyon film izliyormuşçasına yüreği ağzında hayranlıkla oturduğu yere yapışır.
Sadece AB’den sorumlu bakanlığa atanması bile AB’ye sert bir mesaj olan Sayın Egemen Bağış, hepimize böyle heyecanlı hoşluklar yaşatıyor.

Bir Melih Gökçek olmasa da Egemen Bağış’ın Gezi protestolarındaki tavrı gözlerden kaçmadı. Kararlı, ilkeli, inatçı tunçtan yontulmuş bir büstün gücünü halktan alan ışıklı bakışıyla kamuoyunu tenvir eyledi.

İcap ettiğinde devletin kadife eldivenli yumruğunu hissettirdi. Mesela 16 Haziran’da tecrübeli bir emniyet amiri gibi vatandaşları uyardı:
“Şu saatten sonra orada bulunan her kişiyi devlet maalesef terör örgütünün mensubu olarak değerlendirmek zorunda kalacaktır.”
Elbette Sayın Bakan’ın kabiliyetleri bununla sınırlı değildi. Aynı zamanda iyi bir istihbaratçı olduğunu da ispatlamıştı. Meydan ve parkta kalanların terörist olduğu tespitinden sadece 9 gün sonra vaziyeti çözmüştü. Topladı bakanlığa AB üyesi devletlerin büyükelçilerini ve hepsini mahcup etti:

“Bu yaşanan olayların aniden gelişmiş, çevreci hassasiyetiyle değil, aylar hatta yıllar öncesinde planlanmış bazı çabaların eseri olduğunu da göreceğiz.”

Biraz vakit geçip temmuz ayının sonlarına geldiğimizde ise Sayın Bakan Gezi protestolarının sebebini açıkladı:
“Türkiye’nin büyümesi, kalkınması, ilerlemesi birilerini fena halde rahatsız etti. İşte bundan dolayı da Gezi Parkı ile Türkiye’nin önünü tıkamak istediler.”

Sayın Bağış, lideri Erdoğan gibi dik durmuş ve eğilmemişti. Dolayısıyla ‘fena halde rahatsız’ olanlar kahredici bir mağlubiyetle sersefil olmuştu. Fakat ihtiyat bir siyasetçinin en önemli hasletlerinden biriydi. Bu sebeple de Sayın Bağış ihtiyatı elden asla bırakmıyor ve herkesi uyanık olmaya çağırıyordu:

“Unutmamak lazım ki onlar ilk raundu kaybettiklerine inanıyorlar. Bu nedenle de içerideki uzantıları ile tekrar tekrar karışıklık çıkarmaya çalışacaklardır.”

Amaçlarını biliyordu Sayın Bağış. İki gün sonra da açıkladı: “Taksim’den Tahrir çıkarmak istediler!”
Memleketimizin gelişmesinden rahatsız olan, Taksim Meydanı’nı Tahrir’e çevirmeye çalışan bu teröristler hakkında daha neler anlatacağını merakla bekliyorduk. Yıllar öncesinden hazırlanan bu komployu tüm açıklığıyla ortaya koyacağından şüphemiz yoktu. Gezi protestolarına destek veren yazılarım için özür dilemeye ve Sayın Bakan tarafından iftara çağrılmak için aracı bulmaya çabalıyordum. Çaresizlik ve korkuyla endişelenirken Sayın Bakan, The New York Times gazetesinde bir makale yayımladı.

Başladım okumaya. Bir yandan okuyor, bir yandan da özür cümlelerimi kafamda tasarlıyordum. Yazının sonlarına doğru Sayın Bağış’ın Gezi Parkı protestocuları hakkında ne düşündüğünü gördüm:

“Eğer son dönemdeki barışçıl protestoların arkasında temel bir neden varsa bu; halka sağladığımız fırsatlar sayesinde yeşeren canlı bir sivil toplumdur. Çevre meseleleri ya da kişisel özgürlükler olsun, demokratik yollardan seçilmiş bir hükümete karşı şiddete başvurmadan gösteri yapılmasının Türk toplumunun Avrupalı kimliğini kanıtladığını düşünüyorum.”

Şakacılığı ve nüktedanlığıyla tanınan Sayın Bağış meğer son aylarda hepimizle tatlı tatlı dalga geçiyormuş.
Terörist derken ‘yeşeren canlı bir sivil toplum’u, Tahrir’e çevirmek istediler derken ‘Türk toplumunun Avrupalı kimliği’ni kastetmekteymiş.
Vallahi bu son makalesiyle hepimizin yanağından bir makas alıp ensemize şefkatli bir şaplak atan Sayın Bakan’ın muzip muzip göz kırpmasını görür gibi oldum.

İlahi Sayın Bağış. Vallahi ikna oldum. AB’ye böyle güle oynaya girer miyiz, gireriz.