İmamlar yarışıyor

Diyanet'teki gelişmelere bakınca 2011 imamların yılı olacağa benziyor. Orası tamam. Sorun hangi imamların yılı olacağında.

PKK’nın seçimlere kadar eylemsizlik kararı almasıyla iktidarın Kürt meselesi hakkında ne gibi adımlar atacağı merak edilirken ilk adımın en iyi bildikleri konudan yani dinden atılacağı görüldü. Belki takip etmişsinizdir. Diyanet İşleri Başkanlığı son zamanlarda bir değişiklik geçiriyor. Önce Teşkilat Kanunu değiştirildi. Başkanlık ‘hatalı ve eksik dini yayınlar’ üzerinde sansüre benzer bir yetkinin verilmesi de dahil olmak üzere kuvvetlendirildi ve bütçesi de irileşti. Geçen hafta da teşkilata yeni bir başkan atandı.
Eski Başkan Bardakoğlu yerine Mehmet Görmez’in atanmasında daha çok iki sebep dillendiriliyor. Bardakoğlu’nun başörtüsü konusunda Başbakan’ın arzu ettiği şekilde bir ulemalık görevi üstlenmeye razı olmaması ve Diyanet’in Kürt açılımından yana olmaması. Görmez’in görevi devralmasının Taraf gazetesinde “Diyanet artık Kürtçe biliyor” şeklinde duyurulması da biraz buna işaret ediyor. 

İrşat takımı
Diyanet İşleri Başkanlığı’nın 2011 bütçe taslağının basına yansımasıyla bu kanı daha da pekişti. Taslakta ‘Ülkemizin birlik ve beraberliğinin korunması, bölücü ve yıkıcı faaliyetlere karşı’ irşat ekipleri kurulması öngörülüyor. Devletin bölünmez bütünlüğünün din ile harmanlanması burada da kalmıyor. Aynı taslakta Doğu ve Güneydoğu Anadolu’ya acilen 1364 adet cami yapılması için de bütçe ayrılıyor.
Öteden beri Diyanet’in imamlarıyla PKK arasında bir sürtüşme yaşandığı bilinen bir durum. Referandum öncesinde Hakkâri’de İmam Aziz Tan’ın öldürülmesiyle yakın zamanda konu gündeme gelmişti.
PKK, bölgedeki Diyanet faaliyetini en son Duran Kalkan’ın açıklamalarıyla eleştirmişti. Kalkan’a göre devlet halkın ibadetini gasp ederek bölgedeki cemaatleri devlet ideolojisine göre şekillendirmek istiyor. 

Bana imamını söyle
Abdullah Öcalan da son açıklamasında konudan şikâyetçiydi. İmamların halkı kandırdığını söyleyen Öcalan’ın “Kürtler de buna karşı kendi İslami anlayışını geliştirmelidir. Kendi imamları olmalı” dediği biliniyor. Kaldı ki daha önce de PKK’nın benzer çabaları olmuştu.
Kalkan ve Öcalan, devletin ideolojik şekillendirmesi konusunda sadece Diyanet İşleri’ni değil aynı zamanda ‘Gülen Cemaati’ni de suçluyor.
Tüm bu denklemde, Öcalan’ın AKP’nin bölgede kendi Hamas’ını yarattığı iddiasını ve Başbakan’ı bu yaratılan Hamas’ın PKK’yla beraber iktidarı da tasfiye edebileceği konusunda uyarmasını da hatırlamak gerek. 

Hamas derken?
Hamas’tan kastedilenin bölgede özellikle 90’lı yıllar boyunca devlet tarafından da desteklendiği ileri sürülen Hizbullah örgütü ya da ona yakın güçler olduğunu farz edersek, bu imamlar kavgası biraz daha karışıklaşıyor. Çünkü ilköğretimde başörtüsü tartışmasında Hizbullahi görüş iktidarın en azından bu konuda net bir fikir beyan edenlerin görüşüyle çatışıyor. İlköğretimde başörtüsü taleplerinin iktidar tarafından provokasyon olarak değerlendirilmesi hakkında Mustazaf-der’in son basın açıklamasında bu açıkça görülüyor. Açıklamadaki “İnananları provoke etmeyin, hak arama mücadelesi verenleri de provokatör ilan etmekten vazgeçin” ve “Meclis’e çağrımız şudur: Bir araya gelip, bu sorunu bir an önce çözün. Yoksa halk/sivil toplum kendi yöntemiyle bu sorunu çözecektir. Halkın çözüm şekline/şekillerine de engel olmaya kalkmayın” ifadeleri de dikkat çekici.
Velhasıl, bölgede bir imamlar yarışı yaşanıyor: Diyanet’in irşat ekibiyle güçlendirilecek imamları, Gülen hareketine yakın imamlar, PKK’nın imamları, Hizbullahi imamlar... Güneydoğu Anadolu, dinin en çok siyasallaştığı bölge olarak beliriyor.
Bu siyasallaşma sadece Türkiye’yle sınırlı kalmayacak gibi. Dışişleri Bakanı’nın ‘Stratejik Derinlik’ kitabını hatmetmişe benzeyen yeni Diyanet İşleri Başkanı cüppe devir teslim töreninde çalışmalarında sadece Türkiye’yi düşünerek değil, ‘dünyadaki tüm Müslümanlara, yeryüzünün tüm mazlum milletlerine, tüm Müslüman azınlıklara hizmet ilkesinden hareket edeceğini’ muştuluyordu.
2011 imamların yılı olacağa benziyor. Orası tamam. Sorun hangi imamların yılı olacağında.