İstanbul semalarında çürük yumurta kokusu

Prof. Dr. Saydam, Kanal İstanbul ile İstanbul'un çürük yumurta gibi kokacağını söylüyor.

Doğrudur, askeri müdahalelerin sivil yönetimleri budadığı bir siyasi geçmişi var memleketin. Yine doğrudur, atanmışlar zaman zaman iktidarların icraatlarını kör bir inatla engellemiştir.
Öte yandan tek başına iktidar sahibi olan partilerin keyfi ve otoriter bir yönetim sergilediği de memleketin siyasi tarihinin başka bir hakikati.
Yürütmenin demokratik ve hukuki bir denetimle yani fren ve denge mekanizmasına uyarak işleyeceği bir demokrasi bir gün kurulacak elbette.

Ancak bu vakit alacak, Gezi sürecinde şahit olduğumuz gibi daha çok akıl kaybı yaşayacağız.
Benzer bir akıl kaybı Kanal İstanbul projesi için de geçerli. İktidar çevrelerine bakılırsa Kanal İstanbul projesine karşı çıkanlar yabancı devletlerin çıkarlarını savunuyor. Büyük ve güçlü Türkiye’yi çekemiyorlar vs. vs.

Evhamlar, şüpheler, niyet okumalar, irrasyonel tepkilerle dolu bu siyasi dili zaten siyasetin her kampından tanıyoruz. Kamusal tartışma bu deli saçması argümanlarla zehirleniyor. Dolayısıyla kamuoyu, vergileriyle yapılacak devasa bir projenin ne getirip ne götüreceğini tartışamıyor.
Demokrasi sadece sandıktan ibaretse tartışmaya gerek yok zaten. Başbakan “Şahane proje bu” demiş, seçmenin yarısı Başbakan’ın partisine oy vermiş. Projeye karşı çıkanlar da yabancı güçlerin oyuncağı olarak damgalanmış. İş bitmiş.
Oysa bu tuhaf argümanlarla boğuşmak yerine Kanal İstanbul hakkında hakiki bir tartışma yapabilseydik Prof.Dr. Cemal Saydam’ın açıklamalarının gündeme oturması beklenirdi.

Saydam’ın doktora tezi okyanusbilim yani oşinografi üzerine. Uzmanlık alanlarından biriyse Türk denizlerinin yapısal özellikleri.
Ne düşünüyor Prof. Saydam, Kanal İstanbul hakkında? Şöyle diyor: “Projeyi rafa bile kaldırmayın, unutun!”
Sebep? Dünyada sadece Türk boğazlar sisteminde görünen bir özellik. Karadeniz’e fazla tatlı su girişi olduğu için Karadeniz, Marmara Denizi’nden 30 cm. daha yüksek. Karadeniz’in Akdeniz’e göre daha az tuzlu olması sebebiyle doğa boğazdaki akıntılar yoluyla tuz oranını dengelemeye çalışıyor. Marmara ve Karadeniz arasında ikinci bir kanal açtığınız zaman doğanın binlerce yıldır kurduğu hassas denge bozuluyor.

Bozulursa bozulsun, üçün beşin hesabını mı yapacağız denebilir. Teknik ayrıntılara girmeden, Kanal İstanbul projesi gerçekleşirse ne olacağı hakkında Prof. Saydam’ın öngörüsünü aktarayım:

1. Karadeniz’in tuzlanma oranı artacak.

2. Marmara’nın alt suları oksijensiz kalacak. Hidrojen sülfür konsantrasyonu artacak ve bütün İstanbul’u bir çürük yumurta kokusu kaplayacak.

3. İzmit Körfezi’nde deniz yaşamı tamamen sona erecek.

4. Kanal İstanbul’un açılmasıyla oluşacak adanın doğal su kaynakları deniz suyuyla karışacak.
Prof. Saydam isyan ediyor: “Sen kalk iki denizi birleştirecek bir proje düşle ama hiçbir denizbilimcisine de ‘Bunları birleştirirsem ne olur acaba’ diye sorma!”

Bu, işin denizbilime ilişkin kısmı. Şehircilik, demografi ve uluslararası hukuk boyutları da başka tartışma alanları. Hadi Prof. Saydam yanılıyor diyelim. Söylediklerinin aksini ispatlayarak projeyi savunan var mı? Yoksa “Büyük oyunu bozduk” gerinmeleriyle önemli tartışmaları engellemek daha mı kolay geliyor?

Prof. Cemal Saydam örneğinde gördüğümüz üzere bilim insanları seçimle gelmedikleri için mi dinlenmemekte?
Demokrasi ile keyfi bir popülizm arasında çok ciddi farklar var. Sandık demokrasinin ilk, olmazsa olmaz ve temel koşulu. Demokrasinin başlangıcı.

Katılımcı, çoğulcu bir demokrasi ise keyfiliği kabul etmez. Halkın vergilerinin yüzyıllarca çürük yumurta kokusu salacak bir kanala harcanmasıyla da bağdaşmaz.

Hükümet, Prof. Saydam’ın ve diğer bilim insanlarının uyarılarını dikkate almalı ve kamuoyunu aydınlatacak bir tartışma başlamalıdır.
Hükümetten Prof. Saydam’ın tespitleri hakkında bilimsel bir açıklamayı talep etmek de medyanın görevi.