Kainatta yalnız değiliz

Carl Sagan bu görüntüden hareketle özetle 'Artistliğimiz kime arkadaşım, enimiz boyumuz ortada' diye yazdı. Sonra da dedi ki...

Malum, kainat çok büyük. Ortalık sayısız galaksi dolu. Dünya ise bu sayısız galaksiden birinin taşrasında, kendi halinde sıradan bir yıldızın etrafında dönüp duran bir gezegen.

Kainat kendinizi pek özel hissedebileceğiniz bir yer değil. Çok kalabalık bir yer. Dünya ise bu hengâmede hakikaten ufacık bir zerre.
Ama ne zerre! Gerçi bu işlerde insanlık olarak nispeten yeniyiz ama dev teleskoplarla, koca uydularla gökyüzünü hallaç pamuğu gibi atmamıza rağmen bir benzerimizi bulamamıştık.

Belki küçüğüz ama gururluyuz, dünyada bildiğimiz anlamda hayat ve zekânın olabileceği tek gazegeniz diye biraz caka satıyorduk. Meğer Nisan 2014’e kadarmış. Bu ay NASA’nın Kepler teleskopunun dünyanın bir akrabasını keşfettiği açıklandı.

Akrabamızın adı şimdilik Kepler 186f. İsminin soğukluğuna bakmayın. Küçük Prens’in küçük gezegeninin adı da Asteroid b-612 idi.
Kepler 186f dünyadan 500 ışık yılı uzakta. Yani birisi oraya gidecek bir uzay gemisi yapsa gezegene varması 100 milyon yıl sürecek.
Uzak uzak olmasına ama bir anlamda da yakın. Dünyadan çok az büyük. Etrafında döndüğü yıldıza mesafesi gezegenin üzerinde hayat olabileceğini gösteriyor.

Gezegeni bir ay boyunca dinledik. Ancak henüz bir radyo sinyaline ulaşamadık. Ancak bunun için Kepler’de akıllı bir hayat olması, o hayat formlarının teknolojik olarak gelişmiş olmaları, dünyayı keşfetmiş bulunmaları ve bize radyo sinyali gönderecek kadar bizimle ilgilenmeleri gerekiyor.

Bunlar yetmezmiş gibi aradaki mesafe sebebiyle o radyo mesajının dünya takvimiyle 1522’den önce gönderilmesi icap ediyor ki ancak bugün duyabilelim.

1522 yani Macellan’ın ilk dünya turunu atıp nefes nefese gemisini İspanya’ya sürdüğü sene.

Ne yazık ki biz sadece 70 senedir uzaya radyo sinyali gönderiyoruz. Yani orada birileri varsa da sesimizi duymuş olamaz.
Yani belki oradalar ancak pek muhabbet edebileceğe benzemiyoruz. Ama gözden ırak olan gönülden ırak olacak değil. Kepler 186f her zaman keşfettiğimiz ilk dünya benzeri gezegen olarak kalbimizde yerini alacak.

1990 senesinde Voyager güneş sistemini terk etmek üzereyken Carl Sagan NASA’dan bir ricada bulundu. Bunun üzerine Voyager kamerasını dünyaya çevirip bir fotoğraf çekti. Meşhur soluk mavi nokta fotoğrafı böylece ortaya çıktı. O koca boşlukta dünya bir pikselin onda biri kadar soluk mavi bir nokta olarak zar zor seçiliyordu.

Carl Sagan bu görüntüden hareketle özetle “Artistliğimiz kime arkadaşım, enimiz boyumuz ortada” diye yazdı. Sonra da dedi ki: “Dünya, üzerinde hayat barındırdığını bildiğimiz tek gezegen. En azından yakın gelecekte, gidebileceğimiz başka yer yok. Ziyaret edebiliriz ama henüz yerleşemeyiz. Beğenin veya beğenmeyin, şu anda Dünya, sığınabileceğimiz tek yer.

Gökbilimin mütevazılaştırıcı ve kişilik kazandıran bir deneyim olduğu söylenir. Belki de insanın kibrinin ne kadar aptalca olduğunu bundan daha iyi gösteren bir fotoğraf yoktur. Bence, birbirimize daha iyi davranma sorumluluğumuzu vurguluyor ve bu mavi noktaya, biricik yuvamıza.”

Rahmetli Carl Sagan biraz duygusal biriydi. Bunlar da saf, şairane laflar. Karın doyurmaz.

Oysa iktidarı ele geçir, önüne geleni dümdüz et, ilahi bir görevin olduğunu düşün, as, kes, azarla, ceplerini doldur.

Hem belki Kepler 186f’deki kardeşlerimiz de öyle yapıyordur. Ah bir konuşabilsek, neler anlatırdık birbirimize. Mesela ilk barış antlaşmasının yapıldığı Kadeş’in bulunduğu Suriye’de hâlâ savaştığımızı söylesek bunun aynı savaşın devamı olmadığına inandırabilir miydik?

Aslında belki de iyi ki arada mesafe var, sohbet edemiyoruz.

Yine de selam olsun Kepler 186f’ye. Yalnız olmadığını bilmek iyi.