Korkma, anla

Çoğulcu bir demokrasi için büyük umutlar vaat eden bu hareketi anlamak yerine ondan korkup gövde gösterilerine başvurmak en büyük hata.

Bir değil, iki değil üç defa sabahın beşinde çadırlarında uyuyan parkta oturan protestoculara saldırıldı.

Üçüncü saldırı sabahla sınırlı kalmadı. Basın açıklaması yapanlara, Taksim Meydanı’nda olay çıkartmadan oturan kalabalıklara acımasızca saldırıldı. Bunları takip eden on binlerce İstanbullu ise hiç beklenmedik bir şey yaptı. Saldırıya uğrayanların yardımına koştu. Onlarca şehirde de insanlar bu sebeple sokağa çıktı.

Polis şiddetini arttırdıkça kalabalık arttı. Birey olma bilinci, yardımlaşma duygusu ve gayri meşru otorite gösterilerine karşı insanlar isyan etti.
Gerçek bir demokraside görülebilecek sivil bir halk hareketi doğdu. Tayyip Erdoğan’ın kibirli ve uzlaşmaz dilinde somutlaşan bir yönetilme şekline itiraz edildi.

Başbakan’ın bir hitabet sanatı olduğunu söylediği ‘öfke’nin bir yönetme tarzı olması reddedildi.

Polis şiddetine karşı bunca insanın sokaklara dökülmesi bir demokrasi için sadece gurur duyulabilecek bir durum.

Vazifesinin gündem yaratmak olduğunu söyleyen Başbakan belki de ilk defa başkalarının yarattığı gündemin peşinden gidiyor. Ne muhalefet partilerinin ne de askerin yarattığı bir gündem bu.

Kendiliğinden gelişmiş, son derece çoğulcu ve barışçıl bir halk hareketinin yarattığı bir gündemle karşı karşıya. Haliyle de bununla nasıl baş edebileceğini bilmiyor.

Bilmediği için de akla hayale sığmayacak tuhaf izahlardan medet ummakta. ‘Faiz lobisi’nin arkasında olduğu uluslararası bir komplonun kendisini devirmek istediğini zannediyor. Böyle zannettiği için de günde üç defa konuşarak, kalabalıkları toplayarak mücadele etmeye çalışıyor.

İnsan bilmediğinden korkar. Muhtemelen Gezi Parkı’nın ortaya çıkardığı toplumsal enerjinin de ne olduğunu bilemediği için korkuyor.

Hükümete yakın medyada ancak korkuyla açıklanabilecek aklı tutulmuş saçma haberler çıkıyor. Houston’dan bir kişinin 200.000 insana cep telefonu üzerinden talimat gönderdiğini yazdılar. Erasmus değişim programıyla Türkiye’ye gelmiş genç öğrencilerin yabancı devletlerin ajanı olduğunu ileri sürdüler. Dolmabahçe Camii’nde içki içildiğini uydurdular.

O korku ve saçmalık Başbakan’ın yakın çevresini de sarmış belli ki. Erdoğan’a AB yetkililerinin önünde ABD’de Occupy Wall Street eylemleri sırasında 17 kişinin polis müdahalesiyle öldürüldüğünü söylettiler. Oysa bir kişi bile polis müdahalesiyle ölmemişti. Derhal yalanlandı. Herkesin önünde Başbakan’ı bu duruma düşürdüler.

Çok şikâyet ettikleri 28 Şubat medyasına dönüştüler. Yalanla, çarpıtmayla, şeytanlaştırmayla bir kampanya açtılar. Hem kendilerini hem iktidar sahiplerini o yalanlara inandırmaya çalışıyorlar.

Bu tutum ve Başbakan’ın uzlaşmaz tavrı içinde bulunulan krizi giderek derinleştiriyor. Talepleri anlamaya çalışmak, diyalog kurmak yerine gövde gösterileri planlanıyor.

Gezi Parkı’nda toplumun her kesitinden insan beraber nasıl sorunsuz var olabildiklerini gösteriyor kaç gündür. Çoğulcu bir demokrasi için büyük umutlar vaat eden bu hareketi anlamak yerine ondan korkup baskı tedbirlerine, gövde gösterilerine başvurmak yapılabilecek en büyük hata.

Maalesef Başbakan o hatada ısrarlı. Birileri günlerce polise kanunsuz emirler verdi. İnsanlar öldürüldü, kör edildi, yaralandı. Gezi Parkı hakkındaki mahkeme kararına uyulacağı söylense ve sorumlular derhal görevden alınsaydı bu protesto hemen dinecekti.

Gezi Parkı hadisesi herhalde tarih ve siyaset bilimi kitaplarına gösterilmiş en büyük siyasi basiretsizliklerden biri olarak geçecek. Yalan haber yapan, Başbakan’a dahi yalan söylemekten çekinmeyenler de o kitaplarda yerini alacak.

Korkmayın, bastırmayın, anlamaya çalışın.