Müsamere mi barış mı?

Bölgenin dengelerinden haberdar, Kürtlerin demokratik haklarını komplekssiz savunacak bir muhalefet, yeni bir ortak gelecek projesi sunabilir.

Cumartesi günü Diyarbakır’da yaşananlar hakkında yazmak zor. Her eleştirinin barış sürecine darbe gibi algılanabildiği bir ortamdayız.
Hükümete yakın olanlar işin daha çok duygu tarafında. Gözyaşları, pır pır eden yürekler, bol keseden övgü ve coşku cümleleri her yanı kaplamış halde.

Muhalefeti artık karikatür haline gelmiş bir kesim ise standart, hazır kalıp bir alerjik reaksiyonla içinde Kürt geçen her şeye karşı çıkma derdinde.

Burası Ortadoğu. İttifakların, pozisyonların hızla değiştiği bir coğrafya. Bir gün Barzani muhatabınız değildir ertesi gün değerli dostunuzdur.
Bir gün Abdullah Öcalan’ı asmak istersiniz, ertesi gün onunla görüşme masasına oturursunuz. 

Malum, Kürt halkı Türkiye, Irak, İran ve Suriye’de yaşıyor. Coğrafi bölünme haricinde siyasi bölünmeyi de sıklıkla yaşamış yakın siyasi tarihten bahsediyoruz.

1990’larda Barzani ve Talabani arasında yaşanan Kürt iç savaşı ya da yine 90’larda Barzani güçlerinin Türk Silahlı Kuvvetleri ile beraber PKK ile çatışması hâlâ akıllarda.

Geçen sene dahi peşmerge ile Özel Harekât’ın PKK’ya karşı beraber operasyon düzenlediğine ilişkin haberler çıkmıştı.

Ancak Barzani ve Irak Kürdistanı yönetiminden birçok kişinin PKK’ya karşı kuvvet kullanılmayacağını açıkladığı da biliniyor.
Birçok gözlemci Kürt siyasetçilerin 90’lardan ders çıkarttığı ve özellikle Barzani’nin Kürtler arasında tekrar bir çatışmaya yol açmayacak bir siyaset izlediğini söylüyor.

Öte yandan Suriye’de Rojava bölgesinde PYD ile Barzani arasında sert bir bilek güreşinin sürdüğü de kimse için sır değil.

Kürt siyasal hareketinden aralarında Leyla Zana, Ahmet Türk, Sırrı Sakık’ın da bulunduğu önemli figürler Barzani ve Erdoğan’ı karşıladılar. Erdoğan, iktidarı döneminde ilk defa Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’ni ziyaret etti.

O esnada BDP Başkanı Selahattin Demirtaş, Diyarbakır’da değil Berlin’deydi. Almanya’nın PKK’ya karşı aldığı tedbirleri protesto eden bir gösteride şunları söyledi:

“Bugün şu saatlerde Amed’de ‘Kürt halkına mesaj vermeye geldik’ diyenler bastığı yerlerdeki ödenmiş bedellere saygı duyarak konuşmalıdırlar.”

Demirtaş, konuşmasında hükümeti karakol inşaatları, askeri amaçlı barajların inşası, KCK davaları ve Rojava’da ‘çeteleri Kürtlerin üzerine salmakla’ barış sürecini engellemekle suçladı.

Pervin Buldan ise sosyal medyada Barzani’yi Kandil’i ziyaret eden heyete ve özellikle Sırrı Süreyya Önder’e zorluk çıkartmakla suçladı. Öcalan’ı İmralı’da ziyaret eden son heyetteki üç kişiden ikisinin Buldan ve Önder olması da dikkat çekici.

Basına yansıdığı kadarıyla Erdoğan ve Barzani, Rojava’da PYD’nin kurmak istediği yönetime karşı işbirliği yapmaya karar verdi.

PYD lideri Salih Müslim’in “Oğlumun vurulduğu mermi Türkiye’den geldi” açıklamasını yaptığı, BDP’nin bir kısmının cumartesi günü Diyarbakır’a mesafeli olduğu bir ortamda barış coşkusuna kapılmak için henüz erken.

Bu ihtiyat payı bir köşede dursun. Ancak eleştirilsin eleştirilmesin bu hafta sonu yaşananlar çok önemliydi.

Özellikle ana muhalefet partisinin eleştirilerinin ses getirmesi ve ciddiye alınması için Kürt siyasetinde radikal bir değişikliğe gitmesi gerektiği açık.

Yoksa, dün Aydın Engin’in T24 sitesindeki yazısında ifade ettiği gibi bir ‘müsamere’ havasında geçen tören bile kamuoyuna ileri bir adım olarak yansıyacaktır.

Ancak bölgenin dengelerinden haberdar, Kürtlerin demokratik haklarını komplekssiz savunacak bir muhalefet bu ‘müsamere’nin kalıplarına sığmayacak yeni bir ortak gelecek projesi sunabilir.