Necip Fazıl ve Ayık Kafa

Belki Erdoğan'a 'gelişerek değiştiği' için teşekkür etmeliyiz zira Kısakürek'in rehberliğini yaptığı yolda içki içmeye hapis cezası öngörülüyor.

Başbakan’ın bu haftaki salı hutbesi ileride bu günlerin tarihi yazılırken anılacak dönüm noktalarından biri oldu. Konuşmanın gündemini İslamcılığın çok verimli üç teması oluşturuyordu: Necip Fazıl, İstanbul’un fethi ve içki.

Bu üçlüden örülen metin Başbakan’ın dünya görüşünü hakkıyla anlamak için bir fırsat.

Başbakan’ın Necip Fazıl’a ne kadar hayran olduğu belli. Salı günü de bıraktığı eserin kendi nesli ve sonraki nesiller için bir rehber olduğunu, yollarını aydınlattığını söyledi.
Necip Fazıl sadece bir şair ve yazar değil aynı zamanda bir siyaset tutkunu, teorisyeni. Bir ülkenin başbakanı bir siyaset teorisyenini kendisine rehber olarak aldığını söylüyorsa Necip Fazıl yalnız edebiyatçı özellikleriyle değerlendirilmez. Teorisi ve yapıp ettikleri de incelenir ki Başbakan’ın aydınlanan yolunun nasıl bir yol olduğunu anlayabilelim.

Necip Fazıl’ın bir siyasi ütopyası var. ‘İdeolocya Örgüsü’ eserinde ayrıntılarıyla hayalindeki devlet nizamını anlatıyor. Buna göre devleti bir tek adam yönetiyor. Unvanı da Başyüce. Başyüce’yi de ‘halkın değil Hakk’ın seçtiği’ Yüceler Kurultayı belirliyor.

Bugünün popüler konusu ‘vatandaşlık tanımı’ hakkında da şöyle düşünüyor Necip Fazıl: “Türk vatanının yalnız Müslüman ve Türklerle meskûn, yalnız Türkler ve Müslümanlardan ibaret hale gelmesi, hain ve muzlim unsurlardan baştan başa temizlenmesi için her türlü tedbir alınacaktır.”

Peki militarizm hakkında? Tek satır: “İslam inkılâbı orducudur.”

Ya 12 Eylül’ü nasıl karşılamış büyük şair? Şöyle: “Bir iç darbe değil, iç şahlanıştır. İsyan değil, ıslah...”

Yani tek adam yönetiminde bir İslam devleti isteyen, militarist, Türk ve Müslüman olmayanları temizlemek isteyen bir teorisi var Necip Fazıl’ın. Başbakanımız da başkanlık rejimi tartışmalarının ortasında kendisini yeniden ve ısrarla ‘rehber’i ilan etmekte.

Hatırlarsınız Erdoğan yine Necip Fazıl’ın dizeleriyle nasıl bir gençlik istediğini şöyle anlatmıştı: “Dininin, dilinin, beyninin, ilminin, ırzının, evinin, kininin, kalbinin dâvacısı bir gençlik...”

Şairin ‘Gençliğe Hitabesi’nde nasıl devam ediyor o satır? Şöyle: “Halka değil, Hakk’a inanan; meclisinin duvarında ‘Hâkimiyet Hakk’ındır’ düsturuna hasret çeken, gerçek adâleti bu inanışta bulan ve halis hürriyeti Hakk’a kölelikte bilen bir gençlik...”

İçki sınırlamaları konusunda Başbakan’ın her yaptığına mazeret arayanların çekingenliğinin aksine Erdoğan’ın kanunun dayanağı olarak doğrudan dini göstermesine şaşmalı mı?

Rehber ortada. Rehberin söyledikleri ortada. Belki Erdoğan’a ‘gelişerek değiştiği’ için teşekkür etmeliyiz zira Kısakürek’in rehberliğini yaptığı yolda içki içmeye hapis cezası öngörülüyor.

Erdoğan ise daha hoşgörülü: “İçeceksen gene git alkolünü al, alkollü içkini al, git evinde iç.”

Başbakan, seçimler yaklaştıkça dini temelli muhafazakâr düzenlemelerin ve İslamcı söylemin dozunu arttıracak. Yaşam tarzı tartışmalarını canlı tutarak kamplaşmayı besleyecek. Arkasındaki oy kitlesini kaynaştırmak için sık başvurduğu bir yöntem.

Sonra da Necip Fazıl’ın ‘Başyücelik Devleti’nden ilham alan ‘Türk tipi başkanlık’ rejimine geçeceğiz Allah’ın izniyle.

Salı günü Başbakan “İnsan Allah’ın yeryüzündeki halifesidir” dedi. Ne tesadüf ki Necip Fazıl da Başyücelik Devleti teorisinin gerekçesi olarak insanın Allah’ın halifesi olmasını gösteriyor ve diyor ki “Yani Müslümanlar, Allah’ın halifeleridir; Allah’ın hâkimiyetini temsil eden hâkimiyetin sahibi halifeler; Müslüman olmayanlar ise Allah’ın hâkimiyetine ve tabii ki Müslümanların hâkimiyetine tabi olanlardır.”

Necip Fazıl bizim de yolumuzu aydınlatıyor. Aydınlatmasa da ayıltıyor. Malum kıyak kafa değil ayık kafa makbul.