Sait Faik'i hatırlamak

İyi ki sadece öfkeli siyasetçilerden, kısır toplumsal meselelerden ibaret bir ülke değiliz. Sait Faiklerin, Fazıl Sayların, Özen Yulaların, Orhan Velilerin, Cihat Burakların da ülkesiyiz.

Mimar, ressam ve hikayeci Cihat Burak, Yakutiler kitabında bir hatırasını anlatır. Gençliğinde Sait Faik ile ahbap olur. Ahbap olurlar çünkü Sait Faik, Cihat Burak’a hiç kitaplarını okuyup okumadığını sorar. Burak ise bir iki hikayesi hariç kendisini hiç okumadığını söyler. “Hah işte” der Sait Faik, “Doğru dürüst dost olunacak bir adam bulduk nihayet.”

Büyük hikayeci, bir gün Cihat Burak’a bir şeyler yazıp yazmadığını sorar. Onun da hikayeler yazdığını öğrenince yazdıklarını göstermesini söyler. Akşam Cumhuriyet Meyhanesi'nde kalabalık bir masada buluşurlar. Orhan Veli de aralarındadır.

Cihat Burak cebinden kendi deyimiyle “epeyce tatsız tutsuz acemice bir” hikayesini çıkarıp okumaya başlar. Meyhanenin gürültüsünü bastırmak için bir yandan da sesini yükseltmektedir. Hikayeyi bitiremeden sivil polisler gelip kimlik sorar. Sait Faik “Mecbur muyuz” diyerek polislere posta koyar. Kendilerini karakolda bulurlar.

Komiser, Sait Faik’in okuyucusu çıkar. Salınıverirler. Faik, “Hadi içmeye devam edelim” diyerek aslında artık evlere dağılmak isteyen diğerlerini de peşinden sürükler. Her yer kapanmıştır. Kapısı kilitli, örtülmüş perdelerinin arasından içeride son üç beş müşterinin kaldığı anlaşılan bir meyhanenin önüne gelirler. Kapıyı çalarlar, yumruklarlar ama nafile. 

Gerisini Cihat Burak şöyle anlatır: “Sait Faik zaten soğuktan kaldırdığı pardesüsünün yakalarını biraz daha kaldırdı, şapkasını başına şöyle bir bastırdı ve cama bir tos vurup duvar geçen gibi öte tarafa geçti büyük bir şangırtı içinde; arkasından bir turna katarı gibi geçip kendimizi dükkanın içinde şaşkınlıktan, hiddetten donmuş kalmış bir kalabalığın ortasında bulduk bekçi düdükleri feryatlar arasında.”

 İş o gece ikinci defa karakolda biter. Sait Faik, komiser, meyhanenin sahibi ve bekçi, şahitler öpüşerek barışırlar. İş tatlıya bağlanır. 

Nedense Sait Faik denince hikayelerinin lezzetinden sonra aklıma Cihat Burak’ın bu hatırası gelir. Sait Faik’in kestirilemezliği, huysuzluğu, sürükleyiciliği, akıcılığı ve işin tatlıya bağlanmasında hissedilen gizli iyi niyeti sanki hep bu hatırada saklı gibi gelir bana.

Artık aklıma Sait Faik düştüğünde sadece arkasında uykulu bir Orhan Veli, şaşkın bir Cihat Burak ve diğerleriyle bir meyhaneye nasıl tos vurup girdiği, Alemdağ’da var bir yılan ya da "Hişt, Hişt" gelmeyecek.

Artık bunlara, Sait Faik’in bütün hikayelerine bir hikaye daha eklendi. Fikir, yazarın ölümünün 60. senesinde İKSV’den gelmiş. Fazıl Say, Sait Faik’i ve hikayelerini uzun uzun düşünmüş ve bir beste yapmış.

Memleketin en üretken tiyatro yazarlarından Özen Yula ise Demet Evgar, Songül Öden ve Esra Bezen Bilgin’in bir Sait Faik hikayesini anlattığı, Serenad Bağcan ve Zeynep Halvaşi’nin Say’ın bestelediklerini söylediği konseri sahnelemiş. Fazıl Say’ın piyanosuna Borusan Quartet ile Cem Erciyes’in haklı tanımlamasıyla “Türk müziği enstrümanlarını çalan dört iyi müzisyen” eşlik ediyor.

Adnan Benk, Sait Faik’in cenazesinin ardından “Sait Faik’i yaşatamadık” diye yazmıştı.

Geç de olsa, öldükten 60 sene sonra da olsa Sait Faik’i yaşatabilmişiz.

Üç başarılı oyuncu, Say’ın notalarının yanında Sait Faik’in “Stelyanos Hrisapulos Gemisi” hikayesini anlatıyor izleyicilere. Hikaye 12 yaşındaki Burgazadalı denize vurgun Trifon’un elleriyle yaptığı ve dedesinin adını koyduğu tahta gemisinin başına gelenler üzerine.

Çocukken Trifon’un yaşlarında, dedemle ahşap bir gemi yapmış ve gemiye dedemin adını koymaya çalışmıştım. O sebeple bu mizahı, neşesi de hiç eksik kalmayan gösteriyi biraz da burnum sızlayarak izledim.

İyi ki sadece öfkeli siyasetçilerden, kısır toplumsal meselelerden ibaret bir ülke değiliz. Sait Faiklerin, Fazıl Sayların, Özen Yulaların, Orhan Velilerin, Cihat Burakların da ülkesiyiz.

Bunu tekrar hatırlatan herkese çok teşekkürler.