Şanghay yetmez dünya bizimdir

Türkiye, Avrupa değil Asya-Afrika grubunda eleme maçı oynamayı kabul etseydi her Dünya Kupası'na giderdi.

AB ile ilişkilerin sarpa saracağı çok önceden anlaşılmıştı. Erdoğan’ın başka bir oluşuma göz kırpması an meselesiydi. Hepimiz bu neticeyi bekliyorduk ve fakat Erdoğan’ın hangi örgütü seçeceğini bilemiyorduk.

Gerçi Başbakanımız Putin’le şakalaşırken Şanghay’dan bahsedince haliyle bu örgütün seçilme ihtimali artmıştı. Gelgelelim önümüzde Güneydoğu Asya Milletleri Birliği’nden (ASEAN) Kuzey Amerika Serbest Ticaret Birliği’ne (NAFTA) kadar birçok aday vardı. Neticede Kuzey Atlantik’te olmamasına rağmen Kuzey Atlantik Savunma Örgütü’ne (NATO) girmiş ve Avrupa’da olup olmadığı hâlâ tartışılan bir devlet olmasına rağmen Avrupa Birliği’ne aday olabilmiş bir memleketten bahsediyoruz.

Neticede İslam medeniyetinin ‘ben-idraki’ üzerine yaptığı çalışmasında Sayın Dışişleri Bakanımız Ahmet Davutoğlu’nun da atıfta bulunduğu üzere Bakara Suresi “Doğu da Batı da Allah’ındır; nereye dönerseniz dönün Allah oradadır” buyurmaktadır ve bu sebeple bakanımızın ifadesiyle “Ruhi kozmolojinin merkezi herhangi bir maddi ve coğrafi sınır tanımayan ortak inanç ve değerler sistemidir”.

Coğrafi sınır tanımayan bir medeniyet idrakinin temsilcisi bir memleket olduğumuz için kuradan ASEAN ya da NAFTA da çıkabilirdi. Onun yerine Şanghay İşbirliği Örgütü çıktı. Başbakanımızın isabetle belirttiği gibi bu örgüt AB’den ‘daha iyi ve çok daha güçlü’.

Şanghaycı devletler çok demokrat olmayabilir ancak Erdoğan gibi sabırlı bir lider için bu çok da önemli bir mesele değil. Çok yerde bahsedildi ancak Sayın Başbakan’ın sabrını ve öngörüsünü gözler önüne seren bu veciz ifadeyi ne kadar tekrar edersek az:

“Şanghay Beşlisi ülkelerinde demokrasi diye bir şey yok diyorlar. AB ülkeleri içerisinde şu andaki demokrasiye bir anda gelinmedi.” Bir anda demokrasiye gelerek o demokrasiye giden yoldaki güzel macerayı kısa kesmenin bir manası yok. Hakikaten de Kazakistan, Kırgızistan, Çin, Tacikistan ve Rusya ile beraber yavaş yavaş, şöyle tadını çıkara çıkara demokratikleşmek varken çifte standartlı Avrupa’nın sözde demokrasi çıtasına ulaşmak için bünyeyi zorlamaya gerek yok.

Bakınız, Türkiye 1958 Dünya Kupası’nda düştüğü hatayı tekrar etmemelidir. O sene FIFA Türkiye’ye Avrupa değil Asya-Afrika grubunda eleme maçı oynatmak istedi diye kupayı boykot etmiştik. Oysa öyle yapmasaydık ve takip eden senelerde Avrupa yerine Asya grubunda eleme maçlarını oynasaydık her Dünya Kupası’na katılabilirdik. Neticede Avrupa şu anki futboluna bir anda ulaşmadı. Asya grubunda diğer Asya takımlarıyla beraber yavaş yavaş pişmek yerine kaç sene İngiltere’den 8 gol yedik de iyi mi oldu?

Yazının başında AB ile ilişkilerin sarpa saracağı belli olmuştu dedim. Bir sorun çıktığının işareti çok aşikâr idi. Fark etmişsinizdir, bu seneki Eurovision yarışmasına katılmıyoruz. Katılmama gerekçemiz o kadar güzel ki. Bülent Arınç’tan dinleyelim:

“Değerlendirme kriterleri değişmedi. Bu yarışmaya biz hangi güçlü grupla gidersek gidelim istediğimiz puanları alamıyoruz.”

Asya-Pasifik Şarkı Yarışması Asiavision ise 2007’den bu yana dünya nüfusunun büyük çoğunluğunu oluşturan toplam 16 ülkenin katılımıyla devam ediyor.

Şanghay Örgütü’ne yanaşırken Eurovision’dan da çıkıp Asya-Pasifik Şarkı Yarışması’na 17. ülke olarak katılmamız yerinde olacaktır. Hem istediğimiz puanları da alabiliriz diye zannediyorum.

Çok boyutlu ve kapsayıcı bir dış politikanın gerektirdiği ‘soft-power’a yaraşan budur.

Arz ederim.