Sayın Başbakan'a dilekçe

Sayın Erdoğan'ın da belirttiği üzere herkesin özgürlük alanının sınırları bellidir ve herkes de o sınırlar içinde oynamalıdır.

Her şeyin en iyisini Başbakan’ın bildiği sarsılmaz bir gerçek. En iyisini bildiği işlerden birinin de gazetecilik olması eşyanın tabiatı gereği. Bu nedenle gazetecilere sadece dava açmakla kalmaması, attığı nutuklarda gazetecilik hakkındaki fikir ve görüşlerini hepimizle paylaşması son derece sevindirici.

Halkın yarısının oylarıyla defalarca memleket yönetimini teslim ettiği bir kişinin gazetecilik konusunda söyleyeceklerinden faydalanmak yerine o kişiye tepki göstermek ise kimse kusura bakmasın kendini bilmezliğin en açık bir göstergesi.

Sayın Başbakan “Batsın böyle gazetecilik” dediği zaman hemen basın özgürlüğü, ifade özgürlüğü gibi kavramlara sarılanların samimiyetini sorgulamak hakkımız. Bir defa Sayın Erdoğan’ın da belirttiği üzere herkesin özgürlük alanının sınırları bellidir ve herkes de o sınırlar içinde oynamalıdır. O sınırları koyacak olan ise yüce Meclis, yani millet iradesidir.

Millet iradesini de her seçimi kahir ekseriyetle kazanan Sayın başbakan temsil etmektedir.

Basın özgürlüğünün sınırlarının belirlenmesinde, dolayısıyla hangi gazeteciliğin batasıca, hangisinin çıkasıca olduğu hususunda Başbakan hem yetkin hem de yetkilidir.

Hele hele milli güvenliği, devletin âli çıkarlarını ilgilendiren mevzularda yapılan haberlerde gerekli hassasiyet gösterilmemişse bunu siyasi sorumluluğu taşıyan Başbakan’ın eleştirmesini her vatandaşın bırakın normal karşılamayı, arzulaması gereken bir haldir.

Neticede bu sadece Sayın Başbakan’ın siyasi sürece tamamen hâkim  ve bu süreci doğrudan etkileyebilecek basın faaliyetlerinden de haberdar olduğunu gösterir. Her şeye hâkim ve her şeyden haberdar bir başbakan elbette etrafında olan bitenden bihaber bir başbakandan çok daha iyidir.

Kimi kalem erbabı ise Sayın Erdoğan’ın daha önce basın özgürlüğü hakkında söylediklerini de hatırlatıp bazı yersiz endişelerini gündeme getiriyor.

Mesela Başbakanımızın 2010 senesinde şu söyledikleri birilerinin hep ağzında sakız: “Ben de şimdi o gazetelerin patronlarına sesleniyorum. ‘Ne yapayım köşe yazarı, hâkim olamıyorum’ diyemezsin... O insanlara o kalemleri teslim edenler de der ki: ‘Kusura bakma kardeşim, bizim dükkânda sana yer yok. Çünkü herkes vitrinine layık olanını koyar’.”

Bu sözlerde basın özgürlüğüne, basının bağımsızlığına ilişkin olumsuz herhangi bir unsur bulmak mümkün mü?

Elleri vicdanlara koyma vaktidir.

Hangi iş, hangi sektörde patron çalışanına hâkim olamazsa ilerleyebilir?

Sevgili okurlar, aranızda patron da var, çalışan da... Patron çalışanına söz geçiremezse hanginizin işyerinin bereketi kalır?

Sayın Başbakan sadece bunun altını çizmiş ve dolayısıyla medyanın daha iyi işlemesini dilemiştir.

Türkiye artık kimilerinin kısır hayal dünyasındaki küçük ülke değildir. Bölgede bir oyun kurucu ve dünyanın en ön sıradaki devletlerinden biridir. Başbakan da medyanın böylesine büyük bir ülkeye yaraşır bir yapıya kavuşmasını istemektedir. Eski alışkanlıklarını sürdürmek isteyen ve milli değerleri noksan kimilerinin ‘özgürlük’ adı altında bu ülkenin büyümesini engellemeye çalışmasına artık milletimiz pabuç bırakmaz.
Bu sebeple bu geçiş döneminde medyanın yeni ve büyük Türkiye’ye yaraşır bir aşamaya gelmesini temin etmek için Sayın Erdoğan’ın her medya kuruluşuna genel yayın koordinasyon ve yönetiminden sorumlu birini ataması yerinde olacaktır.

Herhalde halkın yarısının oyunu almış bir kişinin yapacağı atamalar demokrasiye aykırı olarak da değerlendirilmeyecektir.

Ben milletime hizmet ve Sayın Başbakanımızın işini kolaylaştırmak için bu göreve talibim çünkü Sayın Yiğit Bulut’un da belirttiği gibi “Başbakan benim atamdır”.

Atam beni atamalıdır.

Arz ederim.