Sinop'un hesabı

Sinop ve Samsun'da olanlarda İçişleri Bakanı, vali ve polisin tutumunu bir kenara yazalım.

Memleketimizde kendiliğinden Sinop ve Samsun’dakine benzer bir eylemin olacağına inanmak zor. Milli ve dini hassasiyet bahanesiyle yapılan eylemlerin gerisinde her zaman eylemcileri koruyup kollayan bir güç aramak gerek. Özellikle polisin işine geldiği zaman toplumsal eylemleri hızla ve şiddetle bertaraf ettiğine defalarca şahit olduğumuz göz önünde tutulursa.

Sinop’ta saatlerce öğretmenevini saran grubun dağıtılamaması Sinop Valisi ve özellikle İçişleri Bakanı tarafından açıklanmalıdır. İçişleri Bakanı’nın İstanbul Valiliği sırasında dönemin İstanbul Emniyet Müdürü’yle beraber biber gazını nasıl cömertçe kullandığı da hatırlanırsa bu açıklamanın etraflı olmasını beklemek hakkımız.

Hopa’da, ODTÜ’de Başbakan’ı taarruza geçmiş bir ordu gibi koruyan polisin iş AKP’li olmayan siyasetçilere gelince Sinop’ta sergilediği pasifliği sorgulanmalı.

Sinop olaylarının arkasında Sinop Gençlik Platformu olduğu söylendi. Olay yerinde çekilen fotoğraflarda da söz konusu örgütün pankartı görülüyordu. Platformun internet sitesinde ise “BDP heyeti Sinop’a gidiyor, geldikleri gibi gidecekler”, “Sinop ayakta, BDP şokta” diye haberler yayımlanmıştı. Ancak dün o haberlerin siteden apar topar kaldırıldığı ve onların yerine platformun yaşananlarla bir alakası olmadığına ilişkin bir açıklama konduğu görüldü. Sitenin iddiası marjinal grupların kendilerinin ismini kullandığı. Ancak olay günü yayımladıkları kışkırtıcı haberler ve daha sonra bu haberlerin silinmesi izaha muhtaç.

Faturayı kesmek

BirGün gazetesi ve CHP Sinop Milletvekili Engin Altay platform yöneticileri arasında Sinoplu bazı AKP ilçe gençlik başkanlarının olduğunu ileri sürdü. Yerel basında olaylardan önce yer alan bazı haberler de bunu doğrulamakta. Başbakan Erdoğan ise olup bitenden CHP ve MHP’yi sorumlu tuttu. Sinop’ta bulunan milletvekili Sırrı Süreyya Önder de Sinop Belediye Başkanı Baki Ergül’ü suçladı ancak dün suçlamasını geri aldı ve kendisinden özür diledi.

Dolayısıyla olanların neden CHP’ye fatura edilmek istendiği pek anlaşılamadı. Ancak CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun partisinin grup toplantısında Sinop’a değinmeyip bir de Erdoğan’ın “Biz her türlü milliyetçiliği ayaklarının altına almış bir iktidarız” sözlerine “Yüreğin yetiyorsa, sıkıysa, cesaretin varsa, adam gibi adamsan git bu konuşmayı Rize’de yap bakalım” diye cevap vermesi o faturayı kesmeye çalışanların işini kolaylaştırdı.

Erdoğan’ın düne kadar yokmuş gibi davrandığı BDP milletvekillerine bugün kucak açması ya da idam cezasıyla süslediği ağır milliyetçi söylemini terk etmesindeki tezat elbette tartışılır ve de tartışılacaktır. Fakat bir yanda linç tehlikesi varken konuyu es geçmek, Başbakan’ı milliyetçilikle vurmaya çalışmak ve bunu yaparken araya Rize’yi karıştırmak sadece Sinop’ta olanları CHP’ye havale etmeye çalışanların ellerini kuvvetlendirmeye yaradı.

İçişleri ve vali

CHP’nin, Başbakan’ın İmralı açılımını takip eden dönemde Birgün Ayman Güler’le başlayan milliyetçilik temalı iç çalkantısını kurt bir siyasetçi olan Erdoğan iyi görüp değerlendirerek Sinop meselesini CHP’ye yıkıverdi.

Kamuoyu da devletin valisi, emniyeti ve Erdoğan’ın bakanının saatlerce olaylara müdahale etmemesini ya da protestoyu düzenleyen örgütlerin yapı ve bağlantılarını incelemek yerine CHP’yi tartıştı. Başbakan’ı hakikaten tebrik etmek gerekir, iyi başarı.

CHP’yi ise kafa karışıklığından dolayı tebrik etmesi gereken biri var. O da Başbakan Erdoğan. Fakat biz kafamızı karıştırmayalım ve Sinop ile Samsun’da olanlarda İçişleri Bakanı, vali ve polisin tutumunu bir kenara yazalım.