Suçluların telaşı

Odatv davasında bir çete aranıyorsa bilgisayarlara müdahale edenleri bulmak şart. Onlar ve onların devlet ve medyadaki işbirlikçilerinin telaşı da bundan

Odatv davası medyanın gündeminden düşmeye başladı. Özel yetkili mahkemelerin kaldırılmasıyla beraber, Odatv’nin de içinde bulunduğu ‘siyasi’ davalar başka bir devrin davaları olarak sürüyor.

O mahkemelerin ve onların yetkilerinin Başbakan’ı köşeye sıkıştırmasıyla beraber şunu gördük: Başkalarına pek yakıştırılan mahkemeler, Başbakan ve adamlarına dokunacak gibi olunca doğrudan imha edildi. Elbette başlamış oldukları davalara devam etmelerine karar verildi ki mahkemelerin Başbakan emriyle imhası çok göze batmasın. Ancak nereden bakılırsa bakılsın, geldiğimiz yerde hukuki güvenlik de adaletin geleceğine inanç da en hafif ifadeyle çok ama çok zayıflamıştır.

Benzer bir durum dokunulmazlıklar hakkında da geçerli. Bugün Başbakan BDP’yi yargıya hedef göstermekten çekinmiyor. Hem yargıya açıkça talimat verdiğini söyleyerek bırakın anayasayı herhangi bir hukuk devletinin asgari gerekliliğini çiğniyor hem de dokunulmazlıklar hakkında, parti grubunda konuşarak anayasayı açıkça ihlal ediyor.

Zira Radikal’de Tarhan Erdem’in de hatırlattığı üzere anayasanın 83. maddesi “Türkiye Büyük Millet Meclisi’ndeki siyasi parti gruplarınca, yasama dokunulmazlığı ile ilgili görüşme yapılamaz” demekte.

Başbakan bir siyasi partiyi yargıya hukuk devleti ve anayasayı çiğneyerek hedef gösteriyor fakat yargı konusundaki çifte standardını bu konuda da göstermekten çekinmiyor. Bugün başka partilerin milletvekillerine dokunma hevesini saklayamayan Başbakan bakın kendi partisinin dokunulmazlığı söz konusu olduğunda ne demişti hem de sadece Mart 2011’de:

“Siyasette kürsü masuniyeti farklı bir şey. Yasama organını yargının vicdanına terk etmiş oluruz. Bir başbakan olarak adım atsanız, bir savcı size karşı hissi baksa, hakkınızda dava açsa, bir ülkenin başbakanı o savcının elinde oyuncak olacak. (...) Siyaseti nasıl bunların eline teslim edeceksiniz?”

Özetle, özel yetkili mahkemeler bana dokunursa mahkemeleri ortadan kaldırırım ama benim hoşlanmadıklarımın davalarına bakmaya devam edebilirler. Benim partim olunca yasama dokunulmazlığında yargıya güvenmem, hoşlanmadığım parti olunca gerekirse yargıya talimat veririm, yargının eline teslim ediveririm.

Başbakan’ın referandum öncesi hangi sebeple “Taraf olmayan bertaraf olur” dediği herhalde artık anlaşılmaktadır. Yerel seçimler ve cumhurbaşkanlığı seçiminde bu bertaraf olmanın usul ve kurallarının iyiden iyiye belirlenmesine şaşırmayalım.

Gelelim Odatv davasına... Alınabilecek neredeyse her üniversiteden alınmış raporları beğenmeyen mahkeme TÜBİTAK’tan rapor istedi malum. TÜBİTAK raporu insanlar tutuklu yargılandığı halde sanki işin acelesi yokmuş gibi ancak 7 ay sonra çıktı. Rapor sanıkların bilgisayarlarına müdahale edildiğini ve bu müdahalenin dışarıdan bilgisayarlara belge göndermek için kullanıldığını açıkça belirtiyor. Özel yetkili medyanın üzerine atladığı sonuç kısmında sadece bazı belgelerin kullanıcılar tarafından değiştirilmiş olabileceğini belirtiyor. Ancak raporun önceki kısımlarında bu belgelerin o kullanıcılar tarafından açılmış olamayacağını da söylüyor.

Bu tuhaf ve siyasi dava için 14 Eylül Perşembe günkü duruşma çok kritik. Şerzan Kurt’u öldüren polisin tahliye edildiği bir sistemde Soner Yalçın’ın, Barış Terkoğlu’nun, Barış Pehlivan’ın neden tutuklu yargılandığını anlamak mümkün değil. Odatv davasında bir çete aranıyorsa bilgisayarlara müdahale edenleri bulmak şart. Onlar ve onların devlet ve medyadaki işbirlikçilerinin telaşı da bundan. Suçluların telaşının bir özelliği vardır. Hemen anlaşılır.