Swoboda olayı

Kılıçdaroğlu, Esad yerine Orban kıyaslamasını yapsaydı Swoboda da zamanında anayasa referandumuna verdiği şartlı destekten geri adım atabilirdi.

Geçen hafta Avrupa Parlamentosu Sosyalist Grup Başkanı (Sosyalist Enternasyonal değil) Hannes Swoboda ile Kemal Kılıçdaroğlu arasında yaşanan gerginlik ilgi çekiciydi. Olay, Erdoğan’ın uluslararası itibarının zirvede göründüğü ABD ziyaretiyle çakışınca da ortaya çıkan manzara CHP açısından iyice kritikleşti.

Olay neydi? Kılıçdaroğlu ve Swoboda’nın beraber yaptıkları basın toplantısında Kılıçdaroğlu, Erdoğan’la Esad’ı kıyasladı. İkisi arasında sadece bir ton farkı olduğunu söyledi. Bunun üzerine Swoboda ile Kılıçdaroğlu arasındaki görüşme iptal edildi. Zira AP Sosyalist Grup Başkanı bu sözleri ‘kabul edilemez’ bulmuştu.

Swoboda basın toplantısını terk ettikten sonra iki siyasetçinin arasının bulunması için birçok üst düzey Avrupalı siyasetçinin araya girdiği ve uzlaşmanın son anda sağlanamadığı da gelen kulis bilgileri arasında.

Kılıçdaroğlu’nun Esad ile Erdoğan’ı kıyaslaması yanlıştır. Birinin seçimle gelmesi ve diğerinin seçilmemiş bir diktatör olması bir yana... Ancak Esad’ın en önemli özelliği, bir iç savaşta sivillerin katledilmesinde sorumluluğunun bulunması. Her ne kadar Uludere katliamı aydınlatılamamış olsa da Erdoğan ile Esad arasında bu anlamda bir kıyaslama yapmak Erdoğan’a haksızlık. Kıyaslamanın bu açıdan yapılmadığı, Erdoğan’ın giderek artan otoriterleşmesi sebebiyle buna başvurulduğu söylenebilse de bu kıyaslamanın böyle bir iç savaş ortamında isabetsiz olduğu gerçeği değişmez.

Yani Swoboda, Kılıçdaroğlu’nu bu Esad meselesi nedeniyle eleştirmekte haklı görünebilir. Öte yandan eleştirisini bir tuhaf siyasi şova dönüştürmesi ve bunu Twitter’dan duyurarak krizi büyütmesi de not edilmeli. Bir başka not edilmesi gereken de Swoboda’nın zamanında kurumsal kimliğiyle değil ama şahsı adına anayasa referandumuna “Yetmez ama evet” desteği çıkmış olması.

Erdoğan, Esad’la kıyaslanamaz belki ama Macaristan’ın otoriter başbakanı Viktor Orban’la karşılaştırılması çok doğaldır. Orban, Macaristan’ın başına geçtiğinden beri yaptığı anayasal ve yasal değişikliklerle giderek otoriter ve muhafazakâr bir rejim oluşturmaktadır. Yargının üzerinde denetimini arttırmakta, basın özgürlüğünü baltalayan kurumlar ihdas etmekte ve özerk anayasal kurumları ortadan kaldırmakta.

Tanıdık gelmiştir zannederim. Viktor Orban’ın bu halleri kendisine ‘Viktatör’ lakabını kazandırmış bulunuyor. Uluslararası insan hakları kuruluşlarının yanı sıra AB organları da Orban’a uyarı üzerine uyarı yolluyor. Swoboda’nın Orban’a geçen ay yaptığı uyarıyı hatırlayalım: “Macaristan hukuk devleti, özgürlük ve demokrasiyi göz ardı etmemeli. Meclis’teki mutlak çoğunluk Avrupa vatandaşlarının temel değer ve haklarını ihmal etmek için bir ehliyet değildir.”

İki taraf için de geçen haftaki tartışmanın Esad üzerine değil Orban üzerine odaklanması gerekiyordu. Kılıçdaroğlu, Esad yerine Orban kıyaslamasını yapsaydı, Swoboda da zamanında anayasa referandumuna verdiği şartlı destekten geri adım atabilirdi. Böylelikle bir AB üyesine nazaran Türkiye’ye daha düşük demokratik standartları layık gördüğü eleştirisinden de kurtulabilirdi.

Neticede CHP açısından önemli bir fırsat belli ki belagat şehveti sebebiyle kaçtı.

Swoboda da bugün kendisinin de otoriterleşmekle suçladığı Erdoğan’ın bu otoriterleşmesinde anayasa referandumunda verdiği şahsi desteğin izlerini silmek için bir imkân buldu.

Ne denir? Herkese geçmiş olsun...