Yukarılarda bilek güreşi ve nasıl yahu?

Sayın Bozdağ, Abdülkadir Molla gibi bir darbe yancısını Menderes'le nasıl kıyasladınız?

Cemaatle hükümet gerildiğinden beri bir şeyler olacağı belliydi. Kamuoyu önünde ima, serzeniş şeklinde işaretleri vardı. Yüzeyin biraz altında ise kimi internet siteleriyle Twitter simalarının hal ve tavırlarından büyük bir hadiseyle karşılaşacağımız anlaşılıyordu.

Önce seks kasetlerinden bahis açıldı. Sözcü ve Aydınlık gazeteleri kendilerine kasetler servis edildiğini fakat bu asetlerikullanmayacaklarını açıkladı.

Baykal’ın ve MHP’li milletvekillerinin başına gelenlerden sonra bir kaset operasyonu kimseyi şaşırtmayacaktı.

Ancak Fethullah Gülen’in 6 Aralık’ta yayımlanan bir açıklaması kaset operasyonunun -en azından ilk etapta- gündemden düştüğünü gösteriyordu.

Gülen’in açıklamalarını yayımlayan Herkul sitesi, cemaat önderinin konuşmasını şöyle özetliyordu:

“Hocaefendi, kimsenin günahının takipçisi olmamak, başkalarının hatalarını araştırmamak ve onların -amme hukukuna girmeyen- kusurlarına göz yummak gerektiğini ifade etti.”

Buradaki ‘amme hukuku’ vurgusu sebebiyle bir süredir yolsuzluğa ilişkin bir operasyon bekleniyordu.

Operasyon çoğu kişinin beklediği üzere bir yolsuzluk haberi şeklinde olmadı. Aksine yapılan operasyonun kendisi büyük bir haber olarak gündemi belirledi.

Dile kolay, üç önemli bakanın oğlu, bir belediye başkanı, rejimin simgesi olmuş müteahhitler, bina, imar işlerine bakan bürokratlar gözaltında.
Daha fazla bir şey söylemek için çok erken. Şu aşamada, yolsuzluklar hakkında operasyon yapmak için iktidar kavgasına muhtaç bir ülkeye aferin demekten başka bir şey söylenemez. Aferin Türkiye, yine kendin gibisin.

Başka bir konudan bahsedecektim bugün. Geçen hafta Taraf gazetesinde Ceyda Karan ayrıntılı bir şekilde bahsetti.

Konu Bangladeş’te idam edilen Cemaat-i İslami yöneticilerinden Abdülkadir Molla. Önemli bir siyasi figürün idamı iç karışıklığı arttırır diye birçok devlet ve kuruluş idamın engellenmesi için devreye girdi ancak çabalarında başarılı olamadı. Çaba gösterenler arasında başı çeken ise memleketimizdi.

Ancak hükümetimizi motive eden idam cezasına karşıtlık ya da Bangladeş’in iç barışından çok idam edilen Abdülkadir Molla ile fikir akrabalığıydı. Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ı dinleyelim:

“Haksız, hukuksuz ve dayanaksız bir karar ile adalet, insan hakları ve hukuk ayaklar altına alınmıştır.”

Bahsettikleri kişi masum sivilleri öldürmek, bir kadın şairin kafasını keserek kopartmak, 11 yaşında bir kız çocuğuna tecavüz etmek gibi suçlardan mahkûm edildi. İlk verilen ceza müebbet hapisti. Cezayı az bulan ve Molla’nın bir iktidar değişikliğinde affedilmesinden korkan yüz binlerce kişi sokaklara çıktığı için cezası idama çevrildi.

Ne zaman işlemişti bu suçları Abdülkadir Molla? 1971’de.

Neden? Milli iradeye karşı çıkıp kendi halkını katlettiği için.

Bangladeş eskiden Doğu Pakistan’dı. Pakistan’ın parçasıydı.

1970 seçimlerini Doğu Pakistanlı Awami Ligi kazandı. Aldığı oy ile bütün Pakistan’ı yönetebilecek kadar sandalye kazanmıştı. Seçim sonucunu tanımayan Batı Pakistan ordusu Bangladeş’e saldırdı. Büyük bir katliam gerçekleşti. İçinde Abdülkadir Molla’nın da bulunduğu bazı İslamcı gruplar Pakistan ordusuyla beraber kendi halkına karşı işbirlikçilik yapıp seçilmiş hükümete karşı savaşarak akıl almaz katliamlarda rol oynadılar.

Şimdi Sayın Bozdağ, bize anlatır mısınız?

Abdülkadir Molla’ya nasıl kefil oldunuz?

Molla hakkındaki karar için neye dayanarak dayanaksız dediniz?

Herhalde derin Bangladeş tarihi bilginizle değil.

Hele Abdülkadir Molla gibi bir darbe yancısını Menderes’le nasıl kıyasladınız?

Artık gerçekten merak da etmiyorum ama yine de sorayım. Nasıl yahu?