Zulüm ve Yalan

Ortaya çıkan bu toplumsal muhalefet neye dönüşür bilemeyiz. Nasıl başlangıcını kimse öngöremediyse nereye gideceğini de öngörmek zor.

AKP’nin meşhur seçim şarkısında geçer, artık herhalde herkes ezberlemiştir: “Aynı bağın gülüyüz biz”. Belli ki birlik mesajı vermek için özel olarak seçilmiş bir slogan.

Ancak zaten belliydi ve Gezi Parkı’yla iyice ortaya çıktı ki aynı bağın gülü olmak başka bir anlama da geliyor.

Başka bağlar gazlanarak yok edilecek. Aynı bağda olup da gül olmayanlar da köklerinden sökülüp atılacak.

Aynı bağda olduğunuzu kabul edip, gül olduğunuzu söylediğiniz süreceyse sorun yok. Büyük miting meydanlarında devasa Erdoğan posterlerinin koruyucu gölgesinde serpileceksiniz.

Tek bağ, tek çiçek, tek bahçıvan.

Yalan fırtınası

Memleketimizde medyanın da siyasetçinin de dezenformasyon kampanyaları düzenlemesi yeni değildir. Yine de söylemek gerek ki bu son 20 günde yaşadığımız yalan fırtınası gibisine henüz rastlanmadı.

Başbakan ABD’de benzer eylemlerde polis 17 kişiyi öldürdü der. ABD yalanlar.

Dolmabahçe Camii’nde içki içildi der. Müezzin yalanlar.

Polisimizi öldürdüler der. Komiserin ailesi yalanlar.

İktidarın kapıkulu gazeteciler Brezilya’daki eylemler de aynı uluslararası komplonun parçası der. Bakanlar bu zırvanın peşine takılır. Brezilya Devlet Başkanı yalanlar.

Yine iktidarın kapıkulları ve bakanları duran adamın CIA devrim koçlarından ilham aldığını söyler. Akıl, mantık ve izan onları yalanlar.

İktidar mensupları bütün bu olanlardan sonra ölenlerden, kör edilenlerden, ağır yaralananlardan hiç bahsetmez. Onun yerine ‘kan ağlayan esnaftan’, ‘ülkemize mali boyutundan’, ‘turizmin darbe almasından’, ‘faiz lobisi’nden lafı açarlar.

Önlerinde abaküsleri hep para pul hesabı yapmaktalar. Ölenler, komada olanlar, kör edilenler hiç umurlarında değil. Varsa yoksa gelir gider hesabı.

Demokrasinin iktidardan hesap sorma rejimi olduğunu saklarlar. Hep halktan hesap sormayı ‘milli irade’ zannederler.

Muhalefete TOMA

Muhalefeti salı gününden salı gününe bir grup konuşması olarak algıladıkları için beklemedikleri bir muhalefete karşı TOMA’laşırlar.

Birçok bağdan ve o bağın birçok renginden oluşan Türkiye toplumunu bir bağdaki bir çiçeğe indirmek isteyen hesapçı bahçıvanların rejimi bu.

Toplum mühendislerinden şikâyet eden toplum bahçıvanlarının rejimi.

Kendilerinin ve himaye ettiklerinin suç işlediğinde cezalandırılmamasına alışıklar. En fazla birkaç emir kulunu feda edip yoluna devam etmeyi düşünen bir iktidar bu.

AB Bakanı’nın olan bitene tepkisini uluslararası camiaya “Dünyanın en karizmatik liderini çekemiyorsunuz” diye verebildiği bir düzen bu.

Nasıl bitecek

Ortaya çıkan bu toplumsal muhalefet neye dönüşür bilemeyiz. Nasıl başlangıcını kimse öngöremediyse nereye gideceğini de öngörmek zor. Bitebilir de çoğulcu yeni bir siyaseti örgütleyebilir de.

Ancak öngörebildiğimiz bir şey var. O da bu iktidarın buna nasıl cevap vereceği:

Şiddetle, cadı avıyla, azarla, daha çok komplo teorisiyle, gözaltı, tutuklama ve hapis cezasıyla, özgürlüğü kısıtlayıcı düzenlemelerle.

Yani baktığı her yerde ağzının içine bakan hazırolda kapıkulları bekleyen Erdoğan’ın temsil ettiği eski Türkiye’nin bilindik yöntemleriyle.

Fakat bilinir ki zulüm ile iktidar olunur ama şen olunmaz.