Kadın ve annelik kariyeri

Her fırsatta muhafazakâr değerlere sahip olmakla övünen bir toplumuz ama aile ne durumda? Evlilik ve aile hâlâ bu toplumda en kutsal değerlerden biri mi? Bu alanda değişim var mı, varsa nasıl? İstatistikler bu konuda ne diyor?

Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu, İstanbul’da 2015’in ilk saatlerinde yılın ilk doğan bebeklerinden birinin anne ve babasını ziyaret etti. Bu ziyaret aynı zamanda yılın ilk büyük tartışmasını da başlatmış oldu.

Ziyaretinde “Annelerin, annelik kariyerinin dışında bir başka kariyeri merkeze almamaları gerekir. Merkeze iyi nesiller yetiştirmeyi almalılar.” diyen Sağlık Bakanı’na başta kadın dernekleri olmak üzere toplumun pek çok kesiminden tepki yağdı. Tepki gösterenlerden birisi de yazar Elif Şafak’tı. Şafak, Twitter’dan bir mesaj yayınladı ve “Annelik ‘kariyer’ değildir, kadınların hangi kariyeri seçip nasıl yaşayacaklarına siyasetçiler değil, kadınlar karar verir.” dedi.

Tabii ki ünlü yazara Sağlık Bakanı’nın cevabı gecikmedi. Bakan bu tepkiye cevap verirken işi o kadar ileri götürdü ki Elif Şafak’ın da darbeci olmasına ramak kaldı:“Birileri şunu derse ki, ‘Bunu siyasetçiler tartışmasın’... Bir ülkenin bütün sorunlarına siyasetçiler öncülük yapar ve tartışır. Çünkü o siyasetçiler millet tarafından seçilmişlerdir. Bunu söyleyenler ya demokrasi taraftarı değildir ya da millet taraftarı değildir. Milli iradeye saygı gösteren milletin seçtiklerine de saygı gösterecek.”

AKP hükümetinin her fırsatta dile getirdiği ‘milli irade’ kadın, aile ve çocuk bakımından ne durumda acaba? Her fırsatta insanların evlerinin içine müdahale etmeye çalışan siyasi otoritenin yıllardır söylediği, ‘3 çocuk’, ‘5 çocuk’, ‘kadının yeri evidir’, ‘en büyük kariyer anneliktir’… gibi konuların toplumsal yapı ve demografideki yansımaları ne durumda?

Her fırsatta muhafazakâr değerlere sahip olmakla övünen bir toplumuz ama aile ne durumda? Evlilik ve aile hâlâ bu toplumda en kutsal değerlerden biri mi? Bu alanda değişim var mı, varsa nasıl? İstatistikler bu konuda ne diyor?

DEĞİŞEN TÜRKİYE İNSANI, DİRENEN GELENEK

MediaCat dergisinin Kasım 2014 sayısında yayımlanan ‘Değişen Tüketici, Direnen Gelenek’ isimli kapsamlı dosyada yukarıdaki soruların cevapları mevcut. TGI Araştırma Şirketi’nden Funda Kadıoğlu, 2001’den 2014’e TGI’ın araştırma verilerinden yola çıkarak değişen Türk insanını analiz etmiş. MediaCat’ten Alev Kaynak’la birlikte kaleme almışlar: Değişen Türkiye insanı, değişen kadın ve erkek, değişen aile…

Yıllara göre baktığımızda Türkiye kent nüfusunda üniversite mezunlarının neredeyse iki kat arttığını görüyoruz. Ancak bu artışa rağmen hala üniversite mezunlarının oranı yüzde 12. 2001’de her 100 kişiden yedisi üniversite mezunuymuş, 2014’te ise her 100 kişiden 12’si.

Bu değişimde tabii ki 2002 yılında 76 olan üniversite sayısının 2014’e gelindiğinde 180’e çıkmasının payı var. Kadınlara baktığımızda ise 2001 yılında her 100 kadından sadece beşi üniversite mezunuyken 2014 yılına geldiğimizde bu sayının henüz sekize çıktığını görüyoruz.

Kadının işgücüne katılımı arttı mı peki? Tam zamanlı çalışma oranlarına baktığımızda geçen 13 yılda kadınların ve erkeklerin tam zamanlı işlerde çalışma oranlarındaki değişimin pek önemli olmadığını görüyoruz: Türkiye kent nüfusunda 15 yaş ve üzeri erkeklerin tam zamanlı işlerde çalışma oranında herhangi bir değişiklik yok. Kadınlardaki değişim ise sadece yüzde birlik artıştan ibaret.

GENİŞ AİLE DÜNDE KALDI

Eve baktığımızda ise ailenin geleneksel aileden her geçen gün biraz daha uzaklaştığını anlıyoruz. Kentli nüfusta 2001’den bugüne yalnız yaşayanlar yaklaşık iki kat artmış. Aynı dönemde, çocuksuz ailelerin oranı yüzde 10’dan 12’ye yükselmiş.

En dikkate değer değişim, kent nüfusunda üç kuşağın bir arada yaşadığı geniş aile oranının yüzde 10’dan, yüzde 6’ya gerilemiş olması. 2001 de ortalama 4,2 kişinin yaşadığı kentli hanede artık 3,8 kişi yaşıyor.

Ailenin reisinin erkek olduğunu düşünenlerin oranı yüzde 16’lık bir düşüş yaşamış bu dönemde. Ayrıca “bir yastıkta kocama” dileği 2007 yılından bu yana yüzde 73’ten 43’e düşmüş. Yani zannedilenin tersine evliliğin kutsallığı sorgulanır olmuş.

Dikkate değer bir başka sonuç ise; boş zamanlarını aileleriyle ve evde geçirmeyi tercih edenlerin oranındaki azalış. Bireyler artık daha fazla dışarıya çıkıyor, tüketimin yoğun olduğu merkeze daha yakın duruyor.

EN KORKUNÇ DEĞİŞİM

Türkiye nüfusuna baktığımızda en korkunç değişimin kadın cinayetlerinde olduğunu görüyoruz. Adalet Bakanlığı verilerine göre 2002 ile 2009 yılları arasında kadın cinayetlerindeki artış oranı yüzde 1400.

Kadın cinayetlerinin büyük bölümü şiddet gören kadının boşanmak istemesinden kaynaklanıyor. Peki boşanma oranları ne durumda? TÜİK verilerine baktığımızda 2001’de 91 bin 994 olan boşanma sayısının 2013’te 125 bin 305’e yükseldiğini görüyoruz.

Annelik konusuna gelince… Doğurganlığın 2001’de 2,38 iken 2013’te 2,07’ye gerilediğini görüyoruz. Türkiye’deki kadınlar 2001’de 1 milyon 323 bin 341 bebek dünyaya getirmiş. 2014 yılında ise bu sayı 1 milyon 283 bin 062’ye düşmüş.

Dünya değişiyor, Türkiye insanı değişiyor, gelenek direniyor. Siyasiler kadın konusunda ne kadar gündem yaratmaya çalışsa da, polemik yapsa da tüm bunların toplumdaki karşılığı giderek azalıyor gibi. En azından şimdilik rakamlar bunu söylüyor.