Matbaa treninden İnternet trenine

Dijital dünyanın evrimine ilk halkalarda eklendik, ancak belki de matbaayı 250 yıl geriden yakalamış olmamızın etkileri hala sürüyor...
Matbaa treninden İnternet trenine

İnternet trenini hemen hemen dünyayla aynı anda yakaladık. Yolculuğumuz dünyayla eş zamanlı olarak 90’larda başladı.

2000’lerin başında yüzde 18 olan internet kullanım oranı 2012’de yüzde 46’ya ulaştı. Türkiye İstatistik Kurumu 2013 verilerine göre hanelerin yüzde 49,1’inde internet var. 2014 itibarıyla nüfusun yarısının internete erişebildiği tahmin ediliyor.

Dijital iş ve kültür dergisi DigitalAge’in Haziran sayısında yayınladığı ‘Türkiye’nin dijital tüketici profiliaraştırması, İnternete erişmenin yalnızca bir mecrayı kullanmak anlamına gelmediğini, bu deneyimin başlı başına yeni bir hayat tarzına yol açtığını açıkça gösteriyor.

3G’nin hayatımıza girmesi ile internete daha hızlı ulaşır olduk. Geçtiğimiz yıl akıllı telefonların sayısı ikiye katlandı. Mobil cihazların yaygınlaşması interneti her yerden ulaşılabilen bir mecra haline getirdi. Bu da internetin daha da yaygınlaşmasına neden oldu. Öyle ki internet kullanımı 2007’den bugüne yaklaşık yüzde 20 arttı.

TUİK ve TGI verileri internet ve teknoloji sevgimizi net bir şekilde fotoğraflıyor. İnternet kullanıcılarının cep telefonu sahipliği çok yüksek. Her dört kişiden üçü sosyal medyada. Online nüfusun dörtte biri internetten alışveriş yapıyor. Yarıya yakını internete cep telefonundan bağlanıyor. Yüzde 20’ye yakını tablet ve laptop kullanıyor. Dünya ülkeleri arasında sosyal medya kullanımında şampiyonlar kulübündeyiz. İlk beşe giriyoruz.

Ancak tüm bu iyi tabloya karşın bir terslik var. Online nüfusun gündemiyle toplumun geri kalanın gündemi birbirine yeterince temas etmiyor. “Online ahali”nin bir hayat memat meselesi gibi gördüğü, hararetle tartıştığı çoğu olay toplumun diğer yarısının gündemine bile girmiyor. Bu gerçeği fark etmek internet trenindekiler için çoğu kez son derece şaşırtıcı oluyor.

AYRI DÜNYALARIN İNSANLARI

İnternet kullanıcısı genç, yenilikçi. Ağırlıklı 16-24 yaş arası ve erkek. Türk toplumunun yarısı kadın, yarısı erkek. Ancak internet kullanıcısının yaklaşık yüzde 60’ı erkek. Online vatandaşın yarısı bekar, çalışıyor ve bireysel harcama yapıyor.

Nüfusun yüzde 12’si üniversite mezunu ve bunların tamamına yakını dijital vatandaş. Lise mezunu vatandaşlarımızın ancak yarısı internet kullanıyor. Dijital nüfusumuzda öğrencilerin sayısı toplumdakinin iki katından daha fazla. Benzer şekilde, ev hanımlarımızın da ancak yarısı dijital dünyada. Geri kalan yarısı internetle hiç tanışmamış.

Dijital dünyayla gerçek dünya arasındaki en önemli fark kent ve kır farkı. İnternet kullanımı kentlerde yüzde 58. Kırsal kesimde sadece 28,6. Yani dijital vatandaşın büyük bölümü kentlerde yaşıyor.

Dijital vatandaşlarla, dijital olmayan vatandaşlar arasında bir benzerlik yok mu? Var. Her ikisi de yüzde 99,5 gibi yüksek bir oranda televizyon izliyor. Ancak dijital vatandaş diğerinden yüzde 40 daha fazla radyo dinliyor. Yüzde 25 daha fazla gazete okuyor. Yüzde 98 daha fazla sinemaya gidiyor. İnternetten en fazla haber ve video izliyor.

Aynı ülke içinde ayrı dünyaların insanları olarak yaşamak bizim toplumumuzun çok da yabancı olduğu bir şey değil. Kendi aramızdaki bu mesafe biraz da dünyayı takip mesafemizle ilişkili. Matbaa trenine ancak 250 yıl sonra binmiştik. İnternet trenini zamanında yakaladık. Ancak görünen o ki matbaa trenine geç binmiş olmanın etkileri hala sürüyor.