Abdullah ve Hayrünnisa Gül

Benim 1 'Sınıfa Girdiğinde (Anında) Sevdiğin Çocuklar Kuramım' var. (Zati denizde kum, bende kuram.)</br>Bu kuramı da yabana atamazsın; hayat böyle ilerliyor zira.

Benim 1 'Sınıfa Girdiğinde (Anında) Sevdiğin Çocuklar Kuramım' var. (Zati denizde kum, bende kuram.)
Bu kuramı da yabana atamazsın; hayat böyle ilerliyor zira. 'Ciddi' zannettiğiniz teorilemelerin fosslamasıyla ve bazı 'gayriciddi' hissel yoklamaların doğruluğuyla. (Oturun, okuyun: Jane Austen.)
Sezer'in taze cumhurbaşkanlığı zamanlarıydı. Sanırsam, benimle ilgili kafası karışıktı:
Beni Çankaya'daki Cumhuriyet resepsiyonuna davet etti. Sanırsam, benim onunla ilgili kafam karışıktı: İcabet ettim.
Benim davet özürlü olduğumu biliyorsunuz. Yıllardır yaz yaz, habire O daveti yazıyorum. Diyelim Yaşar Büyükanıt'la ilk ve son kez o davette tanıştım, konuştum. Mürekkebim azz geldi, ben halen, hâlâ Yaşar Büyükanıt intibalarımı yazmakla meşgulüm. Gerisi de '1 Askeriye Sevdalısı Olarak Gençlik Yıllarım Cilt: 16-17-18' olarak yayımlanacak Kore'de. (Daha önce 'Darbeci Günlükleri'ni yüksek ateş nedeniyle yazıp bir sepette NOKTA'nın kapısına bıraktığımı da, hatırlarsınız.)
Her neyse (konuya giriyor!) Hayrünnisa Gül ve Abdullah Gül'ü de ilk kez o davette gördüm. Tanıdım. Sevdim. Bu ilk intibalar kadar-
Aynen üniversitede büyük salondaki büyük derse tırsa tırsa girersin çok sayıda kişi görücem diye. (İdari Bilimler one-o-one) Taş çatlasa girerken, çıkarken, otururken, kalkarken 2-3 çocuğu seversin. 'Bunlar benim arkadaşım olsun' dersin. Gönülden.
Ki, o çocuklar sana hiç benzemeyen çocuklar da olabilir. (Zaten ben bana benzeyen çocukları sevmem.) Gözleri parlıyordur, seninle konuşurken iyilik ve samimiyet dalgaları çarpıyordur sahillerine, üç saçma espriyi ard arda yuvarlarsın, yadırgamadıkları yetmiyormuş gibi gülerler, böyle esrarengiz bir ruhsallıkla, kalbin yoluyla sen onlara güvenirsin, onlar sana güvenir. İyi bir şeyler (halk arasında: hisler) cereyan eder aranızda.
Onların başına iyi şeyler gelince acayip sevinirsin; onların da senin başına iyi şeyler gelince sevindiğini, kötü şeyler gelince üzüldüğünü bilirsin.
İşte benim için Abdullah ve Hayrünnisa Gül o çocuklardır: Güvendiğim, sevdiğim, konuşurken kasmadığım (hoş ben kasma özürlüyüm, o yüzden de Devlet Senfoni Orkestrası'nda obuacılıktan atıldım, vestiyere tayinim çıktı, istifa ettim- durdurun beni) YANİ benimle konuşurken kasmayan, sevgi dolu olan/olabilen böyle her ikisinin güzel kahverengi gözlerinde de ışık var, ben gözünün içi gülen insanları seviyorum, gülebilen insanları seviyorum (onlar üzücü şeyler yaşandığında ağlayabilen insanlardır, aynı zamanda) Abdullah bey başbakan olduğunda sevinmeden edememiştim, cumhurbaşkanı adaylığında da sevinmememe imkân ve ihtimal yok: Dünyalar benim oldu! Ben Abdullah Gül'ü cumhurumun başkanı, Hayrünnisa hanımı da cumhurumun birinci hanımı olarak görmek istiyorum!
Şimdi tabii Uluğ Meydanlarımız'ı geren ÜÇ önemli HUSUS var:
1) Abdullah bey frak giyecek mi? (Yeminle, mevzulardan birisi buymuş. Gasteciler sormuşlar, o da: 'İcabına bakarız' türü bir cevap vermiş.) Ben oysa Abdullah Gül cumhurbaşkanı olursa Ayten Şerif'e bi frak diktirip 1 ay onunla dolaşmayı düşünüyorum kutlama spirit'i içip içip. (Halk arasında: Sarhoşcasına Coşkulanma.)
2) ASKERİ ŞURA!.. Nananaaaan. Yüksek Askeri Şûra kararına ŞERH koymuşluğu var, başbakan iken Abdullah Gül'ün. İyi de, Şûra kararlarına (Anayasa'da değişiklik yapmak 'demokratik' yolu yerine şerh koyma 'kıllanma' yolunu YEĞLEYEN AK Parti'nin) Başbakanı'nın ve Milli Savunma Bakanı'nın HAKKI var yalnızca. Cumhurbaşkanlığı makamının önüne gelmiyor bu kararlar, şerh koysun ya da koyamasın diye. (Erdoğan'ın İŞİ BU kısaca-)
3) TÜRBAN YASAĞI!.. Evet, Hayrünnisa hanım nasıl girecek, oturacak ki Çankaya'ya türbanıyla?.. Bir kere Çankaya'da TÜRBAN YASAĞI YOK! Olamaz da. Ben Çankaya'daki cumhurbaşkanı resepsiyonunda tanıştım Hayrünnisa hanımla. Türbanı vardı, kendisine çok yakışıyordu; ordaydı türbanıyla.
Sezer nasıl giderek giderek ulusalcılaikçişahinciliğe kaydı ise ve ilk kez Bülent Arınç'ı eşi ile kendisini havaalanına karşılamaya gidip de, el sıkışırlarken fotoğraflarının çıkması üstüne medyanın gazına ve tuzuna gelip de- Yani Hukuk İnsanı Sezer'i yel üfürüp de hücumbot götürüp Kanaltürk Gececi Sezer'e (Harp Akademilerinin Sert Hatibi) dönüştürdüyse-
ANSIZIN eşli gelmeleri davetlere (türbanlı eşli gelmeleri) YASAKLADI Sezer: Daha doğrusu böyle bir uygulama başlattı.
Dolayısıyla Çankaya'ya dair böyle bir yasak yoktur, olamaz; Sezer'in laikçidençokdinci uygulaması gider, yerine yenisi gelir. Hayrünnisa hanım da 'seçilmiş' bir partinin 'seçmiş olduğu' cumhurbaşkanı adayının eşidir. Demokrasi bunu gerektirir: gider türbanıyla Çankaya'da oturur, resepsiyonlara, törenlere katılır, Türk Kadını'nı da balll gibi temsil eder. Güzel yüzü, gülen gözleri de cabası. Yurtdışından, ekranlardan bakanlar, "Ne güzel, ne hoş, iç açıcı bir kadın şu Türkiye Cumhurbaşkanı'nın eşi!" derler. Bundan da eminim.
Laikçi hezeyanlar buna el vermiyor: Bu hakikatle yüzeşmeye; AMA bu topraklarda yaşayan kadınların yüzde altmışının BAŞI BAĞLI. Başörtüsüyle, yemeniyle, türbanla, şunla, bunla. Bizim kadınlarımız inançları gereği başlarını örtmek istiyorlarsa, elbette örteceklerdir.
Bir dinsiz olarak inançlı Müslümanların inançlarının gereğini yapmaları (namaz da kılarlar, başlarını da bağlarlar) beni zerre kadar germiyor da-
Batı okullarından başka okul görmemiş, anneannesinin annesi dahi İstanbul'da doğmuş (coğrafi konum anlatılıyor) bir kadın olarak beni bu görüntü (türban) daraltmıyor da-
Bu kasmayı/germeyi/gerdirmeyi, 'Bizim haklı yerimizi BUNLAR işgal ediyorlar' ruh halini (temelde yaşadıkları tam da bu! 'kültürel' 'sosyal' sandıkları bir sınıf 'didişmesi' zümre 'çekişmesi') abes buluyor da-
ESAS MESELEme geliyorum: Bir nevi Kadın Düşmanlığı Çeşidi olduğunu da düşünmekteyim 'Türbanlı Kadın! Gözümüze Görünme!' krizlerinin. (Kitliceez seni evine!)
Diyelim Abdullah bey eşi evde (kafeste) kapalıyken o davet senin, bu yurtdışı gezi senin, bu resepsiyon senin geziyor olsaydı; biz hiç görmeseydik türbanlı eşini, eşleri (Afganistan'da, Pakistan'da olduğu gibi) ben o zaman hakikaten kaygılanırdım. Böylesi baskıcı/erkek egemen/kadını hiçleyici bir 'düzenleme'nin daha sonra öyle 1 düzene yol vermesinden. (O meşhur 'takıyye' olayı.)
Ve fakat Hayrünnisa hanım olsun, Emine hanım olsun o denli hayatın içinde, eşlerinin daima yanı başında, şahsiyet ve kimlik sahibi kadınlar ki- Ben yalnızca esef duyarım onları YOK sayarak bunca etkin ve yetkin şahsiyetlerini görmezden gelerek yapılan bunca utandırıcı (DA) konuşma adına.
Hayrünnisa hanımı da, Abdullah beyi de beğeniyorum, dahası seviyorum. Abdullah Gül nerdeyse 'too good to be true'dur Çankaya için.
Hakiki bir TEMSİL sorunundan söz edecekseniz de: 'Yüzde on'luk baraj tamamen antidemokratiktir' yazarken bizim gibi zibidiler, nasıl sağır, dilsiz, kör ve bakarkör takıldığınızı hatırlatmak isterim. Yaaaaa! 'Demokrasinin şu dilimi bana yarar; öbür dilimi gerer' diye bi 'şey' olmaz. Onun adı: dik-ta-tor-yaaaa.