Aday adayları

Türkiye Cumhuriye-ti'nin politika kazanı fokur fokur kaynarken aman ne çok </br>aday adayı yaşarmış bu toprak diliminde.

Şimdi Türkiye Cumhuriyeti'nin politika kazanı fokur fokur kaynamakta iken, gördük ki, görmekteyiz ki, göreceğiz ki aman ne çok aday adayı yaşamaktaymış bu toprak diliminde. Ne çok, ne çok!
Yalnızca o partinin ve bu partinin -ama özellikle zaferi beklenen AKP'nin- üstüne atlayan Televole Camiası'ndan söz etmiyorum.
Türkiye'de ne kadar büyük önemler atfediyorlar insanlar kendilerine; ve bu ATIF'larla HAKİKATLER arasındaki uçurumlarda nasıl da şuursuzca toplu halde debeleniyorlar. Kolektif olduğu için de, bu debelenme, hiçbir şekilde 'yalnız' hissetmiyorlar kendilerini. Dönüp içlerine bakmaları da gerekmiyor kat'a. Yanındaki debelenme yoldaşına bakmaları çok teselli edici zira. Çok.
Aynı gözler, aynı azim, aynı kararlı ifade: "Şahaneyiz, şahanesiniz, şahaneler/Biz olmazsak neyler bu gariban inekler."
Toprağın her miliminden bir aday adayı fışkırıyor. HER ŞEY'e adaylar gerçi; ama politikaya daha bir adaylar: Tuba Özay'dan Cem Uzan'a kadar nasıl da geniş bir yelpaze.
Yelpaze oraya buraya savruldukça, bizlere kaçışmak düşüyor. Bunca isteklinin olduğu bu topraklardan nasıl bir siyasi bereketsizlik çıktığı, ortada çünkü.
Münci İnci mesela 'Yeni Yüzler' diye bir parti kuruyor. Mümtaz Soysal'ın kooperatifçiliğin önemini muştulayan fanatik Kemalist gıcır gıcır partisi, sonra.
Frene hepten basamayan aday adayları, parti sahibi de oluyorlar. Böylece 'otomatik' başkanlar.
Bu yeni partileri de -bu arada yeni gazeteleri, dergileri de- anlamanın imkânı yok.
Türk halkı 'Yeni bir parti! Yeni bir oluşum' diye haykırıyor da, bu çığlıklara yalnızca bizim mi kulaklarımız tıkalı? Peki onların kulaklarını bunca uzatan ne? İsmail Cem'in 'yeni oluşum'u da aynen böyle. Onun için Kemal Derviş'in ne kadar taraftarı olamasam da CHP'yi tercih etmiş olmasını reveransla karşılıyorum. İsmi yeni diye, bu kadar oldurulamamış bir 'şey'e teveccüh niye?
Akın akın siyaset sahnemizde yerini alan medya baloncukları: deprem prof'ları, postmodern İslam hocaları, kafası karışık emekli savcılar, generaller -Türkiye onlar tarafından yeterince oyalanmadı mı?
Aday adaylarının çokluğu ve çeşitliliği karşısında, hayır içimi kaplayan umut ve coşku değil; bu biteviyeliği bitirmemeye olan ağır kararlılıkları. Kapıyorlar içimi. Çok aynı. Çok aynı.Oyum daha şimdiden elimde kuruyor.
HADEP için diyelim bastığım mührün; Erbakan'ı, sittin seneden ve bizi bu kadar sittinledikten sonra, geri getirmek DE demek olabileceğini öğrenmek, içimi daraltıyor.
Hakiki bir MUHALEFET var mı?
Hakiki bir MUHALEFET olamaz mı?
Bunca saçaklı muhteris ruhun siyasete verebileceklerine dayanarak değil, siyasetin onlara verebileceklerine AÇ gözlerini dikerek, yalanarak ciğerci dükkânının önündeki kediler gibi dolanması, dolanması...
Söyleyecek yeni bir sözü olan var mı?
Söyleyecek sözü olan var mı?
Sözünün arkasından, güç pazarlıklarında hepten çekilmeden durabilecek olan, bunu göze alan?
Türkiye Cumhuriyeti politikası, seçim telaşesinin ufkumuzu bir baştan bir başa kapladığı bu olağanüstü sıkıntı günlerinde, bana nedense Hüsamettin Özkan'ın gözlerini hatırlatıyor. Necmettin Erbakan'ın
180 derecenin tüm imkânlarını tarayan gözleri. Tansu Çiller'in vücut danışman-larının ısrarlı tavsiyelerine karşılık nereye kaçıracağını bilemediği anlam özürlü oyuncak bebek gözleri.
Tayyip Erdoğan'ın gözleri, Mesut Yılmaz'ın gözleri. Ama en temsili göz Hüsamettin Özkan'ın gözleri.
Sözleri olmadığı gibi...
Hüsamettin Özkan'ın gözleri var mı?
Bizi temsil etmeye böylesine yeminli, böylesine çok temsilci adayının olduğu bir temsilde, temsil edilemiyor olmamızın esasında, hazin ağırlığı.
Bu temsili sahneye koyanlar sonra, onlar gitmeden, değişmeden, alaşağı edilmeden; bu temsilden bir şeycikler çıkarmanın imkân ve ihtimali var mı?
Adaylar çoğaldıkça içim daralıyor.
Bütün bu adaylar zaten bu yarım adayı daraltanlar. Yavru adanın üstünde de aynı şişman adam. On yıllardır, on yıllardır bir tıkaç gibi oturup habire aynı lafları topaçlıyor. Daha bu sabah gazetede gördüm yüzünü. Yani şimdi bu seçimler bir umut mu?
Bir seçim mi?
Kimi seçeceğiz biz; peki onlar neden habire bizi seçiyorlar?
Onlar bizi habire seçtikçe bunca inatla, bizim onları seçmememiz peki, imkân dahilinde mi?
Olabilir mi yani?