Ah! vatanım demiş

Birkaç zamandır yazılarımda bir düzensizlik 'sezmiş' olabilirsiniz.</br>Bir çıkıyorum, iki çıkmıyorum; memlekette seçim olmuş, yorumlar gırla-bende tık yok, varsa da manasız tıklamalar:

Birkaç zamandır yazılarımda bir düzensizlik 'sezmiş' olabilirsiniz.
Bir çıkıyorum, iki çıkmıyorum; memlekette seçim olmuş, yorumlar gırla-bende tık yok, varsa da manasız tıklamalar: Nerdedir, nedir bu ilgisizlik filan felan-
Ben tatile çıkan köşecilerden NEFRET ediyorum, tatile çıkıp tatillemelerini yazan köşelemecilerden duble nefret(h) ediyorum. Onun için yen kırılır kol içinde kalır.
Bir de yurtdışından dönüşlerimi görmelisiniz, 'Bu topraklar/ŞÜHEDA/ŞÜHEDA' filan oluyorum.
Nerden girdiysek vatana ordan öpmek istemeler: patetik! patetik!
'Çıkma o zaman bu kadar memleket yavuklusuysan dışarı' diyebilirsiniz.
Her neyse, DEHAP barajı geçseydi, çok daha şahane bir Türkiye'den yazıyor olacaktım. İçimin kuşları bir baştan öbür başa uçuşuyor olacaktı.
Mesut(h) Yılmaz, Çiller ve Bahçeli'nin tarihin karanlık sularına gömüldüğü bir vatandan yazmak da, o kadar fena değil.
Belki artık Türkiye Siyaseti'nde hakiki sola, hakiki bir yer açılır. Olur belki artık.
Böyle ümitlenmelerle duruyoruz. Burda duruyoruz.
Zaten dönüşte pasaportuma baktım, en son bir buçuk yıl önce -o da mecburen, mecburiyetten- yurtdışına çıkmışım. Yani çok dolandığım söylenemez.
Gerçi bu defa sınır kapısında içimden pasaportumu yakmak, yırtıp atmak geçmedi değil.
Hakiki anlamda yalnızca, burda, bu topraklarda, kendim gibi, kendim olarak; soluk alıp verebiliyorum.
Sonra toplanmam bir dert. Bavulumdan çıkanları yerleştirmem bir dert.
Tek. Tek. Tek: Bir sürü detay. Yerinden çıkarılmış, yerine konulacak. Bunlar çok bunaltıyorlar beni.
Diyelim yazıya oturmadan önce kızımın odasındaki 'Mighty Atom'un iyice nefesi kaçmış, gidip onu şişirmem gerekti.
Mighty Atom bi Japon çizgi kahramanının şişme bebeği. Bir ay kadar önce bir yerinden anlaşılan hava kaçırmaya başladı.
Ben şişme bebekler, tavşanlar, ördekler: bu şişmeler dünyasıyla tüm hayatı boyunca fazlasıyla aşina biri olarak(TAN) bunları tamir etmeyi de bilirim affedersiniz.
Şimdilerde satılan tüm şişmelerin paketlerinden şeffaf tamir yamaları da çıkıyor. Onları kesip yapıştırıyorum.
Açıklıyorum, zira yukardaki cümleyi okuyunca bir ekspertiz, iki ekspertizz: hani her şeyi tamir eden, ultra becerikli insan (ki kıskanırım acayip onları) havası çıkmasın ortalık yere.
Gülben Ergen öyle bir kadınmış; iyi mi?
Her nevi elektronik cihazı filan, okurmuş kitapçığını, tamir edi-ediverirmiş.
Burda hicapsızca ilan ediyorum: Benim hayatta Gülben Ergen'lere ihtiyacım var! Öyle Sibel Can'lara filan yok. Konuşsun mırmırr mırrr -narkoz etkisi. Bir şekerparelik, bir kremkaramellik- eeee?
'Ne kestin koç/Ne yedin hiç.'
Oysa gelsin, videoyu bağlasın, Siemens başbelası telefonu çalıştırsın, paradan puldan anlasın. Böyle elektronik, sağlıklı, tıkır tıkır bir beyin. Budur ihtiyacımız milletçe ve bireyce.
Her neyse bu Mighty Atom anlaşılan öylesine esrarengiz bir noktadan ve ufacıcıcıcık delinmiş ki, orayı da tespit edemiyorum.
Netice: Obs. comps. bir bağlılık. İki günde bir, üç günde bir, fısfısfıss şişiriyorum Mighty Atom'u: ki gönensin. Öyle aygın baygın, yerlere yapışık yaşamasın. Havalı, hava dolu, şişme çocuk haliyle bir yumruğu havada dursun kızımın odasında.
Bir haftadır yoktuk ya; geldim ki Mighty Atom yerlerde. Şişir Mighty'yi, yap onu/yap bunu.
Evinden uzaklaşabilecek biri değilim anlayacağınız. Devamlı ilgime, alakama ve nefesime ihtiyacı olduğu için hafiften ve de azıcık daha fazladan Mighty Atom'dan nefret(h) etmiyor da değilim. Ama işte hayatımızda bir Mighty Atom var; bir nedenle durduğu yerde sakatlanmış, yapmak zorunda olduğumuz işler listesinde o da haklı yerini aldı, şudur budur.
Oysa Gülben Ergen en yakın arkadaşlarımdan olsa: gelir evime halojen lambanın çalışırken sinir bir ses çıkaran zımbırtısını değiştirir. Sokar Mighty Atom'u banyoya, mahir elleriyle o küçücük delik noktasını tespit eder. Hooop yapıştırır yara, pardon kaçak bandını oraya.
Benim Mighty'yi üç-dört günde bir şişirmem gerekmez artık. Mighty Atom eski gönençli günlerinde olduğu üzre (var mı öyle bir kelime; var ise sayın Ecevitlere ithaf ediyorum) tek başına şişkin pişkin yerinde 60-70 santimlik boyuyla durur.
1) Hayatımda neden Gülben Ergen yok? Üstelik aynı günde doğmuşuz.
2) Yurtdışına çıkmak iyi bir şey değildir. Bunu yaz bir yere.
3) Ecevitlerle görüşmek, konuşmak istiyorum, beni arayıp bir randevu verseler, Mighty Atom'u kaderiyle baş başa bırakıp -hoş 2-3 gün idare ediyor- anında Ankara'ya uçmaya hazırım. Beni ararlar mı acaba?
Yoksa ben mi onları aramalıyım? Ayağımın tozuyla? Vallahi, tozları da aldım.