'Arkadaşlığa dayalı 1 grup' davasöver

İstanbul Emniyeti çözdü yine olayı! Normalde, eski güzel günlerde yani, Cerrah çıkıp hemen her menfur olaya dair harikûlade 'isabetli' düşünceleriyle, kabul edilmesi imkânsız söylemleriyle bombalıyordu ortalığı.

İstanbul Emniyeti çözdü yine olayı! Normalde, eski güzel günlerde yani, Cerrah çıkıp hemen her menfur olaya dair harikûlade 'isabetli' düşünceleriyle, kabul edilmesi imkânsız söylemleriyle bombalıyordu ortalığı.
Cemaat lincinden, "Irak'a askerlerimiz gitmesin!"
diyen üniversitelilerin yediği meydan dayağına kadar, her konuda kim haklı/kim haksız prefabrik düşüncelemeleri ve harbiden ayıplı laflarıyla, bayağı 'alışmıştık' ona.
Kudurmuştan beterdik!
Çıksın da, bakımlılık açısından filan Hercule Poirot'yu aratmayan bıyıklarının altından, kessin biçsin ortalığı: Her nevi adalet/vicdan/eşitlik nosyonumuzla oynasın. Horrr görsün bizleri. Körrrr parmağım gözüne- taraflı davransın. Taraftar olsun, 'Bana milliyetçiler cinayet işliyor dedirtemezsiniz' çizgisinin devamı. (Onlar yalnızca kuş kondurur, fiyong atarlar lüzumsuzların üstüne.)
Sabıkalı Ak Parti İktidarsızlığı almadı da almadı Cerrah'ı görevinden. Ne Mülkiye müfettişlerinin 'Dink'in ölümünde kusurludur, ihmali vardır' yönündeki raporları yetti, ne devirdiği çam ormanları, kırdığı ceviz depoları!
Belki de AKP böyle 1 iktidardı: muktedir olamayanların iktidarıydı. Şemdinli'de gördük ne savcıya sahip çıkabildiler, ne de olayın vahametine.
Şimdi sıra Dink Cinayeti'nde.
Emniyet; evet, bu kez Bıyıklarının Altından Cümlemizi Horrr Görmek Üzere Cerrah'ın (bizzat) Ağzından değil de-
İstihbarat Dairesi Başkanı Ramazan Akyürek 'imzasıyla' çözmüş, atmış işi İstanbul 14. Ağır Ceza'nın önüne.
Her şeyin başı/ortası/lideri/hartı/hurtu olarak McDonald's bombacısı Yasin Hayal'i (pratikçe) gösteriveriyor polisimiz. (Şıpın raporu.)
'Türklüğü aşağılayıcı ifadeleri nedeniyle Hrant Dink'e yönelik eylem gerçekleştirmek amacıyla arkadaşlığa dayalı bir grup oluşturduğu' bildiriliyor Yasin Hayal'in.
Bu dilde BİLE, bu YAZILI DİLDE: hani işte, Allah'ın Ermenisi kalkıp 'Türklüğü aşağılayıcı ifadeler' kullanıyor; NEDENİYLE, nedeni bu yani Yasin Hayal'in ARKADAŞLIĞA DAYALI 1 grup oluşturmasının.
'Milli menfaatimize dayalı' da denilebilirdi. E, dostluk/arkadaşlık güzel kavramlar. Hiçbir menfaate dayalı değil yani bu grup. 1 yerde fedakârlar, cefakârlar, verecenler, iyi çocuklar. İyi Çocuklar Grubu. Yine.
Dink'in canını alarak, yıllarını 'vermeyi' göze aldı bu arkadaşcanlısı çocuklar. Onun için de haklı Yasin Hayal 'Sitemkârım!' derken. Sistemin kendilerine sahip çıkmasını isterken, vaatlerin yerine getirilmesini: bu dünya içinde 1 cennet isterlerken kendilerine, haklılar beklentilerinde yani.
Ama Emniyet'in üslubu da Bu Muhteşem Metni kaleme alırken, onun arzu ve isteklerini karşılar bir tonda. Ben hatta Yasin Hayal'in yerinde olsam, İstanbul Emniyeti'nin bana yollamış olduğu (üstü kapalıcana da olsa) bir destek ve aşk itirafı olarak, yatağımın başucuna asardım bu mektubu. Pardon, raporu.
"Hayal'in grubun içinde lider konumunda olduğu ve diğer kişilerin hepsine talimat verebildiği" DE ifade ediliyor bu Çözümleyici/Kesmece/Kestirmece/Dil Üstünde Kaydırmaca mektupta, pardon raporda.
Sonra tabii Samsun'dan gelen rapor var: Hayır!
hiç de 1 kerem. Nasıl yanlış anlamaların pençesinde kıvranan paranoyaklarsak bizler; görememişiz Samsun'daki 'rezaletin' içyüzünü.
Bu polislerle/jandarmalarla; hadi Ertuğrul Özkök 'modeli' empati yapalım! O; hatırlarsınız, Ogün Samast'la 'empati' Samsun'daki Hatıra Fotoğrafçılar'la 'sempati' yapıp 'Avcıyla Avının Birlikte Fotoğraf Çektirelim'i/Ne Var Yani?' yollu unutulmaz, unutulmaz birkaç yazı attırmıştı.
Ertuğrul Özkök'ün isabetli 'sempati' dolu bakışına, şimdi işte Samsun Savcılığı'ndan destek geliyor: "Savcılık, polis ve jandarmanın bu hareketlerini kamusal hizmet için birbirleriyle yarış halinde olmalarına bağladı. Poster gibi fotoğraf, mekânın dar olmasıyla açıklandı." "Tüm samimi yaklaşımlar zanlının ağzından laf alabilmek için yapılmıştı." (Radikal-Demet Bilge Ergün+Timur Soykan).
Ne güzel diller, hakikaten!
Eğer kamusal hizmet için (birbirleriyle) yarış halinde olmaları söz konusu ise; ben birinciliği bu tez'i ilk olarak cansiperane ortalığa atmış bulunan Ertuğrul Özkök'e vermek istiyorum. Yılın Empati Amiral Ödülünü de vermek istediğim gibi. Ayrıca.
Davanın gidişatı 3 aşağı 5 yukarı belli oldu!
Muhbir+Katil Erhan Ağbi medeniyet tarifleri haykırıyor aracına götürülürken. Aynen Nobelli Orhan Pamuk'a yamuk ağzıyla "Akıllı ol Orhan! Akıllı!"
diye bağırması gibi Yasin Hayal'in.
Yasin Hayal'in avukatı (adının Fuat Turgut olduğunu öğrenmek zorunda kaldığımız kişi) "İt sürüsü toplandı" diyor. Korkut Eken'i övüyor. Ve Kıbrıs'ta ne yaptığını çok merak ettiğim Sarışın Muzaffer Tekin'i. Onun sayesinde Kıbrıs bizimmiş. "Hepiniz Ermenisiniz. Canınız cehenneme!" diye bağıran 1 Ucubik Şovmen.
Müdahil avukat sayısını mahkeme 15'le sınırlıyor.
Polisten gelen 'rapor' ortada. Samsun Savcılığı elinden geleni yapıyor. İşaret fişeğini Amiral Gemimizin Kaptanı, Dink Cinayeti'nin ardından atmıştı. Zaten.
Boşuna demiyoruz: "Türkiye'yi anlamak istiyorsanız: 1 adet Hürriyet raportörü tutun." Diye.
Sizce, bu dava nereye gidiyor?
Bu memleket nereye gidiyor?
Bu ikisinin gözle görünür göbek bağını kesip atarız gibi yapanlar, pek tabii ki bitmeyen yalanlarına sığınıyorlar.
Dink Soruşturması bir milat olabilir. Ama pek tabii ki, buralarda TOP YUVARLAKTIR. Yuvarlanır, yuvarlanır, yuvalanır top.
Aaa! Türkiye topu tut.