'Arrested Development'/ Tutuklanmış/ Darbelenmiş Gelişme

Geçen haftalardan birinde, hem 'Şarkı Söylemek Lazım'ı seyrediyorum; orda bazı çiftler çok canımı sıkıyorlar, onlar çıkınca...

Geçen haftalardan birinde, hem 'Şarkı Söylemek Lazım'ı seyrediyorum; orda bazı çiftler çok canımı sıkıyorlar, onlar çıkınca, reklamlarda filan 'İbo Şov'la 'Bülent Ersoy Bayıyor'u da kolaçan ediyorum. Pazar Gecesi Sıkıntısı, kısaca.
İbo Şov adlı Urfalı, kendini magazine de adadı. Telefonla Nazire Şenlendirici bağlanıyor programa. Büyük Halk Düşünürü, irdekleyecek o malum konuyu. Konuklardan biri de Şenay Düdek. Sonsuz 1 haksızlığa uğramış Karayip Korsanları'nın huzursuzluğu içinde koltuğuna filan sığınamıyor. Hop oturup hop kalkıyor.
Meğer Naziranım: "Deniz'le (Seki) Hüsnü (biliyorsunuz kim olduğunu) bunun (Şenay hanım kastediliyor) evinde buluşuyolardı.
O bunları buluşturmasaydı, yuvam yıkılmayacaktı; Allah belasını versin!" demiş.
Bu çiftin (başka 1 mekân temin edemeyip) Şenay ablalarının evinde buluşuyor olması, deli açması/çocuk saçması bir fikir pek tabii ki. Şenay Düdek de sinirden boyun damarları pörtlemiş, "Eğer bu doğruysa kanser olayım; sen bana bak!" diye bağırıyor ayaklara fırlayıp.
Ben böyle bir tehdit/temenniyi ilk kez duyuyorum. Bir herzeyi yiyen (eğer bu doğruysa) kanser olmakla kalmayacak; onun yediği halt sayesinde hayatı kararan kişi bir de bakacak ona). Yani (farazi olarak) Naziranım için 'lose lose' 1 sitüasyon söz konusu.
"Yoksa," diye devam ediyor Düdek,
"bu iftirayı atanlar kanser olsun!"
Onlara da Naziranım mı bakacak, bilemiyorum. Artık hayatı, kanserlilere bakmakla mı geçecek? Çok, ama çok emin Naziranım iddiasından. "Sizin evinizde buluşmuşlar" diyor, peygamber demiyor.
"Kanser olayım evimde buluştularsa!" diye bağırıyor yine Şenay Düdek.
Naziranım'dan cevap gecikmiyor: "İnşallah."
Naziranım biliyosunuz 12-13 yaşlarında âşık olup Şenlendirici'yle 15 yaşında filan evleniyor. Ennn fazla ilkokul diploması vardır yani. Ki, o da olmayabilir.
Hülya Avşar'ın ilk evliliğini 15-16 yaşlarında yaptığını düşünürsek, ennn fazla ortaokul diploması bulunduğunu varsayabiliriz. Ki, o da olmayabilir.
Bu nedenle de "En entelden daha entelim. Profesörlere çakarım. Benim düzeyimle kimse baş edemez. Ömrümde tanıdığım en kültürlü insan Kaya" gibi nice dışavurumlarını seyrettik kötü 1 reklam filmini izler gibi yıllarca.
Çok tuhaf 1 tesadüf sonucu tanıştığım Özcan Deniz,
'Matrix'ten 'Babil'e, 'Maverick'ten 'Altıncı His'se, bir sürü filmden bir sürü sahneyi bir ilkokul 3-4 çocuğu heyecanıyla anlatıyor, bu kolajı (başkalarının filmlerinden sahnelerin yapıştırılması halini) KENDİ SENARYOSU sanıyordu!
Sonra: "Özcan Deniz herhalde ilkokuldan sonra hiç okumamış, o yüzden de gelişimi orda donmuş kalmış," diye düşünmeden edemedim. 'Arrested Development' yani.
Diyelim ilkokula dahi gitmediğini bildiğimiz Mağara İnsanı Tatlıses, ilkokulöncesi döneminde çakılıp kalmamış ise hayatın, bize ısrarla tefrikaladığı 'gelişmemişliği' neye tekabül etmektedir?
Pek tabii ki Deniz olsun, Avşar olsun, Tatlıses olsun gayet zeki, daha mühimi kurnaz, uyanık ve oportünist tipler.
Formal 1 eğitim görmemişlerin iftiharla 'Hayat Okulu'vari isimlerle taltif ettiği Hayat Piyasası'ndan ordinaryüs profesörlükleri olduğunu kimse inkâr edemez. Yoksa kanser olur, Naziranım (Nightingale) ona bakar!
Ve fakat Türk toplumunun mütemadiyen 'ekspose', hayatta 'over' (ziyadesiyle) 'ekspose' olduğu böylesi şahıslar, formal eğitimlerinin
pek başında, hayata atılmış; bu nedenle de belki psişik, belki psikolojik olarak terk ettikleri sınıflarda çakılmış kalmışlar.
Hakikaten Özcan Deniz'i izlerken, karşımda ilkokul üç ya da dörtte (başkalarının yarattıklarını kendi hayali zanneden) bir oğlan çocuğunu
izledim saatlerce. Naziranım kesinlikle ilkokulöncesi bir kız çocuğu değil ise, nedir tüm o densizlikleri/saçmalıkları/ve dahi sevimliliğiyle?
Tenis Hastası (yurdumuza bu sporu 'kazandıran' klâs kişi) Avşar'ı izlerken, onun tenise asılmasını; ortaokuldan terk bir güzel kızın sınıf atlama maçındaki inanılmaz ısrarını izliyoruz esasında.
Kendisine âşık olduğunu iddia eden manken kızı şovuna çıkarıp "Çok güzelsin; ama önceden arkadaşımın aşkıydın. Şimdi de ben birisiyle birlikte sayılırım," diye teşhircilik ve karışık mesajlama zirvelerini zorlarken, bir yuvanın tuvaletinde arkadaşlarına pipisini gösteren Kürt/Arap oğlancığı DA izliyoruz İbo Şov'da.
Şimdi lafı nasıl 'punduna' getireceğim bilemiyorum; ama ikide birde darbelenen demokrasimiz için de durum aynen böyle.
O kadar çok ve değişik modelde darbeleniyoruz, o denli vesayeti altından çıkmamızı 'uygunsuz' bulmakta ısrarcı ki Askeriyemiz; aynen
'gelişimi' ilkokul sıralarında durdurulmuş zavallı çocuklar gibiyiz.
Demokrasi Okulu'nda, 1 türlü ilkokuldan mezun olamadık. Tam "Oldu, en sonunda oldu!" deyip ilkokul diplomamızı almak için okula koştuğumuz anda; "Dur hele evladım, sen daha olmadın: Hamsın! İlkokul ikiden yeniden başla bakalım" diyen Ceberut 1 Müdür var sanki karşımızda.
Yüksek yerlerden düşmek, dişlerinin dökülmesi, kıyafetlerinin üstünde olmadığını dehşet içinde keşfetmek kadar sık görülen 1 rüya çeşididir: Hani bir de bakarsın, matematik yüzünden üniversite diplomanı alamayacağını söylerler kâbuslarında. Ya da başka bir imtihanın DAHA vardır.
Ben diyelim birinci sınıfın (İdari Bilimler) matematiğinden, anca mezun olurken yalvar yakar kurtulmuş biri olarak, "Gir yeniden 121 sınavına!" kâbusunu gördüm yıllarca.
'Meğer diplomam yokmuş!' kâbusu halk arasında.
Demokrasi Eğitimimiz bir türlü bu habire görülen kâbuslar ('reoccuring nightmare') seviyesinden öteye gidemiyor.
Evet: başka ülkelerin, demokrasi okullarından üniversite diplomaları ve hatta doktoraları var.
Biz ise ilkokulu bir türlü bitiremeyen çocuklar olarak, bu kâbusta çakılmış kalmış vaziyetteyiz.
27 Nisan gecesi, bu defa internetten ulaştı Müdür'ün sesi: "Hayır çocuğum, ben bu ilkokulun müdürü telakki edildiğim sürece, sen mezun olup da ortaokula, liseye filan gidemezsin. Hem NE yaparım ben sonra? Basit 1 ilkokul müdürü olarak kala kalırım. Allahtan reva mı? Bana?"
Olur mu Müdürüm? Sizin müdürlüğünüzün gücü, bizim ilkokuldan mezun olamamamızda saklı. Biz sizin üstünüze eğitim öğretim, ilkokuldan öte okul, yardakçı öğretmenlerinizden (hani kırık veren anayasa yargıçlarınız filan) başka değer tanımayız, bilmeyiz. Ne mutlu ilkokulluyum diyene!