Atatürk Aday Adayları

Vınnladım gittim Eminönü'ne sabah sabah: 29 Ekim Şerefi'ne bütün yollar kaymak. "Ömrümde ilk defa bu kadar çabuk geldim bu yolu," dedi Şoför. Sevinç içinde. Kalakaldık.

Vınnladım gittim Eminönü'ne sabah sabah: 29 Ekim Şerefi'ne bütün yollar kaymak.
"Ömrümde ilk defa bu kadar çabuk geldim bu yolu," dedi Şoför. Sevinç içinde. Kalakaldık.
O tahta fıçımsı büyük saksılardan sırf Tahtakale'de var. Amca dükkânı bırakmış kalbi yüzünden. Ama genç bir çocuk sattı bana saksıları. O da çok iyi ve efendiydi.
Böyle İyilikler Dükkânları vardır: Beşiktaş'taki saatçi gibi. O dükkânlarda çalışan ve çalışacak herkes iyi kalplidir. İyi kalpli olacaktır. Bizim Bahar Pastanesi gibi.
Dönüş Şoförü Türk Zevdalısı 1 Kürt çıktı. "Erzincan'dan sonrasını boş ver," dedi. Denize dökmeliymişiz cümlesini!
"Şehit olanlar da Kürt çocukları," dedi sonra "Geçenlerde bir Malatyalı, sonra bir Antepli şehit düştü," dedi.
"Bu kin tohumlarından korkuyorum," dedim. "Herkes konuşsun kendi dilini, ne var ki?" dedim. Köye gittiğinde bile Kürtçe konuşmayı reddediyormuş. "Ölürüm ben bu bayrak için!" dedi.
Oktay Kaynarca'nın bir 'defilede' (Kemalist Defileci Faruk Saraç mı acaba?) Atatürk kıyafetiyle resmini basmış Günaydın. "Atatürk rolünü bir gün mutlaka oynayacağım," diyor Kaynarca.
Hatta, Atatürk teklifi gelmezse kendi imkânlarıyla çekecekmiş filmi!
Çakır mı, Çakar mı hani O Rol'den beri toparlanamadı gitti. Ama gözleri mavi. Kendini sekiz buçuk şiddetinde karizmatik bulduğu da malum.
Şimdi bu çocuk Atatürk rolünü oynamak istemesin de, ne istesin?
Oysa ben ona bakınca aciiip (Reklamcılığımızın Dâhi Çocuğu) Serdar Erener'e benzetiyorum. El-kol hareketleri, o taşkın/dışavurumcu 'joie de vivre' imitasyonları, 'büyük başın dehalanması ne biçim olur' edaları filan felan.
Esasında: Sinan Çetin, Serdar Erener, Okan Bayülgen hepsi 1 adam. Hepsi aynı adam! Cem Yılmaz dahi onlardan sayılabilir. Aynı şahıstan yani.
Ve işte HEPSİ DE Türk Milleti'nin ennn başarılı ögeleri: en çok parayı onlar zukkalamış, zukkalayacaklar filan yani. Bu alabildiğine 'ekspresif' adamlarla, bu süper 'kaliteli yaratır' figürlerle, Türk Sanayici ve İşadamlarının kanı kaynaşıyor, onlar da paraları eksperlemeye devam ediyorlar. Edeceklerdir keselerine ömür.
Ki ne kadar harbiden 1 Servet Düşmanı olsam da, konu bunlar değil. Kevin Costner sosyetelememize şakımaya geldi ya.
Tabii anında ONA DA 1 'Atatürk'ü oynar mısınız?' teklifi. Anıtkabir'e dahi götüreceklerdi. Becerebildiler mi, bilemiyorum.
Bizim Kadın Gazeteciler de çok etkilenmişler adamdan. Bebeğinin poşetini (pardon pusetini) taşıyormuş, 'karım da karım!' diyormuş da başka bir şey demiyormuş.
Ne var yani? Bizler de 'Atam da atam!' diyoruz da başka bi şey demiyoruz. Bu bizi(zzleri) daha az insalcınk mı yapıyor yani? Daha mı iptidaiyiz?
Costner de Atatürk Rolüyle ağırlanmalı pek tabii ki. Lokum da veririz, ipek halı da yanında.
Hatta yalnızca 'Çingene Baron' ya da 'Mandrake'nin Dönüşü' başrollerinde
kast edilmesi uygun kaçabilecek Antonio Banderas'a dahi tutturuk olmuştuk: "Mavi lens takın. Atatürk rolünü n'olur sizzz oynayın," diye. Diye.
Bilmem, şimdi hatırlar mısınız?
Yok öyle Atatürk rolünü teklif edip edip kaçmak.
Alinur Velidedeleme kadar takipçisiyim Bu (Rol) İşinin arrrkadaş.
Bir de tam film için Sir Laurence of Arabia'nın Oğlu para bulur. Çok
büyük bir Ermeni Lobisi Çalımı'yla engellenir filmin yapımı filan. Araya James ve Jane Bond dahi karışır.
Böylesi esrarengiz durumlar.
Kısaca (ve uzunca): bir Atatürk filmi dünyaya bayrak bayrak yapamadık gitti!
Onun için bu Kevin (Kabiliyet) Costner'e sahip çıkalım. Adamı, çok sevgili eşi ve bebeğiyle Çırağan'da bir suit'e kapatalım. Atatürk filminde rolünü oynayana kadar da bırakmayalım diyorum ben. Artık bu ıstırabın
adını koyalım.
Bir eksik daha Bu Ata Âşığı Gözler'den kaçmadı. Ülkü Adatepe? Neden Atatürk'ün TatarÇinlisi (tipli) manevi kızı Kevin Costner'ın huzuruna çıkarılma dı? Şarkılarını dinlemeye davet edilmedi?
Bu da işte IQ Jazz Bar'ın ayıbıdır.
Ne diyeyim? Milli birlik ve Kevin Costner Şarkıları'na ennn muhtaç olduğumuz BU Günler'de.
Bu arada Alman yayıncım ve birkaç Fuzuli Alman'la (maalesef) yemeğe çıktım cumartesi gecesi.
Masamızın hemen arkasında siyah-beyaz bir Atatürk resmi duruyordu,
pek tabii ki.
"Isn't he a true Aryan; or what?" (Hakiki bir Aryan değil mi yani??) diye bağırırken buldum kendimi.
Liderimiz sarışındır/mavi gözlüdür/yakışıklıdır. Ona göre haaa- böbürlenmesi. (Halk Arasında).
Sonra tabii (şişede durduğunla kalmıyor, büyüyor) Hitler'in tipsizliğine getirdim lafı.
"O Avusturyalıydı" dedi Kadın Yayıncı.
Bana ne arkadaş? Tipli mi, tipsiz mi? Ben ona bakarım! Yargıyı çakarım.
Bir de Sezen Aksu şarkısı musallat oldu mu sabah sabah zihnime: "Sen de benim hatalarımdan birisin/Senin için harcanan zamana yazık/Sen en güzel duyguların katilisin" vari mısraları.
Sezen Aksu da yasaklansın artık!
BİR TEK KİŞİ bütün bir milletin bilinçaltının söz yazarı olur mu,
olabilir mi yani? Bu Kadın bunu başarmış! Olacak iş değil: Varsa yoksa, dağarcıkta onun sözleri.