Avcının ölümü

Ufuk Güldemir'i son gördüğümde, öyle iyi gözüküyordu ki. "Yırtmıştır Ufuk" diyorsun. Gitti Ufuk işte, bu genç yaşında.

Ufuk Güldemir'i uzun zaman sonra ilk kez (ve son kez) Orhan Pamuk'un Nobel'i kazanması şerefine verilen yemekte gördüm.
Gecenin ilerleyen saatlerinde, sıkıldım masada oturmaktan ve herhalde (içkinin gönendirici etkisiyle) cesaretimi toplayıp 'dolaşayım şöyle 1 hele' oldum.
Oldum ki, Ufuk'u gördüm.
Onunla ilgili 'Penis Kemiği Avcısı' başlıklı (av huylarıyla ilgili) sert-çene 1 yazım olduğundan ve son yıllarda bu mevzuyla alakalı kendini eleştirmeye cüret eden köşecilere fena giriştiğinden (kelimenin her anlamıyla) 'Görünmez Kadın' pelerinimi kuşanmaya karar verdim. Elimi cebime attım. (Orda duruyo pelerin: 1 düğmeye basınca çıkıyor.)
Hakkında kötü/kötü yazmışsam birilerinin 'Ağbicim ben ettim sen etme' vs. diye böyle Nedametella 1 personam yok hayatta. Kavga/dövüş olmasın'a bağlıyorum daha çok. (Halk arasında: Peace! Peace!)
Ki, tabiat olarak daha çok Ufuk çizgisindeyim esasında, çok sinir olduğum birileriyse girişebilirim de sözel olarak.
(Ve aynı Ufuk gibi başka tekniklerle.)
Tekinella, denilemez yani. Gönendirici miktarına bakar.
Ufuk 'saptadı' beni düğmeyi aranırken ve de yanıma geldi. Kucakladı. Kucaklaştık.
"Korktum bana da girişirsin diye," dedim.
Güldü. Gözleriyle de gülenlerdendi.
Ve sırf o çok kahverengi gözlülerde olan ışıl ışıl parlayan, hakiki gülen gözleri vs.
Saçları bembeyaz olmuş, kilo vermiş.
"N'apim; senin affedilebilme katsayın yüksek" dedi.
Ben sevindim harbiden. Kucaklaşmamıza, bi nevi iyi hisler filan. Vedalaşmamıza.
"Çok yakışıklı olmuşsun Ufuk," dedim.
Böyle güldü çarpık gülüşüyle. Ama çok ödünç, acıyan ve acıtan 1 gülüş.
"Kızım, kanser oldum, kanserim, ondan zayıfladım, gidiyorum işte," gülüşü. Söylemedi ama. Sırf o çeyrek gülüşle söylemiş oldu.
Ben yani yine münasebetsiz 1 laf mı etmiş oldum? Ölmekte olan birine? Yooo. Gülüşü dokundu ama bana. Bir çeyrek gülüşe her şeyi sığdırması (zekiydi zira) sonra tabii son kez görüyor olmam.
Öyle 'iyi' gözüküyordu ki.
'Son kez görüyorum onu' diye düşünmüyorsun direktoman.
'Yırtmıştır Ufuk' diye düşünüyorsun.
Bunu diliyorsun yani. Bu kadar bu dünyada kalmak isteyen bir adamın, bunu başarmasını, başarıyor olmasını diliyorsun.
Ama 1 yandan da eşek değilsin ve son kez gördüğünü de biliyorsun. Bilmemkaç yıldır tanıdığım biriydi Ufuk. Bir arkadaşımın evindeki partide tanışmıştım. O zaman köşeci filan değildim. Ama o Ufuk Güldemir'di. Ben tam zamanlı anneydim, köşeci olacağımdan filan haberim yoktu.
Bu 'işe' bulaşmadan tanışmış bulunduğum insanların bende yeri ayrıdır. Diyelim, çok yakın bir arkadaşımın has dostu olan İsmet'in de öyle.
Sonra gitti Ufuk işte. Bu genç yaşında.
Yaş da görece 1 şey. Arkasından tüm arkadaşları ne kadar dolu dolu/çalışkan çalışkan/az uyuyarak/uyumayarak/çok çok yaşadığını yazdılar.
Habertürk; Irak'taki Amerikan İşgali'ne taraf olmamızı, düpedüz Amerikalılarla birlikte Irak Bataklığı'na (yani Amerika Jandarması'nın bir ülkeyi çevirdiği bataklığa) saplanmamızı isteyen acayip pro-Amerikan bir yayıncılık yapmıştı. Haftalarca. Aylarca. Yıllarca.
Son bir gün Kezban hanımla (Hatemi) öğleyin 1 programa katıldık canlı canlı orada. İkimiz de Amerika'nın işgalci emellerine saydırdık da saydırdık. Bir daha Habertürk'ten aranmadığımı söylememin gereği yok sanırım.
Ama diyelim Faltaylı'nın Sabah'ının (ve onun Hürriyet'ten 'kaçırdığı' sağ adamı Doğan Satmış'ın) Orhan Pamuk'la ilgili HAVAALANINDA TEK BAŞINA manşetine karşılık, 'Haydi havaalanına! Orhan Pamuk'u karşılamaya!' kampanyası da Habertürk'te yürütebilecek 1 politik çizgiye sahipti.
Yani ben Güldemir'in politik çizgisinden bir şey anlamadım. Benim için fazla 'liberal'di. (Baskın Oran harikulade 1 tanımla 'tutarsız' kavramını kullanıyor.)
Ölümüyle ilgili haberlerde "Tacikistan'da, Pamir Platosu'nda Marco Polo koyunu, Kutuplar'da beyaz ayı avladı," yazıyor ısrarla. Görüntülerde de eşi Gaya'yla bir ayının cesedinin üstünde gülümsüyorlar.
Benim için doğal ortamlarında varolmaya (insanoğluna rağmen) çabalayan kutup ayılarını, kaplanları, yaban geyiklerini gidip vurmak/öldürmek, avcılık hobisinin güzelliği/heyecan vericiliği uğruna-
Atlayıp uçağa Brezilya'ya gidip ordaki 'sahipsiz' sokak çocuklarını vurup
öldürmekten o kadar da farklı değil.
Avlanma 'zevkin' uğruna hayvanları öldürürken: Bambi'nin annesini, Knut'un büyükbüyük babasını, Aslan Kral'ın babasını vurmuş/öldürmüş oluyorsun. Belki bu teşbihimle, avlanmak konusundaki hislerimin, gözyaşlarınızı gözlerinizden boşaltmaya temayüllü olduğunu da, ele vermiş oldum.
Bilemiyorum.