Avrupa! Avrupa! Duy sesimizi!

Sayın Perihan Mağden, </br>Yaşamın köreldiği, ölümün kolaylaştığı, sesin bir adım öteye ulaşamadığı zindanlardan yazıyorum size.

Sayın Perihan Mağden,
Yaşamın köreldiği, ölümün kolaylaştığı, sesin bir adım öteye ulaşamadığı zindanlardan yazıyorum size. Belki size gelen onlarca mektuptan biri olarak çok fazla ilgilenmezsiniz. Belki de e-posta, e-mail, internet vb. iletişimin bunca geliştiği çağımızda bu ilkel iletişim aracıyla gelen bir yardım çığlığı ilginizi bile çekmeyebilir ya da size ulaşmayabilir.
Ama size başka kanallardan ulaşma imkânım da yok.
Ben 46 yaşında, 5 çocuk babası, Siirt doğumlu, siyasal nedenlerle müebbet hapis cezasına çarptırılan ama ölümü her gün teninde, damarlarında hisseden bir hükümlüyüm.
Yaklaşık 3 yıldır ağır kalp hastalığı çekmekteyim. 3 yıl boyunca dört kez ağır açık kalp ameliyatı, 9 kez anjiyo, iki kez balon ameliyatı oldum. Birçok hastane ve cezaevi dolaştım. Fakat durumumun iyileşmesini bırakalım, daha da ağırlaştı. Mevcut durumda, damarlarımın 8 yerinde tıkanma var, bu nedenle vücudumda kan dolaşımı mümkün olmuyor. Ve doktorların söylediğine göre ancak yeni bir ameliyat gerekli. Fakat öyle bir ameliyat ki, bunu Türkiye'de gerçekleştirebilecek hastane yok. Kalp konusunda en donanımlı ve yetkin olan Koşuyolu Kalp ve Damar Hastalıkları Hastanesi bile oldukça riskli ve nazik olan böyle bir ameliyata yanaşmamaktadır. Ameliyatın ancak yurtdışında gerçekleştirilebileceği dile getiriliyor.
Yaşadığım son üç yıldır büyük acılar çektim. Hastalığın verdiği tarifsiz acılar, defalarca parçalanan vücudumun tutmaz hale gelmesi, serum almayan damarların kesilerek anjiyo girişi yapılması, üst üste nöbetler şeklinde gelen ve beni nefessiz bırakan şiddetli kasılmalar, uzun süreli baygınlıklar vb. yanında tedavi etme konumunda olan doktorlar, güvenlik konumundaki askerler tarafından da yaşadığım ilgisizlik, horlanma, ölüme terk edilme, hakaret ve hatta saldırılara maruz kalmam benim açımdan geçen üç yıllık 'işkence sürecinin' kâbus dolu anlarıdır. Tüm bunlara karşın sanırım hâlâ hayatta olmam da hayata sımsıkı sarılmam ve 'inadına yaşam' ilkeme bağlayabilirim.
Fakat öte yandan tüm doktorlar ve hastanelerin birleştikleri bir nokta var ki, o da mevcut tutukluluk koşullarında tedavi olmam mümkün değil. Tahliye olmam ve ardından Avrupa'da tedavi görmem gerekiyor. Hem de bir an evvel. Çünkü en son doktorların söylediğine göre 3 aylık ömrüm kalmış. Durum buyken yaklaşık 5 ay önce Diyarbakır DGM, tedavim için olanak yaratacağı halde müebbet ağır hapis cezası verdi ve dosyayı Yargıtay'a gönderdi. Dosyanın Yargıtay'da da ne kadar kalacağı meçhul. Oysa bir an önce sonuca bağlansa, Cumhurbaşkanı'na başvuracağım. Fakat mevcut durumda Yargıtay'daki dosyanın akıbetini görüp göremeyeceğimi bile bilemiyorum.
Çünkü şu anki durumda yaklaşık 25 çeşit ilaç kullanıyorum. Her yediğimi çıkarıyor, günün hiçbir vakti uyuyamıyorum. Uzandığım zaman nefessiz kalıyorum. Tüm vücudum uyuştuğundan müthiş ağrılar çekiyorum. Her an kasılmalar ve şiddetli kalp ağrılarıyla bayılma tehlikesi yaşıyorum. Velhasıl uyuyamayan, yürüyemeyen, yiyemeyen, konuşamayan, gülemeyen, adeta bitkisel hayatta bir yaşama mahkûmum... O da ne kadar süreceği bile belli olmayan bir yaşam... Beraber kaldığım insanlar olmasa günlük yaşamımı idame ettirmem de mümkün değil.
Son olarak ölüm de olacaksa bir nefes özgürlük ardından gelmesini isterim. Bu temelde desteğinizi umuyorum. Size yaşamınızda başarılar diliyorum.
Not: Durumumu Koşuyolu doktorları sanırım benden daha iyi anlatabilirler.
Eğer ilgilenirseniz, kendilerine de danışabilirsiniz.
Kazım Yılmaz
Ümraniye E Tipi Cezaevi
C-8 Oda-İstanbul

Adalet Bakanlığı forsunu kullanarak bizi ağır cezalarda, DGM'lerde açtırdığı onlarca davayla canımızdan bezdiren Hikmet Sami Türk gitti. Ama onun 'Hayata Dönüş' operasyonunun izleri silindi mi? Ölüm oruçları bitti mi? F tiplerinde mahkûmların talep ettiği hakların hiçbiri verildi mi? Hapishanelerde insani koşullar, adalette reform istiyoruz!