'Ay, bu türbanı modernleştirelim, lütfeeen!'

En başından muradımı langadanak söyleyeyim de, Alerjik Bünyeler boşuna bu yazının topraklarına girmesinler...

En başından muradımı langadanak söyleyeyim de, Alerjik Bünyeler boşuna bu yazının topraklarına girmesinler, topuklayıp Bekir Coşkun Vari'lerle (onlardan bizim gazetede de var yeterli miktarda) laik(çi) fanatik başbilen gönüllerine limonata serpsinler.
Tan Sağtürk, Bale Âlemi için ne ise; Atıl Kutoğlu da Moda Âlemi için odur! Aynen.
Bir PR canavarı! Limited yeteneğiyle ters orantılı bir kendini meşhur etme iştahı! İnanılmaz 1 gündemleme arzusu/azmi/kararlılığı!
Yetenek az olunca, anlaşılan, gurur da onunla düz orantılı oluyor; Varlığını Meşhur Olmaya Adamış Kişi önüne gelen her şeyi kullanıyor, her mevzuu İstismara Açık Hazine Arazisi telakki ediyor.
Müteahhit Acar'ın ormanlara/hazine arazisine kaçak dikme 'tutkusu' ne ise, bunların da medyalamada buldukları her boş santimetrekareye 'işaretleme' arzusu aynen- öyle. Denetimsiz bir kondurma (kuş) hırsı, kaçak devre yapıyor.
Ve fakat Türkiye'nin İklimini Belirlemeye Doymayan/Doyamayan Adamın, İklimatör Genel Ağbi E.Özkök'ün DE hakkını yemeyelim buralarda. Açın bakın Hürriyet Arşivi'ni, Kutoğlu 'En Sophia uydurukçuluğu ben yaptım/Hayrünnisa hanımla habire görüşüp modernelimi BEN uzattım' palavrasyonlarıyla ortalığa saçılmadan çoook önce-
Hiç yazmadıysa 5 kere, 6 kere yazdı (nerden artık esi esiverdiyse) Amiral Kaptan Özkök:
"Hani Kutoğlu'yla 1 çalışmalar yürütülüyordu.
Çok merak ediyorum o moda(lama) çalışmalarının neticesi ne oldu? Oldu? Oldu?" diye. Diye.
Kendisini, SosyopatŞirinelerinEcesi Gülben Ergen'e benzetmişliğim çoktur. Ama en nihayet Atıl Kutoğlu'nun bağrına Son 100 Yılın İmaj Balonu arzusunu bizzat E.Özkök düşürmüştür. Aynen Hülya Avşar'ı hatırlatan bir 'Oportünizm Benim Testeremdir/Testosteronumdur' kumpanyalamasıyla.
Zira Avşar Kadını da çıkıp (1 nevi Türkmen Kızı) "Niye, bilmem ki, Emine hanım şakkadanak başörtüsünü çıkarmaz meydanda? Mesela ben de zaten kapanmayı düşünüyorum" buyurmuştu. Yakın zamanda. Böyle sallamalara doymaz bünyesi+bütçesi. Biliyorsunuz.
Zaten (Türk Tarih Kurumu Başına göre 1 Türkmen Dişisi olarak) Reyhan Gürtuna'yı da fena halde beğeniyor, takdir zart zurt ediyormuş Avşar Kadını.
Muhtelif ucubik merhalelerin akabinde, saçlarını salıp da Husband's Little Helper Gürtüna Hanım, çarpışan otolarda fotoğraflanınca, takdirlemeye doyamamıştı 'Saçları Rüzgârda Otolonan Reyhan Hanım'ı nitekim Amiral Özkök Efendi. Yazı konusu yapmıştı, Avşar'ın konu konusu yaptığı üzre.
Yani Ertuğrul Özkök 1 Hülya Avşar'dır, 1 Gülben Ergen (sırasıyla); bazı bazı da Balenin Sağtürk'ü/Modanın Kutoğlu'sudur. 'Trendy' olan, 'belirleyici' olan, dıngıldayan, kımıl kımıldayan ne var ise (ya da olmasını istiyor ise) O'dur yazılarıyla, fikirbazlıklarıyla, dengedanlıklarıyla.
Bu Müthiş Sosyoloji(k) Dehamızın önünde(n) Sezer'in, Ecevit'ten devraldığı (gözyaşı içinde şiir kasetleriyle) kasketi salladıktan sonra, konumuza dönmemiz icap eder ise-
Ağbi; nedir bu yapışkan 1 ısrarcılıkla PR'ların Efendisi Kutoğlu'nu röp.'lemelere doymayan kıvamlara sevk eden 'Modernleştirelim şu mereti de, biz de rahat edelim, Askeriye de.' Tutkusu? İnadı? Tepinmesi?
Reyhan Gürtuna'yı (saçlarını tam salmadan önce) muhtelif şapkalamalarla Apokurya Maskarası kıvamında yeterince diyelim izlemedik mi? Utanmadık mı İnsaniyet namına? Oportünizm dininden?
Tüm o Sophia Loren Eşarpları'yla filan Kutoğlu'nun işkembeyi kübradan salladığı modeller, saçları şu kadar/ya da bu kadar gösteriyor 1 kere.
Ortada 'İnançlılar' diyebiliriz, 'Dindarlar', 'Müslümanlar' diyebiliriz; vakti zamanında yazılmış (ya da gökten inmiş) bir kitaba gönül bağlamış insanlar var. Onların inancına, dinine, imanına göre de başlarının bağlı olması gerekiyor. Başlarını bağlamak ve öyle yaşamak istiyorlar.
O zaman huzur buluyorlar. İyi hissediyorlar.
Hiçbir kitaba İNANMAYAN bir kadın olarak, başlarının bağlı olması, giyimleri kuşamları beni hiç mi hiç mi hiç rahatsız etmiyor. Ama diyelim demokrasinin gereği olarak yapılan seçimlerin akabinde, partisinin tek adayı olan Abdullah Gül yeterli oyu alırsa, memleketimizin cumhurbaşkanı olacak diye Hayrünnisa hanımın manevi bir ablukaya alınması beni üzüyor. Dahası utandırıyor. Yüzümü kızartıyor.
"Başını öyle bağlama da, böyle bağla", "Bak Avusturya'da konuşlanmış 1 Yetenek Fukarası/PR Canavarı senin için ne ciciler, ne abukluklar hazırlıyor." "Birazcık revize/reforme/çekiştirmeyle seni şöyle bir alt üst edivermez miyiz yani?" kumpanyaları, adalet duygumu rencide ediyor. Mahçubiyet Dalgaları da habire kıyılarımı döven, cabası.
Laikçilik bu mudur? Bu pazarlıkçılık, esnaf ruhu, dayatmacılık, karşındakini çocuklayıp kandırmaca yapışkanlığı, ısrarı mıdır? Üstelik 'laikçi Müslümanlar' vs. uyduruk kaydırık kisveleri altında, sizler bağlı/bağımlı olduğunuzu iddia ediyorsunuz Kuran'a. Ben değil!
Niye peki İnananların Kitabında Yazanlara benim kadar olsun hürmet gösteremiyorsunuz?
İşi mütemadi bir 'Aldım verdim/Ben seni yendim'e döküp kendi Gizli Reçetelerinizi yaratıklandırıp kakalamaya çalışıyorsunuz?
Hayrünnisa Hanım 2002 yılı dolaylarında, (Türkiye'yi tanıtabilir miyim efem? numerosu nedeniyle) yalnızca 1 kez görüştüğü Kutoğlu'yla- Üstün Yeteneksizliğini/Tasarımlarının Derin sıradanlığını/Ruhsuzluğunu, PR Yollarında başını gözünü dağıtarak telafi etmeye çalışan 1 Denetimsiz Sosyopat'la neden sürekli birlikte anılarak, saçma sapan bir 'revizyon', 'ıslah', 'ehlileştirme' çalışmasına itilmek isteniyor?
"Allah'tan reva mıdır?" desem hiçbir şey ifade etmez böylesi oportünistlere eminim.
Ama yarı ya da çeyrek 'kitaplı' olmaktansa, vicdan+izan sahibi bir dinsizlik hali bin kere yeğdir de- diyebilecek kadar bu kandırıcı/usandırıcı/güvenceli ve dolambaçlı hallerinden (hayatın herrr alanında) bezdim, bezdim bu kıymeti (PR bezirgânlıklarından menkul) tiplerin.