Aydın Cinayetleri

En büyük yazarlarını, şairlerini, sanatçılarını hapishanelerde yatırma siciline sahip bu ülkede, aydınlar, sadece adaletsiz yargılamalara...

En büyük yazarlarını, şairlerini, sanatçılarını hapishanelerde yatırma siciline sahip bu ülkede, aydınlar, sadece adaletsiz yargılamalara, haksız hapis cezalarına, linç girişimlerine, medya sansürüne, çarpıtma, karalama ve iftiralara maruz kalmıyorlar. Bu yaranın en derin yanını, siyasi suikastlerle katledilen aydınlar oluşturuyor.
Osmanlı'dan günümüze, sayısız aydın, siyasi nedenlerle suikaste, saldırılara kurban gitti.
Ahmet Samim: Siyasi suikaste kurban giden Serbesti Gazetesi'nin başyazarı Ahmet Samim, aynı zamanda ilk basın şehididir.
6 Nisan 1909'da katledildi. Galata Köprüsü'nün üzerinde tıpkı Hrant Dink gibi tabancayla vuruldu.
İttihat ve Terakki'yi eleştirdiği, yolsuzlukların üzerine gittiği için...
Mustafa Suphi: Türkiye Komünist Partisi kurucusu Mustafa Suphi, 28-29 Ocak 1921 gecesi 14 yoldaşı ile birlikte Trabzon açıklarında denize atılarak katledildi. Suphi, TKP'nin Bakü'deki 1. Kongresi'nden sonra ulusal kurtuluş savaşına katılmak için Anadolu'ya geçmişti. Ne var ki Mustafa Kemal önderliğindeki Ankara hükümeti, Suphi'nin Anadolu topraklarına ayak basmasından itibaren provokasyon örgütlemeye başladılar. Erzurum'da bu amaçla gerici bir kalabalık, Suphi ve arkadaşlarına saldırmaya kalkıştı. Bunun ardından Suphi ve arkadaşları, Trabzon'dan motorla Batum'a ve oradan Bakü'ye dönmeye karar verdiler. Ancak, Ankara hükümetiyle bağlantılı Topal Osman isimli çeteci tarafından katledildiler. Topal Osman, daha sonra Mustafa Kemal'e suikast iddiasıyla idam edildi. Mustafa Suphi'lerin nasıl katledildiğini bilen son kişi de ortadan kaldırılmış oldu.
Sabahattin Ali: 1947 yılında Bulgaristan sınırında ölü olarak bulundu. Sosyalist bir aydın olan Sabahattin Ali'nin katledilmesi karşısında devlet, 'komünist komplo' açıklamaları yaptı. Sabahattin Ali'yi öldüren -silah kaçırma suçuyla askerlikten çıkarılmış- gedikli çavuş Ali Ertekin, ifadesinde, cinayeti milli hislerle açıkladı: "...Şimdiye kadar memleket içerisinde yapmış olduğu ve bundan sonra da memleket dışında yapacağı zararlı hareketleri düşünerek milli hislerim galeyana geldi..."
Ali Ertekin 'adam öldürmek'ten hüküm giydi. Ancak hafifletici sebeplerle indirilmiş hapis cezasını, '50 affı' sayesinde 21 ayda tamamladı ve serbest kaldı.
Dönemin İstanbul Emniyeti Birinci Şube Müdürü Parmaksız Hamdi, yıllar sonra şu açıklamayı yaptı: "Cinayeti işleyen polis değil, MİT'tir. İnfaz emrini veren de gazeteci, yazar, CHP'de üst düzeylerde bir kişidir. Zaten bu emri veren politikacı da daha sonra feci şekilde öldürüldü, adını veremem." Aradan 60 yıl geçmesine rağmen Sabahattin Ali cinayeti hâlâ aydınlatılamadı.
Abdi İpekçi: 1 Şubat 1979'da kontrgerilla elemanı Mehmet Ali Ağca tarafından vuruldu. İpekçi'nin öldürülmesi, 12 Eylül'e giden yolda önemli bir kilometre taşı oldu. Bir süre sora yakalanan Ağca, tutuklu bulunduğu Maltepe Askeri Cezaevi'nden kaçırıldı. Ağca'nın kontrgerilla bağlantıları, yurtdışında da Papa'nın vurulmasına kadar uzandı. Ancak Ağca'ya, İpekçi'yi vurma talimatını kimlerin verdiği hep gizli tutuldu, araştırılmadı. Dahası, Türkiye'ye iadesinin ardından Ağca'nın salıverilmesi konusunda da girişimler başladı. Aradan geçen 28 yıla rağmen cinayetin arkasındaki isimlerin açığa çıkarılmamış olması, gerçek katillerin hâlâ devlet tarafından korunduğuna işaret ediyor.
Kemal Türkler: Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu'nun kurucusu ve ilk genel başkanı.
1961 yılında Türkiye İşçi Partisi kurucuları arasında yer aldı. 1970'te, 15-16 Haziran işçi ayaklanması nedeniyle tutuklandı. 1977 yılına kadar DİSK Genel Başkanlığı'nı yürüten Türkler, askeri darbe arifesinde, 22 Temmuz 1980 günü, ülkücü katillerce Merter'deki evinin önünde katledildi. Türkler davası, 27 yıllık bir hukuksuzluk öyküsü olarak tarihe geçti. Türkler'in katilleri arasında olduğu belirtilen Ünal Osmanağaoğlu, 8 Aralık 2001'de görülen duruşmada, Kemal Türkler'i, 1 Mayıs 1977'de 34 kişinin katlinden sorumlu olanların öldürdüğünü söyledi. Osmanağaoğlu'na, 6 Mart 2007'de yapılan mahkemeden beraat kararı çıktı.
Muammer Aksoy: Atatürkçü Düşünce Derneği Kurucu Başkanı Muammer Aksoy, 31 Ocak 1990 yılında Ankara'da öldürüldü.
Laik tutumuyla tanınan Aksoy'un öldürülmesi, İslami örgütlere mal edilmeye çalışıldı. Aradan geçen yıllar boyunca, yalnızca suikastta kullanılan silahın ele geçtiği açıklandı.
Çetin Emeç: Hürriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Emeç, 7 Mart 1990 tarihinde İstanbul'da evinin önünde şoförüyle birlikte öldürüldü. Dönemin İstanbul Valisi Hayri Kozakçıoğlu, "Çetin Emeç cinayetinin terörle ilgisi yok. Kendi çevresi ile ilgili bir cinayet o" dedi. Ancak aradan 16 yıl geçmesine rağmen olayla ilgili hiçbir bağlantı açığa çıkarılmadı.
Turan Dursun: İslam dininin yozlaştırılmasına karşı yazıları ve kitaplarıyla tanınan aydınlanmacı yazar Turan Dursun, 4 Eylül 1990'da İstanbul'da öldürüldü. Devlet, cinayetin hemen ardından, Muammer Aksoy cinayetinde olduğu gibi İslami örgütleri işaret etti. Dört yıl sonra da İslami Hareket Örgütü operasyonunda cinayetin çözüldüğünü açıkladı. Ancak, yakalananlar daha sonra serbest bırakıldı. Gerçek katilleri 16 yıldır hâlâ yakalanmadı.
Bahriye Üçok: 6 Ekim 1990'da Ankara'daki evine gönderilen bombalı kargoyla öldürüldü. Laik kimliğiyle öne çıkan İlahiyat Profesörü Üçok'un da İslami örgütler tarafından öldürüldüğü iddia edildi. Soruşturmanın ilk adımlarında, NATO menşeli olarak açıklanan patlayıcının cinsi, sonradan yapılan açıklamalarda Ortadoğu kökenli örgütlerin kullandığı Çekoslovak malı C-4 olarak değiştirildi. Dönemin MİT Müsteşarı Teoman Koman, Üçok'u, ölümünden kısa bir süre önce bombalı paketin nasıl açılacağı konusunda eğittiklerini açıkladı.
ADALET GEMİSİ YARGILAMALARI Aydın Cinayetleri Dosyası
(Devam edecek)