Aziz İstanbul pavyonları

Bi kere yukardaki başlık esas başlığın kısaltılmış hali. Köşelerde başlığın kısa olması gerekiyor.</br>

Bi kere yukardaki başlık esas başlığın kısaltılmış hali. Köşelerde başlığın kısa olması gerekiyor.
Teknik arıza çıkmasın diye öyle başlıkladım. Asıl başlık:
'Dün akşam bütün pavyonlarını dolaştım aziz İstanbul'.
Bu başlıktaki aziz kelimesini (ki çok aziz bir kelimedir) Laleciğim buldu. Ben yazılarımda ondan hep Laleciğim/Laleciğim diye bahsediyorum. (Lale Müldür Adıyla Tanınan Şair.)
O 'aziz'i bulunca (ki çok aziz bir kelimedir) ben hem yerlere yattım gülmekten hem de bir kez daha/artık kaç milyonuncu kezimize tekabül etmektedir, hayran kaldım ona.
Olaylar şöyle gelişti:
Altan, Lale ve ben fazlasıyla tatsız olayların ortasında kalmıştık.
Bir müddet sonra kalktık, gittik o fazlasıyla tatsız olayların yerinden. Fakat gecelerden cumartesi gecesi. Önce birinci yere gittik. Merdivenlere bile insanlar yığılmış.
Sonra ikinci yere gittik. İçerde oturamıyoruz. Dışarda oturamıyoruz:
İçimiz içimize oturamıyor yani. Zaten gecenin geç bir vakti. Bir kahve içip hani geceyi bir tatlılığa erdirelim; öyle dağılalım filan. Tüm arzumuz bu.
Üçüncü ve çok popüler yere seğirttik ki, kapıya insanlar yığılmış. İçeri girebilmek için bekleşiyorlar -iyi mi?
Ben bu bir yerin kapısında içeri girip dağıtmak/eğlenmek için kuzucuk kuzucuk sıra bekleyen insanları hiç anlamam. Sıra vergi dairesinde filan beklenir.
Altan -ki fikir analığında üstüne şahsiyet tanımam- "Hadi" dedi. "Şuraya girelim." Gösterdiği yerin adı:
MALİBOR
de Lüks
filan. Gerçekten. MALİBOR adı.
Lale de katıldı Altan'a. Ben tırstım ama ikisi birden -Peki oldum. Daldık Malibor'a.
Allahım. Bize bu fantastik dünyanın kapılarını nasıl da ve iyi ki de açtın.
Şahane bir yer. Localar var.
Ama biz en öndeki yarım daire masalardan birine oturduk. Türkçe pop çalıyor tabii ki. Ve pisti görmelisiniz. Acayip bir dans pisti.
İki kahve, bir su, bir havuç filan söyledik. Lale garsona dönüp: "Dans edebilir miyim?" dedi.
Biz koptuk tabii bu soru üstüne.
Sonra işte 'Azar azar' çalıyor. 'Senin aşkın balondu söndü' çalıyor. 'Kaç kere sever insan' çalıyor. En şahane parçalar çalıyor. Bizler de natürel olarak o muhteşem pistten yararlanıyoruz.
Derken yaşlı bir beyefendi belirdi. Ve Altan'ın elinden sigarasını aldı. Zira yasakmış orda elde sigarayla dans etmek.
Bu bizim için ilk kuraldı.
Zira Malibor çok çok ciddi bir müessese. Ve pek çok ciddi kuralı var.
Sigarayı alan 47 yıldır bu işi yapan ve 15 yıldır Malibor'un sahibi olan Hilmi beymiş.
Pistin zemini, üstünde Malibor
Malibor yazan marleylerle kaplı.
Hilmi bey de haklı olarak bu muhteşem marleyler yansın istemiyor.
Bir de MALİBOR yazısının altında palmiye ve güneş deseni var. Neresiyse artık 'Malibor.'
Ben Hilmi beye önce 'Korgeneral', sonra da 'Godfather' adını taktım.
Hilmi bey bizimle konuşan müşterileri azarlıyor; benim orda çalışan kızlarla fazla konuşmamı tasvip etmiyor - şudur budur.
Derken Hilmi beyi de dansa kaldırdım. A! o da bizimle dans ediyor.
Bir de Hilmi beyin 11 yıldır baş garsonluğunu yapan Ahmet bey var. Ahmet beyin pantolon askıları ve gözlükleri var. Harikulade bir beyefendi daha.
Müşteriler de şahane.
Lale, Tatlıses'in 'Bebeğim' şarkısıyla slow dahi yaptı. Sonra da "Hiç aklıma gelmezdi 'Bebeğim' şarkısıyla böyle bir duygusal 'high' yaşayacağım" dedi.
Her tarafta acayip bakımlı akvaryumlar var. Süsleri, bitkileri, dalgıçları her şeyleri tamam akvaryumların. Ama akvaryumlardan hiçbirinin içinde bir adet dahi balık yok.
Sordum tabii Hilmi beye.
"Ekonomik kriz" dedi.
Ben müesseseye balık hediye etmeye söz verdim. Ahmet bey çok memnun oldu.
Bu arada Lale sürekli küçük bir deftere notlar alıyor. 'Mesleki deformasyon' diyor. Haftaya pazara da o yazacak Malibor'u.
Biz bir pavyon serisi başlatmaya
karar verdik. Ama başka pavyonları
da yazacak mıyız emin değilim. Çünkü habire Malibor'a gitmek istiyoruz. Habire Malibor serisi olabilir yani.