Banko

Paketçiği-</br>mizi geçirdik hayırlısıyla.</br>Avrupa, kapılarını elbette açacaktır bu bereketli toprakların çocuklarına.

Paketçiğimizi geçirdik hayırlısıyla.
Avrupa, kapılarını elbette açacaktır bu bereketli toprakların çocuklarına.
Ama -yeter mi?..
Avrupa'yı olsun, Amerika'yı olsun SANAT OLAYLARIMIZ'la titretmenin, sesimizi yaratsal/tomurcuklamlı/izdüşümselsel doğurtganlığımızla yankılatmanın zamanı çoktaaan gelmedi mi; geçmiyor mu? Hani 'Vizontele'ye yurtdışından büyük rağbet vardı? Hani Meltem Cumbul Hollywood'dan teklif alıyordu/alacaktı/alacaklıydı? Hülya Avşar'a Güney Amerikalı bir dilber rolü teklif edilmişti?
Bunlar titititi olarak kaldı. Yılmaz Erdoğan Nobel'i -pardon- Oscar'ı yurda -henüz tabii ki- getiremedi.
Ama işte 'Dansın Sultanları' var: 100-150 kişi aynı anda, aynı Rio Karnavalı/Alman Faşingi kıyafetlerinin aynı farbelalı bacaklarını, aynı teğellenmiş sırıtışla kaldırıp dünyayı kendine ayran kılmakta. Anadolu'dan kimler geldi/kimler geçticiğinin danssal bu epik serüveni, Hıncal Uluç isimli Zevk Adamı mütemadiyen soluksuz; duygu olayından azade biz birkaç zibidiyi hayret verici bir sıkıntı bombardımanı altında bırakmakta. Ki artık patent sorunları yüzünden 'Anadolu Ateşi' ya da janjanlı başka bir isim, ama aynı muhteşem azim altında devam edeceklermiş.
Kiçç Kraliçesi Şakire olsun, Jennifer Lopez olsun, Madonna olsun -maksat liste dolsun- herkes bu epikleme Anadolu serüvensinin plastikasının ardında. Rivayet bu yani. Yurdun PR efsanesidir aynı zamanda bu ruhsuz danslama hadisesi. Ama yeter mi? Bir çiçekle bahar gelir mi?
Benim şahsen, yaratıklandırıcılığın ordinaryüsü diyebileceğimiz onemanshow Sinan Çetin'den müthiş ümidim var. Postmodern Yeni Şehirli Türklerin Sanatlama Hadisesi'nin pimini mutlaka o çekecektir. Başka kimseciklerde bu yoğun cevvaliyeti müşahede edemiyorum, bütün müşahedekârlığıma rağmen.
Önce medyalalamalığımıza minik minik Sylvia Kristel havadisleri yollattı. Yok onun esmer hatırı için çekimleri 3 günde bitirmişmiş, yok şuymuş buymuş. 78'lilerin otuzbir (arzu) nesnesi olan Kristel, Hollanda'nın bir köyündeki yumurta filan topladığı asude hayatından kalkıp böyle bir sanartsall olaya katıldı diyelim, birkaç bin dolar için. Ki yanlış anlaşılmasın; Emanuelle olarak kendisine saygımız sonsuzdur. Ama bu tuhaf projede yer almasaydı, haysiyetini korumuş olurdu.
Bu sefer haydaaa Fethiye'den Daryl Hannah'lı havadisler gelmeye başladı. Kızım yok mu
işin gücün? Tamam artık Hollywood filan tarafından görmezden geliniyorsun, ama
rahmetli John John'un anısına binaen bu muhteşem procelendirmekste yer almasan (Less is More Olayı) olmaz mı yani?
HAYIR! Senaryodan çoook etkilenmiş ve başrolü de isabetli bir kararla kendisi oynayan Sinan Çetin'in erotik tuzağına düşüvermiş.
Şimdi filmin adının Banka (İngilizcesi 'The Bank' olacakmış) olması, Sylvia Kristel'in Hollanda'daki köyünden 3-5 günlüğüne koparılması, Denizkızı Hannah'ın bu müthiş senaryodan acayip etkilenmesi, beni bir kediyi öldürecek merak seviyelerine ittirdi. Allah'tan 'Sır Gibi Saklanan Senaryo' açıklandı da (2 Ağustos 2002, Hürriyet) ben de bu sanat facialaması, pardon, hadiselemesi adına derin bir nefes aldım.
Evet Sinan Çetin bizceğizleri yine düşkırıklığına uğratmayacaktı.
İşte dünyayı sarsacak 'Banka'nın mevzuu:
Eski bir fotoğrafçı olan Yunus (Sinan Çetin), Rita (Sylvia Kristel) adlı Amerikalı eşinden ayrıldıktan sonra Türkiye'ye geri döner. Fethiye'nin küçük bir beldesinde Bananas adında bir restoran açar. Yardımseverliğiyle kısa sürede halkın sevgisini kazanır ve sessiz kasabaya hayat verir. Jane (Daryl Hannah) adında özgür bir Amerikalı kız, İsrail ve Yunanistan'ı dolaştıktan sonra Türkiye'ye gelir ve burada Yunus'a âşık olur. Fakat filmin kötü karakteri kaymakam (Ali Sürmeli) Yunus'u kıskanır ve restoranı kapatır. Filmde Teoman, Rahel Cemo adlı bir bankacıyı, Ragga Oktay ise Orfeo adlı bir müzisyeni oynuyor.
Noktasıyla virgülüyle aynen böyle.
Muhteşem -değil mi?
Çetin giriftleme hadiseleme iptilasından bekleneceği üzere, burası filmin yalnızca girişi. Galiba. Zira iki milyon dolara patlayacak olan bu pimin, pardon filmin çekimlerine New York ve Seattle'da devam edilecekmiş. (Uluslararası jetlag). Ayrıca filmdeki karakterlerinin hangi zilletten -pardon milletten- olduklarını çıkaramadığım Teoman (Türkiye'nin en sıkıcı
5 insanı listesinde daimi bir isim) ve Ragga Oktay (hakiki bir kabiliyet pınarı) Türk kızlarına âşık oluyorlarmış ve Teoman'ın sevgilisini Zen oynuyormuş.
Buyrun, burdan buyrun.
Bu muhteşem Dünya! Dünya! Duy Sesimizi! film procelendirmesi bana geçen haftalarda seyrettiğim başka bir filmi, hatırlattı. Onunla ve bununla, bu mühim konuya devam edeceğim ey okur! Zira devamlanmayacak gibi değil.