Basın Özgürlüğünde Son NOKTA

Doğru oturup doğru konuşalım: Türkiye'de yıllardır doğru dürüst bir haber dergisi çıkmıyor. Çıkan dergiler birer Soğutma Büyüsü gibi. Sade suya tirit çorbalarıyla (dergi formatında) idare etmemiz talep ediliyor ki...

Doğru oturup doğru konuşalım: Türkiye'de yıllardır doğru dürüst bir haber dergisi çıkmıyor. Çıkan dergiler birer Soğutma Büyüsü gibi. Sade suya tirit çorbalarıyla (dergi formatında) idare etmemiz talep ediliyor ki, gazetelerin hafta sonu ilaveleri DAHİ bunlardan daha doyurucu,
daha yetkin, etkin. E, paramla niye böyle bir boşluğa dergi formatında, şehadet edeyim?..
Hal böyleyken, NOKTA yeni yönetimiyle, yeni kadrosuyla, yeni haliyle işte nasıl da mühim bir açığımızı (haber dergisi) hem işaret etti, hem kapamaya yeltendi. Ard arda son derece mühim habercilik bombaları patlattı. Radikal dahil bir sürü gazete manşetledi NOKTA'nın haberlerini. Orda iyi bir şeyler olmaya başlamıştı. Haberciliğin, epey bir aradan sonra, bu topraklarda, bu angaje medyalama ortamında mümkünat dahilinde olabileceğini kanıtlayan 'şeyler'. Araştırmacı/eleştirel gazeteciliğin
ölmeyebileceğini. Bunca kurşuna rağmen.
Önce ANDIÇ bombasını patlattı NOKTA.
Sonra da DARBECİ GÜNLÜKLERİNİ. Dört darbe heveslisi generalin (ve en hevesli 2 adetinin) Genelkurmay Başkanlığı'nı yapmış ve bir nevi darbe heveslerini kursaklarında bırakma görevini ifa etmiş bulunan Özkök Paşa, Büyükanıt'ın (once again) 'tarihi' konuşmasından 1 gün önce konuşmuş; 'Ne var derim, ne de yok' vari bir emekli 'büyükelçi' 'ideal' kurmay başkanı 'tonuyla' bal gibi olayların hakikâtte vuk'u bulduğunu, söylemeden söylemiş olmuştu. (Satır aralarından yapılabilecek yegâne okuma- buydu!)
Ama ama ama 'Arşivlerde YOKtu!' Yaaa, öyle mi? Arşivlerde olacaktı sanki; ama aranmış taranmış bulunamamıştı. Yaaaa.
Kadiri Mutlak Askeriyemiz (once again) otorite alanlarının sonsuz sınırlarını kalın kırmızı çizgileriyle çizmiş, darbeci heveskârının günlüklerinin gerçekliğini tartışmaya açmanın BU topraklarda mümkünat haricinde olduğu gerçeğini, suratlarımıza şaklatmıştı. (Ancak kamukoyunun suratı yüzde yüz plastiklendiğinden hiçbir etki/tepki söz konusu olmamıştı. Yarabbi şükür, dışında.)
Ve fakat anlaşılan NOKTA'yı terbiye etmek güç olacaktı. 5 Nisan tarihli dergi Ahmet Şık'ın 'Sivil eylemler NE kadar sivil?' haberiyle, Kadiri Mutlak Askeriyemiz'le didişmeye temayüllü bir yapıyı ele vermekteydi. Üst üste 3 (adet) Askeriyemiz'e 'yönelik' haber! Gözdağının zamanı değil ise neydi?
NOKTA'nın haberi oysa had safhada mühimdi: Hakikaten son zamanlarda halüsinojenik mantarlar gibi türeyen sivil toplum örgütleri; neydi bunlar Alla'sen? Bu kadar çok çeşit ve modelde ve cürette meczup nerden temin edilmekteydi ve bunlar arsızlık kontenjanlarının sonsuzluğunu neye borçluydular?
Diyelim Mahkeme Basma Timleri? Taş çatlasa 40-50 kişiden oluşan bu timlerin içindeki herkes bir elebaşıydı. Natürel liderdi. Hepsinin bir cemiyeti var, hepsi birer adet başkan. Ramazan Bakkal da (hani TESEV'de sunum yapan akademisyen hanımın babasını tokatlamıştı) 'başkan' Kemal Kerinçsiz de, Sevgi Erenerol da. 'Türk Ortodoks Patrikliği Basın Sözcüsü' titriyle kendi kendini taltif etmiş bulunan Erenerol benim mahkememde de bağırtı çıkartmaktaydı, Hrant Dink'inkinde de. Mevcutlu tamam ve fakat bu titr ne anlama geliyor? Bileniniz var mı?
'Başkanlar' orda ama 'üyeler' yok: Zira az önce de dediğim gibi 40-50 kişinin hepsi 'başkan'. 'Devletimizin teveccühleriyle', 'kast ajansları tarafından kast edilmiş' yazarak habire, tüm bu şaibeli damarları 'kast' ediyorum. Bu damarlar hakikaten nereye uzanıyorlar? Nerelerden nereye?
'Uygulamaya bakalım uygulamaya!' diye (Adalet bakanımızın halen de iffetsizce savunduğu) 301'den yargılanırken (ve hedef haline getirilirken bu sivil elebaşların mahkeme çirkinlikleriyle) Hrant Dink, diyelim Veli Küçük tam orada görüntülendi. Benimkinde ise Danıştay baskınında katkısı bulunan emekli yüzbaşı. Mevcutluydular. İş başında.
Veli Küçük de 'sivil' başkandır herhalde.
'JİTEM Kurucu Mimarları Sivil Derneği' gibi bi şeyin DE başıdır. Hukukçuların nasıl gıkı çıkmadıysa yıllarca Kerinçsiz'in 'titrinde' kirletilmelerine, mimarlar da alınmazlar herhalde. (Teşbih hatası diye 1 şey yok, biliyosunuz?)
Teşbihler bir yana, tümmm bu baskın timleri önce hedef haline getirip teşhir ettiler, sonra Veli Küçük'ün bir zamanlarki görev yerinden, Trabzon'dan çoluk çocuk; aa, milli hisleri galeyana gelip 500 lira artı otobüs bileti artı beyaz bereyle İstanbul'a 'damlayıp' Dink'i vuruverdiler. Gitti Dink!
Böylesi güzel sivillikler söz konusu. Tandoğan Meydanı'nda şahlanan milletimizin putperest gösterisini Atatürkçü Düşünce Derneği düzenledi. De, başkan ortalıkta görünmedi. Prof. Nur Serter hanım ve sırıtma ayinleriyle yetinmek durumunda kaldık. Zira derneğin başkanı
Darbeci Günlükleri'nin iki numaralı kahramanı Orgeneral Şener Eruygur. Buyrun bakalım!
Ey ahali: tümmm bunlar tesadüf olabilir mi? Milleti kurtaracak milislerin başında parapsişik hanım Nur Serter, şaibeli kanal sahibi/ 'ulusalcıların sevgilisi'/ majör hatip Tuncay Özkan (ki dayak kötek indiriliyordu az daha kürsüden) ve Eruygur paşalar var ki, buna 'Bir Millet Uyutulurken' diyebiliriz ancak. Ve artık çok vahim bir fren/mantık/izan sorunu olduğu aşikâr olan Tuncay Özkan'ın Büyükanıt'ın aşırı (görev sınırlarını) ihlal edici konuşmasını yeterince 'şahin' bulmayıp (pek tabii ki yine kendi televizyonunda) 'Gerekirse bu (m)illet kendi ordusunu kurar' noktasına vardığına işaret edebiliriz. Kesmiyor artık bunları hiçbir çığlık!
Atam sen kalk da; Özkan otursun!
Gözlerimizin yaşlarına iki bak! Mesut Yılmaz goygoyculuğu/patronun iş takipçiliği sayesinde alınan transfer paralarıyla 'antiemperyalist'
(s)özde Türk/özde şizoid kanallar kurulsun.
Vur vur inlesin, kafası tutulmuşlar dinlesin.
'Sivil' toplum örgütleri, Büyük Türk Milleti Uyanış Mitingi, Emekli Oramiraller, Orgeneraller hepsi birbirine girdi.
Ve fakat 5 Nisan tarihli NOKTA'nın başlığı zurnanın zırt dediği yer olmalı ki; Askeri Savcılığın son derece kapsamlı arama emriyle (günlerdir aranıyorlar, bilgisayar diskleri vs. taranıyorlar) acayip bir baskın yaşandı. Halen binayı terk edip etmediklerini bilmiyoruz. Ama biz konuyu terk edemeyeceğiz. Giriş sayın (anlaşılan) bunu. Hamlet'in Danimarkası dahi bu denli çürümüş olamazdı.