Başta Mustafa Kemal, Ben, Çölaşan, Fox ve diğerleri

Yegâne Emin Çölaşan Anım:</br>İsmet, o zamanlar libidosu yüksek 1 Ankara Temsilcisiydi. Beni arabasıyla (göreyim diye) Ankara'ya götürmüştü.

  • Yegâne Emin Çölaşan Anım:
    İsmet, o zamanlar libidosu yüksek 1 Ankara Temsilcisiydi. Beni arabasıyla (göreyim diye) Ankara'ya götürmüştü. Cömert Ruhu sayesinde yüzde 100 polyester takım elbiseli adamları (Halk Arasında: Milletvekilleri) ilk kez orada görmüştüm. Gece Sedat'la beni pavyona götürmüşlerdi. Ankara'da o zamanlar daha Mesire Yerleri kurulmamıştı. Geceleri gasteciler, vekiller, bakanlar, ajanlar, kurullar filan kaynaşmış/imtiyazsız 1 şekilde pavyonlarda eğleniyorlardı. Çok etkilenmiştim.
    Hürriyet Ankara Kralı olan S'Ergin sayesinde Hürriyet Ankara Binası'na sızmıştım. "Gel seni Emin Çölaşan'la tanıştırayım" demişti. Çok çok heyecanlanmıştım. Birtakım dehlizlerden geçerek üst katta bir odanın kapısına vardık. Herşey Harry Potter filmlerindeki gibiydi; ben de Harry Potter'in gözlüğünü düşürmüş hali gibiydim.
    Kapıyı 3 kez çalıp (Tık! Tık! Tık!) içeri girdik. Kürsüsünün ardında Mr. Dumblemore, pardon Emin Çölaşan oturuyordu. "Aa, siz de mavi gözlüymüşsünüz" dedi. Bu lafını hatırlıyorum. Başka da bir şey hatırlamıyorum.
  • Mavi Gözlerin Önemi:
    Bana ilk defa birisi, bu esrarengiz lafı etmişti.
    Mavi Gözlerin Önemi üstüne düşünmeye koyuldum.
    Aradan yıllar geçti hâlâ da düşünür dururum. Acaba yurdumuzda çok az miktarda bulunan Bu Göz Rengi, beni natürel olarak Seçkinci 1 Çete'nin mensubu mu yapmaktaydı?
    "Ben sizi kötü, zararlı biri olarak biliyordum. Gözleriniz mavi olduğuna göre demek SİZ DE bizdensiniz."
    Emin Çölaşan frenleyemediği bir hayretle sarf ettiği bu cümleyle, üstü kapalı olarak da olsa, bana BU mesajı mı veriyordu? Ne demek istiyordu? 'Siz DE'nin anlamı açıktı. Zira Çölaşan da mavi gözlüydü. Dahası, O: devletçiydi, Kemalistti, 6 korumayla geziyor, Minik Kuş'tan haber alıyor, dosyaya dosya demiyor, haddinden fazla dosyalandığı için dosyalara 'civciv', 'somon', 'çakıl', 'fred' filan gibi (kanımca) isimler takıyor, memleket işlerine ve keyfine bakıyordu.
  • Yoksa yoksa şifre Mustafa Kemal Atatürk'ün Son Yemeğinde mi gizliydi?
    Hakiki aydınlanmamı sağlayan olaylar 5'er yıl arayla 2 büyük merhalede gelişti.
    Yapı Kredi'nin Salı Toplantıları'nda yazdığı peynir kitaplarıyla ünlü olan bir bey, sesimi duyunca 1 Mustafa Kemal fıkrası anlattı. Bildiğiniz üzre Atamız'ın da sesi tizdi.
    Fıkra da "Bari şeker istemeseydiniz paşam!" fıkrasıydı. (Çok ısrar ederseniz ilerde anlatırım.)
    Evet, ne yalan söylemeli? Mustafa Kemal'le ses tonlarımız alabildiğine benziyordu. Ama asıl aydınlanmamı Yaşar Büyükanıt Genelkurmay Başkanı olunca yaşadım.
    Bakıyordum, bakıyordum: bir daha bakıyordum. Rejimin Bekçisi, Büyük Türk Ordusunun Başı Büyükanıt Paşa, Mustafa Kemal'e ne kadar benzemiyorsa, ben o kadar benziyordum.
    İkimiz de mavi gözlüydük, açık alınlıydık, çıkık elmacık kemiklerimiz, ince dudaklarımız ve belirgin kaşlarımız vardı. Boyumuz posumuz, ellerimiz, ayaklarımızın numerosu; ama asıl sesimiz! Yoksa ben; evet Yaşar Paşamızın fiziksel olarak Mustafa Kemal'in nerdeyse zıddı olduğunu göz önüne alırsak; yoksa ben Mustafa Kemal'in devamı mıydım?
  • Köpeğimin adı niçin Fox'tu?
    Hoş gerçi köpeğimin adı Fox ya da Foks değildi. Ama ikimizin DE düşkün olduğumuz birer köpeği vardı. Sanırım Atamız'ın köpeği benimki kadar sorunlu değildi. Sanırsam burada ayrılıyorduk. Bir de ben balolarda dans etmiyordum; ama iki yaz önce rakı içmeye ve sohbetimden doyulmamaya başlamıştım. Yaverlerim doğru dürüst olmadığı için, bunu çevreye duyuramıyordum. Sanırım en hazini Tuncay Özkan'ın ne kadar, ama ne kadar Mustafa Kemal'e benzemediğiydi. Diyelim ona; Emin Çölaşan'ın, 'Aa, siz DE' diye başlayan manalı mı şifredar bir cümle etmesinin imkân ve ihtimali yoktu.
  • Çölaşan ve Dündar'ın Eğlence Timi
    Yıllardır bağrımda sakladığım; yalnızca şimdi (yazarlarının yaş haddinden emekliye ayrılamamasıyla tanınan) bir gazetenin başına geçmiş bulunan S'Ergin'in bi zamanlar habire sarakaya aldığı, bu şaşırtıcı hatıramın başıma üşüşmesinin peki; nedeni neydi? Emin Çölaşan'ın Amiral Gemisindeki görevinden alınması!..
    Bu da 1 işaret miydi? Neydi?
    Bunu ilerde semalarımda patlayan işaret fişekleriyle çözmeyi ümit ede durayım-
    Üzülmüş müydüm? Evet, harbiden üzülmüştüm. Çölaşan yalnızca bir marka, bir kurum, sonsuza dek yaşaması gereken bir köşebaşı dükkânı değil (ve de 24 saat açık kalması); Kollektif Bilinçaltlarımız'ın olmazsa olmaz bir mihenk taşıdır aynı zamanda.
    Çölaşan'ın koyu devletçi, ağır sağcı, müthiş elitist, fena fanatik köşesi yalnız ve yalnızca onun oligarşist bakış açısından beslenmez, o aynı zamanda Dosyaların Efendisi'dir ki-
    Ne zaman kimle alâkalı, hangi dosyayı açacağının bence konjonktürel göstergeler açısından fevkâlâde önemi vardır.
  • Çölaşan'ı arayacak mıyım?
    Hoş, son zamanlarda Takık Muhaliflik Çizgisi'yle eski güzel günlerin çeşnicibaşılığından epeyce uzaklaşmıştı. Ve 'işi' ağırdan (hem ağbilik hem sürat açısından) alıyordu.
    Ama: yerine getirilen OrtadanKompozisyonlarlaSaydıranAğbi'ye Çölaşan'ın en emekli halini (ve tabii masmavi gözlerini) bin kere yeğler miyim? Yeğlerim!
    Bir de Uğur Dündar'la feci eğlenceli 1 'Ben sana Tilki Şakası yapayım/Sen bana Kurt Kardeş' arkadaşlığı olduğunu duymuşluğum var ki- "Keşke bi 10 yaş büyük olsaydım da; onların Şakamera Kardeşliği'ne dahil olaydım" demişliğim de yok değildir. (Onların yaptıkları/ettiklerini kısskanıp.)
    -2 negatif 1 pozitif eder.
    -Sonuncu başlıkla, sondan bi öncekinin yerinin değiştirilmesi gerekiyor.
    -Pazar eğlencesi sizin olsun diye bu oyunu da, diğer şifreleri de size ne biçim armağan ediyorum.
    'Oyunlarım Türk varlığına-' yani. Daha ne diyeyim?